Odağına Doğayı Alan Sanatçılar: Sevgi Akar
Röportaj: Emel Kızılcık
Odağına Doğayı Alan Sanatçılar köşemizin bu bölümünde Sevgi Akar’la sohbet ediyoruz. Sevgi 13 yıldır Kazdağları’nda yaşıyor ve eşi Yaşar’la birlikte beş dönümlük bir bağda yöreye has üzümler yetiştiriyor. Ürettikleri pekmez, üzüm kurusu, sirke, bağ yaprağı, üzüm suyu gibi ürünleri dostlarıyla paylaşıyorlar.
Sevgi ile sohbetimizin konusu üzüm bağı fakat bu kez tarımsal üretimi değil sanatsal üretimi konuşacağız.
Sevgi, bağın mevsimlerini içeren haikular yazdın. Bilmeyen okuyucularımız için ilk olarak haiku nedir, biraz bahseder misin?
Haiku ilhamını doğadan, doğanın mevsimsel hallerinden alan bir Japon şiir sanatı. Haiku için kıpkısa şiir diyebiliriz; üç satırlık şiir. Toplamda 17 heceden oluşuyor. 5/7/5 ölçüsüyle yazılıyor.
Haiku yazmak demek; doğa ile bağ kurmak, gözlemlemek, bu gözlem ve bağları en sade, en minimal şekilde kelimelere dökmek demek. Haiku’ya “yeryüzünün şiiri” de diyorlar. Haiku yazma niyetiyle doğayı gözlemlemeye başlamak yeni keşiflere aracılık ediyor. Haikular, insanın hem kendisiyle hem yeryüzüyle farklı bir gözle ilişkilenmesine, yeni anlamlar keşfetmesine yol açıyor.
Bağın mevsimlerini anlattığın haikular yazma ilhamı ne zaman, nasıl geldi?
Birkaç yıldır kendimi ifade etmenin yolu olarak yazıyorum ve bu ifade biçimimi derinleştirmek için çeşitli yazarlık atölyelerine katılıyorum. O atölyelerden biri olan Haydar Ergülen şiir atölyesinde hocamız sekiz haiku yazmamızı istedi. Ben de en yakın doğa gözlemlerimden biri olan bağı yazmak istedim. Bağı anlatmaya çalıştığım o haikular aslında sadece o atölye esnasında yazılmadı. Zaten 13 yıldır yazılageliyormuş. Bağ bana yazdırıyormuş. O atölyede form buldu sadece. Bir yıllık döngüde budama, eşme, temizlik, filiz kırma, hasat gibi hizmetler için bağı defalarca ziyaret ediyoruz. Her bir ziyaretimiz farklı bir gözlem, farklı bir duygu, farklı bir iz anlamına geliyor. Çok şükür.
Pek çok sanatçı için doğa bir ilham kaynağı. Sen de yazdıklarında doğadan ilham alıyorsun. Fakat sen aynı zamanda toprağı işleyen bir çiftçi ya da bağbansın*. Tarımsal üretimle sanatsal yaratım arasında nasıl bir ilişki var sence?
Sanatsal yaratım konusunda söz söyleyecek yetkinlikte değilim. Kendi deneyimimden yola çıkarak şunları söyleyebilirim. Hayatımın ilkbaharında beni etkileyen kitaplardan biri Turganyev’in Babalar ve Oğullar romanı oldu. O romanın bir yerinde çiftlik sahibi baba şehirli üniversite öğrencisine şöyle söylemişti; “Doğa sizin için bir tapınak, bizim için ise işlenmesi gereken bir atölye.”
Ben büyükşehirde doğdum, büyüdüm, ekmeğimi daha çok kafa emeği gerektiren işlerden kazandım. Emekli olup doğaya yaklaşınca ve bir bağ ile ilgilenmeye, işlemeye başlayınca ‘tapınak’ta mıyım yoksa bir ’atölye’de miyim sorgulaması hiç bitmedi. Doğayı öncelikle tapınak olarak algılama motivasyonu mudur sanatsal üretime yol açan, bilemiyorum. Ama doğayı bir atölye gibi işlemeye başlayınca, çapalama, budama, gübre atma gibi işleri yapıp akşama yorgun argın eve dönünce, değil bir mısra yazmak, bir kelime bile düşünemez duruma geliyorsun ve biran önce sırt ağrılarının geçmesi umuduyla dinlenmek istiyorsun.
Çeşitli zamanlarda bağın her bir köşesini kontrol etmek gerekiyor, bir nevi tavaf ediyoruz… Budarken bazen dipten çıkan dalları almak için, secde eder gibi, neredeyse alnımız yere değecek kadar eğiliyoruz. Bahsettiğim benzetmeler içinde yaşadığım kültürün tapınma ritüelleri, kutsal sayılan ritüeller. Yani bağı bir atölye gibi işlerken kendimi aynı zamanda bir mabette buluyorum.
