Odağına Doğayı Alan Sanatçılar: Derin Uludağ
Röportaj: Emel Kızılcık
Doğa çağlar boyunca sanatçılara ilham vermekle kalmamış, ihtiyaç duydukları tüm malzemeleri de sunmuş. Çömlekçiler, sepetçiler, heykeltraşlar, dokumacılar boyalarını fırçalarını, killerini iplerini, sazlarını yünlerini doğadan derlemiş.
Bugün sanatçılar için endüstri, sonsuz malzeme seçeneği sunsa da sanatçıların doğayla bağı kopmadığı gibi bazı sanatçılar inatla, kararlılıkla ve yaratıcılığına duydukları hayranlıkla doğaya geri dönüyor, fakat bu dönüş o ilk zamanlardan biraz farklı. Bu dönüş, doğayı ölümsüz ve seyirlik dekoratif nesnelere dönüştürmekten öte, yeniden doğmasına fırsat vermek için.
Yontulmuş mermerden filizlenen heykellere doğru heyecan verici bir dönüşüme tanık oluyoruz.
Derin Uludağ, Dokuz Eylül Üniversitesi Resim Bölümü’nde başladığı eğitimin bir dönemini İtalya’nın Sicilya bölgesinde, Accademia di Belle Arti di Catania’da geçirdi. İlk sokak sergisini de burada yerel bir dernek olan Gammazita’nın desteğiyle açtı. Bu dönemin ardından bir süre İspanya’nın Barselona şehrinde yaşayan sanatçı stajını Galeria Maxo’da tamamladı.
Yüksek lisansını Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’nde “Resimde Renk ve Güncel Resim Pratiğinde Doğal Boyaların Kullanımı” başlıklı teziyle tamamladı. Aynı bölümde sanatta yeterlilik programına devam eden Derin Uludağ, pratiğini atölyeler aracılığıyla kolektif ve disiplinler arası alanlara esnetmekte, soyut resim, ekoloji ve ham sanat üzerine çalışmalarına devam ediyor.
Derin Uludağ ile sanatçı olarak doğayla kurduğu bağdan ve tohumlu heykel atölyelerinden konuştuk.
Tohumlu heykel yapma fikri nasıl ortaya çıktı?
Kendimi bildim bileli bir şeyler toplarım, bitki yetiştiririm. 2020 yılında pandemi başladığında Çanakkale’deydim, “sub insiyatifi”ne dahil olmuştum. Plastik sanatlarda kullandığımız malzemeler ve üretimlerimizin süreç ve sonuçları hakkında sık sık sohbet ediyorduk. Bu dönemde mutfağım bir laboratuvar ve atölyeye dönüştü. Doğal boyalar da buradan ortaya çıktı, pek bir şeyi atmıyordum. Atıkların nelere dönüşebileceğine bakıyordum. Tohumlar da saksılara gidiyordu tabii. Çoğu tohumun patladığını, yeşerdiğini gördüm. İçindeki canın yoğunluğunu ve hevesini fark ettikçe tohumlar beni heyecanlandırdı.
Bir süredir sanat pratiğinde kullandığım malzemeleri sorguluyor ve hazır malzemeden gittikçe uzaklaşıyordum. O dönem sub’da türlü türlü malzemeyle oynadık, ambalaj atıkları, mutfak artıkları, hamur kağıtlar, yosunlar… biyomalzemelerle birçok deney yaptık. Sonra bir gün Fukuoka’nın doğal tarım yöntemi ve tohum topları ile tanıştım.
Tohumlarla haşır neşir olmaya 2020’de evde saksılara yediğim meyve-sebzelerin tohumlarını bırakarak başladım. Ardından Masanobu Fukuoka ve tohum topları ile tanıştım. Kırsala taşınıp bahçeyle ve bitkilerin döngüleriyle hemhal oldukça tohumlara merakım büyüdü. Onları izlemek, biriktirmek ve toprağa bırakmak keyifliydi.
