ENGLISH
DESTEK OL!
Gönüllü Ol
HABERLER

Atık suların geri dönüştürülmesi neden önemli?

Yayınlanma Tarihi: 23 Eylül 2021
Atık suların geri dönüştürülmesi neden önemli?

Güney Afrika’nın üçüncü büyük şehri Durban’da, 2001 yılından bu yana her gün 13 olimpik yüzme havuzuna eşdeğer miktarda atık su, arıtılarak, bir kâğıt fabrikası ve yerel bir rafineri tarafından endüstriyel kullanım amacıyla yeniden değerlendiriliyor. 

Durban’da hayata geçirilen proje, atık suyun yeniden kullanımının bazı şehirlerde kritik seviyelerde tecrübe edilen susuzluğun bitirilmesi adına neler yapılabileceğine dair oldukça iyi bir örnek olarak karşımıza çıkıyor.

Atık suyun yeniden kullanımı, kanalizasyon sistemlerinden gelen suyun geri dönüştürülüp yeniden kullanımını da beraberinde getiriyor. Dolayısıyla insanlar, aslında oldukça yaygın olması ve tarih sahnesine bakıldığında binlerce yıldır yapılmasına rağmen, tuvaletlerinden gelen suyun yeniden kullanılması fikrine en başta çekingen kalabiliyor.

Londra içme suyunun önemli bir kısmı, başkentin ana su kaynağı konumunda olan Thames Nehri aracılığıyla dolaylı olarak geri dönüştürülüyor. Buna benzer bir başka geri dönüştürme işlemi ise 1965’ten bu yana doğrudan içilebilmek üzere üretimi sağlanan ‘’yeniden kullanım planı’’nın uygulandığı Windhoek, Namibya’da yapılıyor. ‘’Suyun yeniden kullanılmasına dair geliştirilen bu proje’’, Hindistan, Singapur, Meksika ve İspanya gibi yerlerde sınırlı su kaynaklarına olan talebi azaltarak, öne çıkan kilit endüstriler için de değerli bir su kaynağı sağlama potansiyeli sunuyor. Buna bağlı olarak, otomobil endüstrisi de dâhil olmak üzere, enerji santralleri, rafineriler, değirmenler ve fabrikalar yeniden kullanımı sağlanan suyu tercih edebilirler.


Dünyada atık suyun %80’i arıtılamıyor

İnsanlığın suya duyduğu ihtiyaç her geçen gün artıyor. Dünya çapında yaklaşık olarak 4,2 milyar insanın güvenli bir şekilde yönetilen sanitasyon hizmetlerine erişimi maalesef ki yok. Bununla birlikte, küresel ölçekteki atık suyun yüzde 80’i yeterince arıtılamıyor. Dünya popülasyonun yüzde 36’sı ise suyun kıt olduğu bölgelerde yaşıyor. Hızlı boyutlarda artarak ilerleyen şehirleşme sebebiyle su talebinin 2050 yılına kadar yüzde 55 oranına çıkması bekleniyor.

Yaşanan bu su kıtlığına paralel olarak, iklim değişikliğinin de tatlı su mevcudiyetinin geleceğine dair bir öngörülemezlik ve değişkenlik yarattığını söylemek mümkün. Birleşmiş Milletler, 2050 yılına kadar mutlak su kıtlığı ile baş başa kalan ülke ve bölgelerde yaklaşık olarak 1,8 milyar insanın yaşayacağını ve Sahra Altı Afrika Bölgesi’nin de su sıkıntısını en şiddetli boyutlarda tecrübe edecek bölge olacağını belirtiyor. 


Su hizmetleri yatırımlarındaki artış yeni iş alanları yaratıyor

COVID-19 salgınının, güvenilir bir su kaynağına erişimin sağlanamamasının hem kapsamı hem de sonuçları noktasında farkındalığı arttırarak su hizmetlerine dair gerekli sermaye yatırımlarını yapma nüfuzu üzerinde de önemli bir etkisi olduğu söylenebilir. Ancak, ne yazık ki, çatışma ve sosyal kırılganlıktan etkilenen ülkelerin, özellikle ortaya çıkan su krizleri ve su hizmetlerinin bozulması durumlarına karşı oldukça savunmasız bir konumda olduğu görülüyor.

Dünya Bankası’nın da belirttiği üzere, suyun temininde ve sanitasyona erişimde yer alan boşluklar; ekonomik ilerleme, yoksulluğun ortadan kaldırılması ve sürdürülebilir kalkınma karşısında en büyük riskler arasında yer alıyor.

Kentsel su atıkları ve diğer atıkların değerlendirilmesi bir yatırım fırsatı sunuyor. ‘’International Finance Corporation (IFC – Uluslararası Finans Kurumu)’’ın yakın zamanda yapmış olduğu bir analiz, gelişmekte olan pazarlardaki şehirlerin COVID-19 sonrası toparlanmalarının bir parçası olarak düşük karbonlu su ve atıklara odaklanılması hâlinde, bu atık kullanımının 2 trilyon dolarlık yatırımı katalize edeceğinin ve 2030 yılına kadar 23 milyonun üzerinde yeni iş alanları yaratılmasında önemli bir rol üstleneceğinin altını çiziyor.


