Üretim ve Dayanışmayla Güçlenen Kentler
Yazı: Emel Kızılcık
Birleşmiş Milletler’in Dünya Kentleşme Beklentileri 2025 raporuna göre 2050 yılına kadar dünya nüfusunun %48’inin şehirlerde yaşayacağı öngörülüyor. Öte yandan Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ve Dünya Bankası verilerine göre, küresel kentsel dönüşüm ve sanayileşme sonucunda tarım istihdamında bariz bir gerileme yaşanıyor. 1990’lardan bu yana tarımsal istihdam %44’ten %25’in altına düşmüş durumda.
Kentli tüketiciler artarken çiftçi nüfusunun azaldığı bu tabloda “peki bizi kim besleyecek?” diye sormamak elde değil! Bir kentin tüm gıda ihtiyacını kent bostanlarından sağlamak mümkün olmasa da hem kentin hem de kentlilerin sağlığını ve sofrasına gelen gıdayla bağını güçlendirmek, yediklerimizin üreticileri ve üretim sürecinden haberdar olmak, komşularımızla sağlıklı ilişkiler kurmak, krizlere karşı dayanıklılığını artırmak için kent bostanları çok fonksiyonlu bir anahtar işlevi görüyor.
Ekolojik denge
Yoğun kimyasal ilaç, suni gübre ve fosil yakıt kullanımına dayanan endüstriyel tarım; toprağın verimliliğini düşürüp, su kaynaklarını kirletmekle kalmıyor doğa ile toplum arasındaki bağın kopmasına da dolayısıyla üretenle tüketen arasındaki bağların da zayıflamasına neden oluyor. Kent bostanları, bu sürdürülemez endüstriyel tarım modeline karşı ekolojik açıdan duyarlı ve toprağı iyileştiren bir üretim alternatifi.
Tarım alanlarında agroekoloji gibi doğa dostu üretim yöntemlerine geçmek acil ve gerekli, öte yandan ekolojik dengenin bozulmasında büyük rol oynayan kentsel yaşam alanlarını dönüştürmek de bir o kadar önemli. Betondan kurtarabildiğimiz tüm alanlarda sağlıklı ve sürdürülebilir üretim yaparak kentlerde biyolojik çeşitliliği artıran ve türlerin devamını sağlayan vahaları artırabiliriz.
Kent bostanlarının, şehirlerde hava kalitesini iyileştiren ve karbon salınımını azaltmaya katkı sunan karbon yutak alanları olarak da önemli bir işlevi var. Tüketici ile üretici arasındaki mesafeyi kısaltarak yiyeceklerin uzak mesafelerden taşınmasına, paketlemeye ve ambalajlamaya olan bağımlılığı azaltmak; bu sayede gıda sektöründen kaynaklanan sera gazı emisyonlarını ve fosil yakıt tüketimini doğrudan düşürmek gibi olumlu etkileri de cabası.

Ekonomik bağımsızlık
Kendi gıdamızı üretebilmek ekonomik olarak bizi özgürleştirir. Ekonomik krizde hayatta kalmaya çalışan düşük gelirli insanlar, düzenli geliri olmayan yoksullar ve göçmenler kent bostanlarında kendi gıdalarını üretebilir, fazla ürünü satarak ya da üretmedikleri ürünlerle takas ederek geçim yüklerini azaltabilirler. Kentsel tarım yoluyla ulusal gıda arzını destekleyerek şehirlerin dış kaynaklara ve yabancı gıda arzına olan bağımlılığını azaltmak ve gıda egemenliği sağlamak da pekâlâ mümkün.
Evsel organik atıkları, parkların bahçelerin biçilen otlarını kompost gübreye dönüştürüp tarımsal üretimde yeniden kullanmak mümkün. Şehirde üretilen kompostları kullanmak için en ideal alanlar ise tarım yapılacak bahçe ve bostanlar. Bu dönüşümü mahalle bazında yapmak ekolojik olarak da anlamlı; tüm şehre kompost üretecek büyük bir tesis yerine, organik atıkları mahalle bostanında değerlendirerek döngüsel bir gıda sistemi kurabilir, şehirlerin atık yükünü azaltırken toprağın verimliliğini doğal yollarla artırabiliriz.