Zamanla formları da beni büyüledi. Bahçede ve saksıda ufak heykel denemeleri yapmaya başladım. Pişmeyen kil heykeller yağmurda zamanla yok oluyor ve tohumlar toprağa karışıyordu. 2022 Eylül’de İzmir’de gerçekleşen Darağaç Rotasyon’a dahil olduğumda sergi mekânları arasında bostanın da yer almasıyla bir süredir demlenen düşünceler bir seri heykel ile forma kavuştu. Bostana yerleşen heykeller yağmurlar başlayınca gözden kayboldu ve umuyorum ki barındırdıkları tohumlar baharda filizlendi.
Atölyeyi nerede, kimlerle yapıyorsun?
Öylesine akıcı, kapsayıcı ve keyifli bir atölye ki biraz elimizi kirletebildiğimiz her yerde herkesle yapabiliyoruz. Tohumlu heykeller bugüne kadar çeşitli yaş gruplarıyla, farklı şehirlerde 10’dan fazla kez gerçekleştirdiğim bir atölye pratiği oldu.
İlk atölyeyi açık bir alanda, 2023’te Gökçeada Plastiksiz Festival’de yetişkinlerle gerçekleştirdim. 2024 yılının başında Çanakkale Mahal’de çocuklarla iki atölye, bahar aylarında Serhat köyünde bir sanatçının bize evini açmasıyla yetişkinlerle bir atölye gerçekleşti. Aynı yıl sonbaharda Zero Gathering kapsamında Bozcaada İlkokulu’nda çocuklar ile kendi okullarında bir atölye yaptık ve heykelleri sokaklara yerleştirdik. 2025’te Postane İstanbul’da Esra Güven eşliğinde hem çocuklar hem yetişkinlerle birlikte tohumlu heykeller yaptık. 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nde Bozcaada Gathering kapsamında çocuklar ile bir atölye düzenledik, heykelleri kamusal alanda oluşturduğumuz spiral bahçede sergiledik ve büyümeye bıraktık. En son Polenkolektif ile Hatay Defne’de üç farklı okulda atölyeler gerçekleştirdik. Kısacası her yaş grubu ile çeşit çeşit mekânda bu atölyeyi gerçekleştirebiliyoruz.
Tohumlu heykellerde doğal pigmentler kullanıyor musun?
Toprağın ve tohumların kendi rengi yeterli geldi şu ana kadar. Nadiren farklı renkte killerle küçük müdahaleler yaptım sanırım. Toprak pigmentleri bu anlamda çok kullanışlı ve yeterli oluyor.
Çocuklarla yaptığın atölyelerdeki izlenimlerin neler?
Çoğunlukla sürece kolayca adapte olduklarını, tohumları tanımaktan keyif ve heyecan duyduklarını gözlemledim. Bu atölyelerde topraktaki döngüden, tohumların saçılmak için geliştirdiği yöntemlerden bahsediyorum. Bunlar çok ilginç konular, hem de eğlenceli. Tohumların şekilleri türlü türlü, çağrışım yoluyla akıllarına bir şeyler geliyor. Böylece yapacakları şeye dair fikir bulmakta zorlanmıyorlar, ortaya çıkacak sonuçla ilgili kaygı duymuyorlar ve direk üretime dalıyorlar genelde. Farklı becerilere sahip çocukların bir arada üretebildiği, kendi yaratıcılıklarını keşfettikleri kapsayıcı bir pratik olduğunu düşünüyorum. Ortaya da inanılmaz keyifli şeyler çıkıyor.
Atölyeler devam edecek mi, ne zaman nerede katılabilirler?
Tabii, atölyeleri sosyal medya hesabımdan duyuruyorum. Oradan takip edebilirsiniz.
Atölye düzenlemek isteyen kişi ya da kurumlar sana nasıl ulaşabilir?
Mail ya da sosyal medya üzerinden bana ulaşabilirler. Çağrıya ve mekânsal olanaklara göre süreci adapte edebiliyorum.
Derin Uludağ
E-posta: deirnu@gmail.com
Instagram: @derinlludag