Daha az maliyet ile iklim mücadelesi

Arıtılmış atık suyunun yeniden kullanılmasına yönelik döngüsel ekonomi yaklaşımının benimsenmesinin milyonlarca insan adına sağladığı ve sağlayacağı faydalar ise oldukça fazla. Döngüsel ekonomi yaklaşımı merkezli daha düşük enerji kullanımı ile gerçekleştirilen arındırma işlemi neticesinde endüstriyel, tarımsal ve içilebilir kullanımlar için güvenilir bir su kaynağı sağlanabilir.

Uluslararası Finans Kurumu (IFC), içilebilir su niteliği taşımayan suların geri dönüştürülme işlemine tâbii tutularak arındırılması maliyetinin metreküp başına 0,32 ABD Doları ve arındırılan içme suyunun da 0,45 ABD Doları olduğunu belirterek; bu işlemin her metreküp için 0,50 ABD Dolarından daha fazla maliyet çıkaran tuzdan arındırma işlemine kıyasla çok daha ekonomik bir alternatif olduğunu ortaya koyuyor.

Atık suyun arıtılma işlemi neticesinde yeniden kullanımı da iklim krizi ile mücadelede doğrudan olumlu bir etkisi olan önemli faydalara sahip. Birçok durumda, kanalizasyon suyunun arıtılması, başta metan olmak üzere sera gazı emisyonlarının azaltılmasını sağlıyor. İyi tasarlananın bir atık su projesi, metan yakalama ve enerji üretimi gibi daha iyi arazi yönetimi çözümlerine olanak tanıyarak operasyonların gerçekleştirildiği tesislerden salınan sera gazı emisyonlarını azaltmaya yardımcı oluyor. Buna ek olarak, suyun yeniden kullanımı, ek ve sürdürülebilir bir tatlı su kaynağı sağlayarak şehirlerin iklim değişikliğine karşı uyum sağlamasına yardım eden başat güçlerden biri olabilme potansiyelini de elinde tutuyor. 

Küresel olarak değerlendirildiğinde, suyun tuzdan arındırılmasına yönelik projelerin çoğu özel olarak geliştirilerek finanse ediliyor. Fakat, artan pazar ihtiyacı noktasında ulusal ve yerel yönetimler, su ve sanitasyon ihtiyaçlarının ve bütçe kısıtlamalarının karşılanmasında kritik boşluklar ve bu boşlukların yarattığı sorunlar ile karşı karşıya kalmaya devam ediyor. Dolayısıyla, atık suların arıtılarak yeniden kullanımında iyi yapılandırılmış satın alma gücü pariteleri de giderek daha uygun bir seçenek hâline geliyor.


Kamu – özel sektör işbirliği

Suyun yeniden kullanılmasına dair projeler, elbette, belli zorlukları da beraberinde getiriyor. Her şeyden önce su, yerel bir mesele ve tasarlanan her bir proje de bölgeden bölgeye değişiklik göstereceği için benzersiz durumda. Bunların yanı sıra, suyun, yerel hizmetlerin kaynak ve kapasitelerinden yoksun, yüksek risk taşıyabilen, sermaye maliyeti çıkarabilen ve merkezi olmayan bir düzeyde yönetildiğini de unutmamak gerekiyor.

Bu noktada, Uluslararası Finans Kurumu (IFC), suyun arıtılarak yeniden kazanımı alanında yardımcı olmak amacıyla çalışan öncül kurumlardan biri olarak karşımıza çıkıyor. Dünya Bankası’nın ‘’ReWater’’ isimli girişimi aracılığıyla IFC, atık suyun arıtılarak yeniden kullanılmasına dair yatırımların önündeki engellerin aşılmasında yardımcı olurken aynı zamanda da bu yatırımların konu olduğu ihalelerde satın alınabilirlik endişelerini de hesaba katarak çalışmalarına devam ediyor.

İşlem tavsiyesi, rekabetçi finansman çözümleri, ihale süreçlerinin daha kolay yönetilmesi ve hem kamu hem de özel sektör çıkışlı kaynaklardan gelen hibrit bir finansmanı harekete geçirmek amacıyla tasarlanmış olan ve bütüncül bir yaklaşım sunan ReWater’ın genel hedefi ise, gelişen pazarlarda atık su arıtma tesislerinin inşasını hızlandırarak özel sermayeden yararlanmak. Dünya Bankası’nın da suyun yeniden kazanılması noktasında başarı elde edilebilmesi adına destek verdiği girişimlerden biri olan ReWater’ın gelecekte adından sıkça söz ettirmesi bekleniyor.


Çeviri: Deniz Saygı

Kaynak: Scaling up water reuse: Why recycling our wastewater makes sense –  Nico Saporiti & Elleanor Robins, The World Bank

Fotoğraf: People Image Studio/Shutterstock

Etiketler: ,

Henüz yorum yapılmamış

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Paylaş