ENGLISH
DESTEK OL!
Gönüllü Ol
HABERLER

Gıda Toplulukları: Yediğimiz lokma, anlattığımız hikâye

Yayınlanma Tarihi: 16 Haziran 2025
Gıda Toplulukları: Yediğimiz lokma, anlattığımız hikâye

Gıda toplulukları, sadece ne yediğimizi değil, nasıl yaşadığımızı da dönüştürüyor ve sofrayla toprak arasında yeniden bir bağ kurmanın yollarını arıyor. Güvene dayalı, emeği görünür kılan ve dayanışmayı büyüten bir yola çıkmaya hazır mısınız?

Yazı: Beyza Özel

Fotoğraflar: Alper Can Kılıç

Sabahın çok erken saatleri… Sokaklarda kimsecikler yok, yalnız kuş cıvıltıları dolduruyor etrafı. Yazlık çay bahçelerinden birine giriyorum. Gün yavaş yavaş doğuyor. Bayramın üçüncü günü. Şirin bir sahil kasabasındayım. Akşama İstanbul’a dönüşe geçeceğim. Dönerken babamın köyü yol üzeri.

Köye her yıl uğramaya çalışırız. Öyle büyük hazırlıklarla gitmeyiz. Ama oradan hep büyük şeylerle döneriz. Tarladan yeni çıkmış domatesler, bidonlara doldurulmuş zeytinyağları, Sabriye yengemin yaptığı ekmekler, belki bir kavanoz reçel ya da eğer kiraz mevsimi ise bir sepet kıpkırmızı dalından kiraz! Her bir kavanoz, her bir şişe, her bir sepet köyümden bir parça. Ve sonra… İstanbul’a vardığımızda, bu kavanozları, şişeleri adeta birer ödül gibi taşırız. Komşulara tattırır, paylaşır ve anlatmaya doyamayız. Sadece biz değil, dönüşte herkes bir yerlere uğramış, herkes köyünden ya da gittiği dolaştığı yerlere özgü bir tadım peşi sıra getirir. Gidilip görülen yerlerden çok bir tatilin en çok konuşulan kısmı bazen oradan getirdiğimiz peynir olur, zeytin olur. Anı dediğimiz şeyler, o sabah sofraya kuruluverir. 

Bu ay odağımda gıda toplulukları

İşte böyle bir tatil dönüşü anladım: bu ay odağıma aldığım “Gıda Toplulukları” kavramını. Bu sofralar neden sadece tatil dönüşü kurulmalıydı ki? Bütün bir yıl o manzarasına hayran kaldığımız dağlardan gelen kekikleri, ekilmesine ya da sulanmasına tanık olduğumuz meyve ve sebzeleri neden hep yemeyelim?

Bilirkişi olarak bayram öncesi Alper Can Kılıç ile bir araya gelmiştim. Alper, ekoloji temelli iletişim ve dayanışma platformu olan ekoharita.org’un kurucularından. Permakültür tasarımcısı ve eğitmeni Alper’i sorularımla bunaltmıştım. Çünkü gıda topluluğu nedir, nasıl bir araya gelir benim mevsimlik sebze-meyve, peynir-zeytin ihtiyacımı nasıl karşılayacağını bir türlü anlayamamıştım. 

Sofranıza gelen gıda için sorumluluk almaya hazır mısınız?

Camdan raflar, kim olduğunu unutan ellerin kurduğu büyük gıda zincirlerini bilen ben, Gidatopluluklari.org’un açılış sayfasındaki “Sofranıza gelen gıda hakkında sorumluluk almaya hazırsanız siz de bölgenizde bir gıda topluluğu kurabilirsiniz.” cümlesini bir türlü kavrayamıyordu. Çünkü yediğim lokmanın ne zaman topraktan çıktığını, kimin biçtiğini, kimin taşıdığını bilmiyordum. Ama yavaş yavaş öğreniyorum.

