ENGLISH
DESTEK OL!
Gönüllü Ol
HABERLER

Uzaydaki aynalar ve su altı perdeleri: Teknoloji Arktik Buzullarını kurtarmak için bize yeterince zaman kazandırabilir mi?

Yayınlanma Tarihi: 22 Temmuz 2025
Uzaydaki aynalar ve su altı perdeleri: Teknoloji Arktik Buzullarını kurtarmak için bize yeterince zaman kazandırabilir mi?

Arktik buzullarını kurtarmak için teknoloji devrede: Jeomühendislik fikirleri bilim dünyasını ikiye bölerken, iklim krizine karşı zaman kazanma umudu ile potansiyel riskler arasında hassas bir denge aranıyor.

Haber: Oren Gruenbaum – The Guardian

Çeviri: İrem Soysaldı (Buğday Derneği Gönüllü iletişim ekibi)

Fotoğraf: Anadolu/Getty Images

Haziranın son haftası Cambridge’de düzenlenen bir konferansta, bölgeyi soğutmak için önerilen bir dizi jeomühendislik fikri ele alındı ve bu fikirlerin faydalarının risklerinden ağır basıp basmadığı tartışıldı.

Buzulbilimci John Moore, 1980’lerde Arktik’te iklim araştırmaları yapmaya başladığında, çalışmaları için bolca uygun alan bulunuyordu. Ancak bölgenin aralıksız ısınması nedeniyle bu alanların çoğu artık yok. Arktik bölgesi, küresel ortalamanın dört katı hızla ısındığı için bu bölgeler basitçe eriyip gitti.

Kırk yıl sonra Moore’un araştırma ağı olan University of the Arctic, bölgede iklim değişikliğinin etkilerini yavaşlatmak, durdurmak ve tersine çevirmek için 61 potansiyel müdahale belirledi. Bu fikirler sürekli güncelleniyor ve bazıları Cambridge’de yapılacak konferansta değerlendirildi. Bilim insanları ve mühendisler, bu radikal teknolojik çözümlerin buzulların kaybının önüne geçebilir ve zaman kazandırabilir işlemler olup olmadıklarını tartıştı.

Moore şöyle diyor: “Bu fikirlerin arasından işleme koyulabilecek olanlardan 10 kadarını istiyoruz. Kimse henüz bunların hayata geçirilmesinden söz etmiyor.” Bu araştırmanın “işe yaramaz, umutsuz fikirleri elemekle ilgili” olduğunun altını çiziyor ve uyarıyor: “Ancak şimdi başlarsak işe yarayabilecek fikirler olabilir, ya da 30 yıl daha bir şey yapmazsak çok geç olabilir.”

En iyi yaklaşımın, “bu fikirleri mantıklı bir şekilde değerlendirerek” ilerlemek olduğunu söylüyor. “Aksi takdirde bu sadece tahmin ya da bir tür inanç meselesi olur.”

Arktik bulutlarının parlaklaştırılması yoluyla güneş ışığını yansıtma yöntemlerinden (SRM), dev su altı perdeleriyle buz tabakalarını sabitleyerek sıcak su akımlarının buzulları eritmesini engellemeye, hatta uzaya yerleştirilecek dev aynalara, bir zamanlar bilim kurgu gibi görünen fikirler artık ana akım haline gelmiş durumda.

“Bu fikirlerin hiçbiri her şeyi çözemeyecek.” Diyor Moore, asıl meselenin olası maliyet ve görünen faydanın karşılaştırılması olacağını da ekliyor.

Konferansa ev sahipliği yapan Cambridge Üniversitesi İklim Onarımı Merkezinin direktörü Dr. Shaun Fitzgerald için bu, iklim krizini yavaşlatmadaki “başarısız ilerlememiz”in farkına  varmasıyla başlayan, sera gazı emisyonlarını azaltmaktan Arktik’i kurtarmak için daha radikal fikirlere yönelmesine kadar 30 yıllık bir yolculuk oldu.

“Bir şeyler yapmaya çalışmanın getireceği risk, bir şey yapmamanın doğurduğu riske karşı mukayese edilmeli.” Dr Shaun Fitzgerald, Cambridge Üniversitesi

“Bu diğer alanlarda bilgi üretme zorunluluğu hissettim” diyor. Tartışmaya açık daha çılgın fikirlerden bazıları arasında, Zeplin büyüklüğünde hava gemilerinin arasına asılmış 10 kilometre genişliğinde güneş siperleri ve deniz buzlasına ihtiyaç duyan Arktik canlıları için sabitlenmiş sal koridorları oluşturmak yer alıyor. Öte yandan bazı önlemler şimdiden uygulanıyor. Geçen yıl İngiliz girişimi Real Ice ve Hollandalı şirket Arctic Reflections, buzların yeniden donmasını sağlamak için üzerine su pompalanmasını içeren projeler yürüttü.Birçok eleştirmen için bu tür müdahalelerin etik ve hukuki boyutları jeomühendisliği tartışmalı hale getiriyor. Örneğin, 2021 yılında Finlandiya, Norveç, İsveç ve Rusya’daki Saami halkının haklarını savunan Saami Konseyi, Harvard tarafından önerilen bir stratosferik aerosol enjeksiyonu (SAI) test projesini diğer STK’larla birlikte eleştirmişti. Bu yöntem, büyük bir volkanik patlamanın etkisini taklit ederek güneş ışığını yansıtmak ve gezegeni soğutmak amacıyla aerosollerin stratosfere salınmasını öngörüyor. Saami Konseyi, bu projeyi “ahlaki bir risk” olarak tanımlamıştı.