Krizlere dayanıklılık
Betonlaşma ve yeşil alan kayıpları kentsel sıcaklıkların tehlikeli boyutlara ulaşmasına neden oluyor. Kent bostanları yeşil dokusuyla şehirleri serinletmeyi, toprak erozyonunu azaltmayı ve kentsel ısı adası etkisini hafifletmeyi kolaylaştıran alanlar. Aynı zamanda şiddetli yağışlar sonucu yüzeyde biriken suyu emerek sel ve yerel su baskınlarını önleme gibi bir fonksiyonları da var. Bostanlarda kurulacak yağmur suyu hasat sistemleri sayesinde ise, su varlığının kısıtlı olduğu iklim koşullarında suyun verimli şekilde kullanılmasını sağlayabiliriz.
Savaşlar, ekonomik krizler, kuraklık veya küresel salgınlarda tedarik zincirlerindeki kopmalara karşı kent bostanları yerelde hayatta kalma mekanizması olabiliyor. Küba’nın ambargo döneminde halkını kent bostanlarıyla beslemesi, Lübnan’daki ekonomik çöküş döneminde insanların kendilerini besleyebilmek için balkon ve çatılarda sebze yetiştirmeye yönelmesi bu durumun çarpıcı örnekleri.
Sosyal ve ekolojik hafıza
Kent bostanlarını sağlıklı gıdaya erişmenin ötesinde, toplumun sosyal ve ekolojik hafızasını korumak üzere de yaşatmamız gerekiyor. İklim ve çevre koşullarındaki dalgalanmalara uyum sağlamak üzere hafızalarda yer eden geçmiş kriz deneyimlerimiz, kent bostanlarının, geleneksel tarım bilgisini ve yerel tohumları sonraki nesillere aktarmada ne denli önemli olduğunu hatırlatıyor.
İstanbul’da mahalle, kampüs, topluluk ve tarihi bostanlar olmak üzere aktif halde 19 bostan var. Bunların içinde Piyalepaşa ve Yedikule gibi yüzlerce yıldır üretim yapılan bostanlar da yer alıyor. Fakat ne yazık ki hızla artan kentleşme ve modernleşme baskıları, kontrolsüz yapılaşma ve rant odaklı kentsel politikalar bostanları tehdit ediyor. Yüzyıllar boyunca şehrin taze sebze ve yeşillik ihtiyacını karşılayan bu tarihi üretim alanları, günümüzde yok denecek kadar azalmış durumda.
Günümüz kent yönetimlerince “boş, geniş ve dönüştürülmesi gereken gereksiz parçalar” olarak algılanması, bu kırılgan alanları yeni yapılaşmalar için birer fırsata dönüştürüyor. Buna rağmen günümüzde varlığını sürdürebilen az sayıdaki bostan, kentin tarımsal geçmişi ile bugünü arasında köprü kurmaya çalışan birer ekolojik ve kültürel miras alanı olarak ayakta kalmaya çabalıyor.
Yaşadığınız semtlerdeki boş alanların bostanlara dönüştürülmesi için yerel yönetimlerle bağlantı kurabilir, apartmanların bahçelerini bostana dönüştürebilir, bunlar mümkün görünmüyorsa balkonlarınızda sebze ve yeşillik yetiştirebilirsiniz.
Buğday Derneği’nin ekolojik temelli eğitim, üretim ve topluluk oluşturma projelerinden biri olan Doğa Dostu Kent Bahçeleri projesi kapsamında hazırladığımız kitapçıkta tohum seçiminden kompost yapımına kadar ihtiyacınız olan tüm bilgileri bulacaksınız.