Gıda topluluklarının aslında sivil bir inisiyatif olduğunu, taban örgütlenmesi olarak kabul edeceğimiz bir oluşum ve gönüllülük esaslı bir topluluk olduğunu anlatan Alper, gıda topluluklarının bireylerin tamamen kendi çabalarıyla üreticiyle kurdukları ilişki olduğunu söylüyor. Yani gıdama ulaşmak için gösterdiğim çaba esas alınıyor. Alper söze şöyle devam ediyor: “Hiç kimse kahraman beklemesin, herkes kendi gıda topluluklarını kurup kendi gıdasına ulaşmak için mücadele verebilir.”

“Sorunun Çözümü Aslında Kendisidir”

Gidatopluluklari.org ve ekoharita.org üzerinden temiz üreticilere, yakınlardaki gıda topluluklarına da ulaşabileceğimizi anlatan Alper, eğer yoksa komşularımız ya da iş arkadaşlarımızla birlikte kendi gıda topluluğumuzu kurabileceğimizi anlatıyor. Alper sözlerini şöyle sürdürüyor: “Permakültürde ünlü bir laf vardır. ‘Sorun çözümün ta kendisidir’. Sen sorunu gördün ve sen kendi temiz üreticini bulup ondan gıdanı temin et. Birkaç arkadaş bir araya gel, kendi araştırmanı yap, kendi kargo masrafını karşıla…” 

Kafamda daha da netleşmesi için bugün İstanbul’un en büyük gıda topluluklarından birini, Kadıköy Kooperatifi olan Kadıköy Gıda Topluluğu’nu örnek veriyor Alper: “Her ay 450 tane ürün 35 tane üretici vardı. Kadıköy Kent Konseyi bize mekan sağlamıştı. Bütün siparişler oraya gidiyordu. 10 tane gönüllü vardı sabit. Hep birlikte açıyorduk kolileri. İnsanlar geliyordu ürünlerini alıyordu. Gıda topluluğu büyürse böyle bir organizasyon gerekiyor.” 

Küçük ama etkili sayısız topluluk olmalı

Şimdilerde daha küçük gruplarda görev aldığını, kendi yaşadığı semtte Sarıyer Gıda Topluluğu ile yol aldığını belirten Alper, aslında gıda topluluklarının 50 kişiyi aşmaması gerektiğini, bilginin doğru ve verimli bir şekilde paylaşılması için daha küçük ama daha fazla grubun olması gerektiğini söylüyor ve “Bu küçük gruplar birbirleriyle bilgi alışverişi içinde olup temiz üretici bilgilerini birbirleriyle paylaşabilmeli” diyor. 

Gıda topluluğuna üye olduktan ya da minik bir grup kurduktan sonra aslında eğitim alıyormuş gibi bu alanda yavaş yavaş bir bilgi birikimi edinebileceğimi de söyleyen Alper’e sabah kahvaltıda ne yediğini soruyorum:

“Ayhan Öztürk’ün Gözde’nin Çiftliği’nden yumurta yedim. İçine koyduğum peynir Kars Boğatepe’den İlhan Koçulu’dandı. Gödence’nin zeytininden yedim. Yine öğlen Ayhan Öztürk’ün yeşilliklerinden salata yaptım. Bulgur Divriği Kooperatifi’nde bulgur alıyoruz. Akşama da onu yapmayı planlıyorum.”

Artık sadece yemek yemiyoruz!

Galiba her öğün bir hikaye niteliğinde ve bu kadar basit. Kim nereden ne getiriyor? Kimin halası reçel yapıyor? Kimin amcası köyde peynir satıyor? Sonra hep birlikte düşüne düşüne bir gıda topluluğu oluyorsun. Öğreniyorsun. Sorularını daha titizlikle sormaya başlıyorsun. “Üreticilerin kullandığı tohumların ne kadarı atalık tohum, kompost yapılıyor mu?” gibi sorularla hem topluluğun gelişimini sağlıyor hem de öğrenme süreci devam ediyor. Artık sadece yemek yemiyoruz. Hikâyeleri yiyoruz. Paylaşarak çoğalan, güvenle taşınan, emeğin elden ele geçtiği hikâyeler…

Henüz yorum yapılmamış

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Paylaş