Bir Inuit avcısı, Batı Grönland’daki Uummannaq’ta eriyen suların üzerinden geçiyor. Fotoğraf: Lawrence Hislop / Arendal

Bu tür hassasiyetleri dikkate alan Cambridge konferansı,etik, yönetişim, sürdürülebilirlik ve halkla iletişim gibi başlıklarda da oturumlara yer veriyor.

Arktik’teki iklim tehlikesinin etkilerini yavaşlatmak, durdurmak ve geri çevirmek için Moore’un belirlediği müdahalelerden bazıları detaylı şekilde araştırılmışken, bazıları henüz taslak aşamasında, yüksek bütçeler gerektiriyor veya gereken ölçekte uygulanması pek mümkün görünmüyor.

Şu ana kadar ulaşılan sonuçlar, okyanus temelli çözümlerin çok daha fazla belirsizlik, sınırlama ve risk taşıdığını ortaya koyuyor. Bazı fikirler ise neredeyse her açıdan o kadar düşük puan aldı ki, “daha fazla değerlendirme için uygun değil” kararı verildi. 

Bunlardan biri olan okyanus akıntılarının değiştirilmesi fikri Soğuk Savaş döneminde ortaya atılmıştı. O zamanlar Bering Boğazı’nın kapatılarak Arktik’in daha yaşanabilir hale getirilmesi önerilmişti. Yıllar sonra iklim aktivisti Rolf Schuttenhelm benzer bir öneriyi Arktik deniz buzunu artırma amacıyla gündeme getirdi.

Küçük ölçekli kullanılan bir çözüm: suyun buz üzerine pompalanarak yeniden dondurulması. Fotoğraf: Real Ice / Cambridge Üniversitesi

Moore şunu söylüyor: “Yanlış yapması çok kolay, ve kimse doğru yolu bilmiyor. Hep yerel faydalarla ilerliyorsunuz ve sonunda küresel faydalar elde etmeyi umuyorsunuz.”

Fitzgerald, hangi fikirlerin öne çıktığı konusunda kesin bir görüş belirtmek istemiyor. “Farklı yaklaşımlara açık fikirli kalmamız çok önemli,” diyor.

Buna rağmen, dikkatlerin çoğu stratosferik aerosol enjeksiyonu (SAI) ve deniz bulutu parlaklaştırma (MCB) üzerinde toplanıyor. Cambridge Üniversitesi Kutup Okyanus Fiziği Grubu başkanı Prof. Peter Wadhams, MCB yöntemini “çok etkili” buluyor. “Daha küçük ölçekli uygulandığı üzere zararlı bir etki görülürse süreç durdurulabilir bu önemli bir avantaj” diyor.

Ancak SAI konusunda daha temkinli. MCB ile karşılaştırıldığında SAI’nin etkisinin tehlikeli şekilde uzun ömürlü olacağını düşünüyor. Deniz buzunu kalınlaştırmanın ise çok fazla enerji gerektirdiği için uygulanabilir olmadığını söylüyor. “Küçük ölçekte işe yarayabilir ama fark yaratacak ölçekte değil. Deniz bulutu parlaklaştırma en iyi ihtimal ve en dikkatle düşünülmüş yöntem olarak kalıyor.”

Melville Koyu’nda Grönland’daki Kullorsuaq Inuit köyüne dönen avcılar. Fotoğraf: REDA / Universal Images / Getty

Bu yılın başlarında, Birleşik Krallık’taki bilim insanları, deniz bulutu parlaklaştırma gibi yöntemleri içeren açık hava jeomühendislik deneyleri başlatacaklarını duyurdu. Bu program, 50 milyon sterlinlik hükümet desteğiyle finanse ediliyor. Ancak bazı kesimlerde muhalefet büyüyor – bu hafta İngiltere parlamentosunda jeomühendisliğin yasaklanmasına dair bir dilekçe üzerine tartışma yapıldı. ABD’de ise Tennessee eyaleti bu tür uygulamaları tamamen yasakladı.

Bu tür teknolojilerin potansiyel felaket risklerinin faydalarını aştığını savunan eleştirilere karşı Fitzgerald şu yanıtı veriyor:
Bir şeyler yapmaya çalışmanın getireceği risk, bir şey yapmamanın doğurduğu riske karşı mukayese edilmeli. İklim değişikliğinin hızına uygun şekilde bu araştırmaların da hızla devam etmesi gerekiyor.”
Ve şöyle ekliyor: “Eğer şimdiki durum kötü diyorsak, gelecek 100 yılda olacakları düşünmeliyiz.”

Etiketler: , ,

Henüz yorum yapılmamış

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Paylaş