Gıda üretiminde su stresi
Tarımsal faaliyetler dünyadaki su tüketiminin neredeyse %70’inden sorumlu. Araştırmalara gösteriyor ki, talep artışını karşılayabilmek için tarımsal sulamada kullanılan su miktarının 2050’ye kadar iki katına çıkması gerekebilir. Kullandığımız temiz su hızla azalıyor ve bunun sorumlusu nüfus artışı değil!
Buğday Derneği’nin yayınladığı Gıda Krizi Raporu; tohumdan tarlaya, tarladan tabağımıza kadar uzanan zincirde, gıda ve beslenmenin gizli maliyetlerini gözler önüne seriyor. Krizle başa çıkabilmek için, Türkiye’de ve dünyada yapılmış bilimsel araştırmalar ve denenmiş çözümleri ortaya koymakla birlikte su krizine de dikkat çekiyor.
Üretim ve tüketim yöntem ve alışkanlıklarımız eskisinden çok daha fazla su tüketmemize neden oluyor. Son 100 yıl içinde dünya nüfusu üç kat büyürken su kaynaklarına olan talep yedi kat arttı. Yani ninelerimizden yedi kat daha fazla su kullanıyoruz. Üstelik suyu sadece aşırı kullanmakla kalmıyoruz, kullanırken kirletiyoruz. Kullandığımız su doğal döngüde temizlenebilirken, onu kimyasallarla kirleterek yüzlerce, binlerce yıl kullanılamayacak zehirli bir sıvıya dönüştürüyoruz.
Bir tarafta aşırı su kullanımı diğer tarafta ise kuraklık var. Yarı kurak iklim özelliklerine sahip Türkiye’de yıllık ortalama yağış miktarı 574 mm, yıllık yağış miktarı 450 milyar metreküp olsa da iklim değişikliğine bağlı yaşanan kuraklık, tarımsal üretimi dolayısıyla gıdamızı tehdit ediyor. Bu nedenle suyun tasarruflu ve en elverişli şekilde kullanılması için her aşamada ve toplumun her kesiminde acilen politika, plan, yöntem ve yaşam tarzı değişiklikleri gerekiyor.
DSİ’nin 2021’de 25 akarsu havzasında yaptığı çalışmaya göre, ülkemizde çeşitli amaçlara yönelik (sulama suyu temini, içme ve kullanma suyu temini vb.) olarak yıllık kullanılabilir su potansiyelinin 112 milyar metreküp. Bu potansiyelin 94 milyar metreküpüü yer üstü suyu, 18 milyar metreküpü ise yeraltı suyu.Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü (KHGM) verilerine göre, ülkemizde ekonomik olarak sulanabilir tarım arazisi 8,5 milyon hektar. Ülkemizde diğer kurumlarca sulamaya açılmış alanlarla birlikte sulanan alan miktarı yaklaşık 6,85 milyon hektara ulaşıyor.
Raporda da yer alan, Jeoloji Mühendisleri Odası Konya Şubesi’nin Ağustos 2022’de açıkladığı veriler, Konya Ovası’nda yer altı suları seviyesinin son 25 yılda 18 metre düştüğünü gösteriyor. En fazla düşüş 4 metreyle 2022’de yaşandı, asırlık çeşmeler bile kurudu. Yaşadığımız kuraklıkla birlikte yer altı su seviyesindeki azalmaya bağlı oluşan yarıklar ve obruklar da Orta ve Batı Anadolu havzalarının önemli sorunlarından biri haline geldi. Ocak 2023’te obruk oluşumunda sayı toplamda 2 bin 240’a ulaşmıştı. Yer altı su kaynaklarının seviyesinin düşmesinin ve kurumasının başlıca iki nedeni var: Tarımda aşırı su kullanımı ve iklim değişikliğinin sonucu olarak mevsim yağışlarının yetersizliği. Konya Kapalı Havzası’nda tarımsal sulama için su kullanım oranı, %88 ile Türkiye genelindeki kullanım oranından çok daha yüksek. FAO’nun raporlarına göre, tarım arazilerinden gelen azot ve fosfor akışı da küresel olaraksu kalitesini etkileyen en önemli sorunlar arasında.
Çanlar bizim için çalıyor!
Temiz su içmeye devam edebilmek ve güzel meyvelerin tadına bakabilmek ve bir dilim ekmeğe muhtaç olmamak için bir an önce harekete geçmeliyiz. Üretim, tedarik ve tüketim yöntemlerinde paradigma değişikliğine ihtiyacımız var. Gıdanın gerçek bedelini sorgulamamız, ”bu bedelleri nasıl azaltabiliriz?” sorusunun yanıtlarını vermemiz ve iş işten geçmeden sağlıklı, ve adil gıdaya üretim, tedarik ve tüketim yöntemlerini hayata geçirmemiz gerekiyor.
Rapor, ekolojik bozulma gibi dışsallıkların sonucu olarak ortaya çıkan en ciddi sorunlardan birinin de toplumsal adalet olduğunu ortaya koyuyor.
Çözüm bütüne bakmakta
Rapor gösteriyor ki üretimden tüketime kadar uzanan yolda kısa vadeli verimlilik ve maddi kârın yerine bereket ve bütünün kârını gözeten anlayışa ve bu anlayışla hayata geçirilecek politikalara ihtiyacımız var. Canlı cansız her şey bir bütünün parçasıdır ve ekolojik yaşamda bütünün parçaları birbiriyle uyumlu/dengeli bir birliktelik içindedir.
Eğer kültürümüzün sürekliliğini sağlamak istiyorsak, doğadaki canlı cansız tüm varlıkların hakkını insan ve hayvan haklarından ayrı tutmayan bir anlayışa sahip olmamız gerekiyor. Bu da ancak sanayi devrimiyle hayatımıza giren ve bugünkü krizlerin kaynağı olan politika ve tutumları terk ederek yerine yaşamın bir bütün olarak devamlılığını esas alan tutum ve politikaları yerleştirmemizle mümkün olabilir.
Gıda Krizi Raporu’nun tamamına buradan ulaşabilirsiniz.