Dileğim “Doğa benim için hem tapınak hem de işlediğim bir atölye olsun”. Bağın yorgunluğu üzerimdeyken bile onun güzelliğini, kutsallığını hissedebileyim. Her koşulda doğaya olan saygımı yitirmeyeyim. Mesela çevrede domuzlar var. Üzümler olgunlaşmaya başlayınca bazen çitleri aşıp bağa giriyorlar. Özellikle, bağın çeşitli yerlerinde bulunan ve kurutması harika olan Hafızali cinsi üzümleri arayıp, bulup yiyorlar. Bütün bir yıl boyunca verdiğimiz emeği bir gecede talan ediyorlar. Bu durum bizi biraz üzse de domuzlar da haikuyu hak etmiyor değil doğrusu.
Bağdan söz ederken “sahip olmak” değil “sorumluluk almak”tan söz ediyorsun, aradaki fark ne senin için?
Bizim ilgilendiğimiz bağ yaklaşık 80-90 yıl önce bir ormanın içinde tesis edilmiş. 90 yıl öncesinin koşullarında binbir meşakkatle oluşturulmuş. Arazinin taşları temizlenmiş, setleri oluşturulmuş, anaçları dikilmiş, üzerine aşılar yapılmış, büyütülmüş ve yıllarca bakılmış. Bağa hizmet etmezsen bağ ölür. Bağ, üzüm kütüklerinin sorumluluğunu duyan onlarca kişinin emekleriyle bugüne gelmiş. Ve kısmetse bizden sonra da canlı cansız varlıklarıyla aynı sorumlulukla ilişkilenen insanlar sayesinde yaşamaya devam edecek.
Mülk sahipliği belki hayatta sağlam durmanın güvencelerinden biri olabilir. Ancak toprağın, tarlanın, bağın, bahçenin sahiplikten öte, kullanım hakkıyla birlikte sorumluluk yükleyen bir tarafı var. O ekosistem üzerinde yaşayan gözle görünür, görünmez tüm canlıların yaşamaya devam etmeleri için üstlenilen sorumluluk var.
Bana göre sahip olmak demek kullanım hakkını, yönetme hakkını elinde bulundurmak demek. Kullandığın şey toprak olunca, doğa olunca, üzerinde yaşayan görünür görünmez binlerce irili ufaklı canlının varlığından da sorumlusun demektir. O canlıları yok etmeden, azaltmadan ürün almanın, beslenmenin, geçim sağlamanın yollarını aramak, öğrenmek, uygulamak ciddi bir sorumluluk bence.
Haiku bizim kültürümüzden doğan bir sanat değil. Ama giderek ilgi duyulan bir sanat. Haikuya ilgi duyan olursa onlar için önerebileceğin bir kaynak var mı?
Memnuniyetle benim de yararlandığım çok güzel bir çalışma var. Burcu Meltem Arık’ın kızı Sumru ile birlikte hazırladığı Yeryüzünün Şiiri: Haiku/ Haiku Yazma Rehberi hem yetişkinler hem çocuklar için doğa gözlemleriyle birlikte haiku yazma pratikleri içeriyor. Rehbere bu linkten ücretsiz ulaşabilirsiniz: Yeryüzünün Şiiri: Haiku/ Haiku Yazma Rehberi
Bu keyifli söyleşi için Sevgi’ye teşekkür ediyor ve sizi bağın on iki mevsimini izlemeye davet ediyoruz.
BAĞIN ON İKİ MEVSİMİ
Sonbahar;
Gözler kapalı
Kütükler çırılçıplak
Yaprak toprakta
Kış;
Dallar çok yalnız
Beyaz örtüyü çeker
Su uyumakta
Erken Bahar;
Gözler açıldı
Kuru dal giyiniyor
Ilık ışıkta
Bahar;
Arı toz serper
Kaplumbağa çiftleşir
Kütük altında
Bahar ertesi;
Yaprak doğurur
Salkım büyüsün diye
Filiz kırılır
Erken yaz;
Üzüm şenlenir
Gündönümü gelince
Gider bağdan dert
Yaz;
Kayayı deler
Suyu arayan kökler
Güneş kavurur
Yaz sonu;
Üzüm salkımı
Toprağı seyrediyor
Al beni artık
Hasat başı;
Şenlik başlasın
Bağbozumu teşekkür
Komşuyu çağır
Hasat ;
Hasat sepette
Bereket elimizde
Pekmez ateşte
Hasat sonu;
Kış, yaza bağlı
Üzüm göğe, toprağa
Biz, kainata
Sorgu mevsimi;
Bir bağ nedir ki?
Hem işlik hem tapınak
Budarken secde
Bağı tavaf et
Üzümde alın teri
Eski ibadet
Kondu soframa
Salkımlardan süzülen
Şiirli şarap
Sevgi Akar, Ocak 2025
* bağban (Fars), bağ bekçisi, bahçıvan.