ENGLISH
DESTEK OL!
Gönüllü Ol
HABERLER

Sanatın Dönüştürücü Gücü

Yayınlanma Tarihi: 21 Aralık 2023
Sanatın Dönüştürücü Gücü

John Berger “Görme Biçimleri” adlı kitabında şöyle der:  “Her akşam güneşin batışını görürüz. Dünyanın güneşe arkasını dönmekte olduğunu biliriz. Ne var ki bu bilgi, bu açıklama, gördüklerimize uymaz hiçbir zaman.”

“Bir doğa resmi gördüğümüzde kendimizi onun içine koyarız. Geçmişte yapılmış bir sanata ‘bakıyorsak’ o zaman kendimizi tarihin içine koymuş oluruz.

Her sanat eseri yaratıcısının izlerini taşır. Ekolojik bir bakış açısıyla resmedilmiş bir peyzaj da izleyicisine sezgisel olarak doğayla kurulan sağlıklı bir ilişkinin ipuçlarını iletebilir.

Sanatsal imgeler ilk insanlardan bugüne iletişim aracı olarak kullanılıyor. Dünyanın bilinen en eski mağara resmi 45 bin 500 yaşındaki Endonezya’nın Sulawesi Adası’nda bulunan Visaya Yaban Domuzu resmi. Günümüze geldiğimizde, modern insanının, beş duyu ile öğrenme biçimleri içinden görerek öğrenmenin yüzde 83 oran ile öne çıktığı belirtiliyor. Bu özelliği ile de görsel sanatlar büyük bir avantaja sahip.

Arkeologlar, erken dönemde insanın doğayla kurduğu simbiyotik ilişkide hassas bir farkındalığa sahip olduğunu düşünüyorlar. Zamanla endüstrileşmiş kültürün etkisiyle bu farkındalık yerini yabancılaşarak doğadan kopuşa bırakıyor. Eko-filozof David Suzuki; çoğu insanın artık doğal alanla bağlantısının kesildiğini ve aslında “zihinle” yaşadığını söyler. Bunun yanında doğayla ilgili ritüellerini sürdüren yerli kültürler de halen mevcut. 

İdeal bir ekolojik yaşam pratiği, insan topluluklarının doğanın bir parçası olarak kurdukları birliktelikte her bireyin kendi yetenekleri doğrultusunda görevlerini gerçekleştirdiği, kollektif bir yaşam olabilir… İhtiyaç dışı tüketmeyen, dönüştüren, kendi gıdasını doğaya zarar vermeden onarıcı bir bakış açısıyla üreten, atıksız yaşam pratiklerini benimseyerek kompost gibi uygulamalarla doğaya geri dönüşü sağlayan, kendi enerjisini üreten, dayanışma temelli bir yaşam şekli.

Bugün dünyada insan nüfusunun büyük bir çoğunluğu şehirlerde yaşıyor. Bu açıdan baktığımızda şehirler, herkesin kırsala yerleşmesinin mümkün olmadığı -olması da gerekmediği- bir dünyada, asıl dönüşümün gerçekleşmesi gereken yerler olarak karşımıza çıkıyor. Mümkün olan ekolojik yaşam pratiklerinin şehirlerde hayata geçirilmesi çok önemli. Bu, aynı zamanda ileride kırsalda kurulabilecekkurulabilcek ekolojik, kollektif bir yaşantının da temellerini oluşturabilir. 

Sanatın her iki aşamada da katkısı yadsınamaz. Bir ideal olarak tarif edilen ekolojik temelli kollektif bir yaşantıda sanat, topluluk bireylerini bir arada tutma konusunda özel bir yere sahiptir. Neşe; hasat şenlikleri, düğünler, doğumlarda şarkılar, türküler ve danslarla, yas; cenazelere ağıtlarla dillendirilir. Tiyatro gösterileri, sinemalar, sergiler, panayırlar bir aradalığın olmazsa olmazlarıdır.

Şehirlerde ise sanat, ekolojik yaşam pratiklerinin aktarılmasında ve uygulanmasında önemli bir rol oynar. Dijital bir çağda sosyal medya aracılığıyla görseller yoluyla iletilen bilgiler; belgeseller ve filmler yoluyla sinema ve televizyonda canlandırılan iyi örnekler, ekolojik yaşantıyı odağına almış resim sergileri, şehrin kalabalık noktalarına yerleştirilen enstalasyonlar, günlük hayatın koşuşturmacası içindeki insanda farkındalığın artmasını sağlayabilir.

Sanat, kendi içinde de sürdürülebilir yaşam pratiklerini benimseyerek doğaya zarar vermeden, başka bir yönden de ekolojik yaşantı konusunda farkındalık uyandırabilir. Bununla ilgili atık malzemelerle yapılan sanat eserleri, geleneksel yöntemlerle hazırlanan doğal boyalarla yapılan resimler gibi pek çok örnek verilebilir. 

Ben de bir süredir, sosyal medya üzerinden paylaştığım, aktivist bir bakış açısıyla tasarladığım, iklim ve çevreyle ilgili görsellerin yanında sürdürülebilir sanatla da ilgileniyorum. Dökülen çiçeklerden, yapraklardan yaptığım doğal mürekkeplerle suluboya resimler yapıyorum. Bu çalışmalarımda beni en çok etkileyen yaptığım resimlerin tıpkı doğadaki bitkiler gibi zamanla solarak yok olması. 

Yıllar önce rastladığım, maalesef ismini kaydetmediğim bir sanatçının son derece etkileyici bir sergisinden de bahsetmek isterim. Sergi, sanatçının elmaları yontarak yaptığı küçük heykellerden oluşuyordu. Ve bu heykeller sanat galerisinde ziyaretçilerin gözleri önünde zamanla çürüyüp yok oluyordu…

Ve yine John Berger “Görme Biçimleri’nden bir alıntı: “İmgeler başlangıçta orada bulunmayan şeyleri canlandırmak amacıyla yapılmıştır. Zamanla imgenin canlandırdığı şeyden daha kalıcı olduğu anlaşıldı.”

Romanlarında muhteşem doğa betimlemeleriyle de bilinen büyük usta Yaşar Kemal’den bir alıntıyla başladığım bu yazıyı, birkaç satıra deryalar sığdıran Oruç Aruoba’dan bir haiku ile bitireyim:

“Sarı otlar —-

sabırla

gelecek Bahar’ı bekliyorlar.”




Yasemin Akyüz’ün yazısını Buğday E-Dergi’den okuyabilir, ekolojik yaşamın gündem ve pratiklerinden haberdar olabilirsiniz.

Etiketler: ,

Henüz yorum yapılmamış

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Paylaş