ENGLISH
DESTEK OL!
Gönüllü Ol
HABERLER

Paradigma Değişimi: Orta ve Doğu Avrupa’da Kadınlar Nasıl Agroekolojik Uygulamalara Geçiş yapıyor

Yayınlanma Tarihi: 9 Nisan 2025
Paradigma Değişimi: Orta ve Doğu Avrupa’da Kadınlar Nasıl Agroekolojik Uygulamalara Geçiş yapıyor

Haber: Ruta Śpiewak ve Klaudia Kryńska – Heinrich-Böll-Stiftung

Çeviri: Büşra Demircan (Gönüllü iletişim ekibi)

Fotoğraf: Orta ve Doğu Avrupalı Agroekolojik kadın çiftçilerin buluşması, Grzybów, Polonya, Ekim 2024.

Polonya’da çiftçilerin sayısı günden güne azalıyor, ancak kırsal alanlarda yeni ilkelerle çiftlikler kurmaya çalışan bir grup var. Genç kadınlardan oluşan bu grup üretimi çeşitlendirme, kırsal işbirlikleri ve çevreye özen gösterme gibi agroekolojik fikirleri benimsiyor.

2024 yılı, Polonya ve diğer Orta Avrupa ülkelerinin Avrupa Birliği’ne katılmasının yirminci yıl dönümüydü. Böylece geçtiğimiz 20 yılda AB fonları sayesinde tarım dahil bir çok alanda dinamik bir gelişim süreci başlamış oldu. Polonya tarımı çok daha profesyonel hale gelmiş olsa da, tıpkı “eski AB ülkeleri” olarak adlandırılan ülkelerde olduğu gibi birçok sorun da bu süreçle birlikte ortaya çıkmış oldu. Başlıca sorunların arasında küçük çiftliklerin sayısındaki azalma, tek tip tarımın artması, toprak-su kalitesinin bozulması, tarım nüfusunun yaşlanması ve nesil değişiminin yetersizliği yer alıyor. Ancak dünyanın dört bir yanında, bu olumsuz gelişmelere yanıt verebilecek alternatifler arayan grupların sayısı da gün geçtikçe artıyor ve bu grupları kadınların domine ettiği gözlemleniyor. 

Gıda sisteminin baskın ve sıklıkla eleştirilen modeline karşı muhalefetin bir biçimi olarak tanımlayabileceğimiz kavram ise, halk hareketleri ve girişimciler aracılığıyla uygulanan agroekolojik fikirler. Polonya’da bu tür faaliyetlerin sürüldüğü en önemli girişim 21. yüzyılın başlarında kurulan ve Ewa Smuk-Stretenwerth ve Peter Stratenwerth’in ekiplerinin birlikte yönettiği Ekolojik Halk Üniversitesi. Polonya Tarımsal Ekoloji Okulu, bu özel yerde birkaç yıldır bulunuyor ve aşina olmayan kişiler arasında agroekoloji değerlerini yayıyor. 2024’te, ilk kez, Kırsal ve Tarımsal Kalkınma Enstitüsü ve Agro-Perma-Lab Vakfı’nın girişimiyle, Orta ve Doğu Avrupa’dan kadın çiftçiler ve üreticilerin katıldığı bir agroekoloji kongresi de burada düzenlendi.

Kongrenin amacı, Orta ve Doğu Avrupa’da agroekolojik faaliyetler yürüten kadınları bir araya getirerek savunuculuk becerilerini geliştirmelerini sağlamak, aynı zamanda günlük çalışmalarında mevcut agroekolojik yöntemleri güçlendirmekti. Bu süreçle, tüm gıda sisteminin kavramsallaştırılma biçiminde bir paradigma değişikliği yaratmak ve katılımcıların işbirlikleri kurmalarını teşvik etmek hedefleniyordu.

Bu 4 günlük toplantıda, Gradina Moldovei, Elkana, AMPI, Slovakya Kırsal Parlamentosu ve Ukrayna’daki Permakultura gibi kurumları temsil eden Slovakya, Çek Cumhuriyeti, Polonya, Ukrayna, Moldova ve Gürcistan’dan katılımcılar, tarımda savunuculuk ve kadın işbirliği konularında çalışmalar yaparak, politika taleplerini belirlediler. Ayrıca, Avrupa siyasetinin en üst düzeylerinde, kırsal yaşamla ilgili kararların alındığı yerlerde seslerini nasıl duyuracaklarını tartıştılar.

Toplantının en önemli kısmında ise, agroekolojik yöntemleri kullanan kadın çiftçilerin günlük uygulamalarını, ortak deneyimlerini  – ülkelerden bağımsız bir şekilde-   paylaşıyor olmasıydı.

Bu kadınlardan biri, liseden mezun olduktan sonra yüksek öğrenim görmek için memleketini terk edip büyük bir şehre taşınan, sonrasında kendi şirketini kurup tarım üreticisi ve köy lideri olan Dorota Dembińska. Bugün 16 hektarlık arazisinde şifalı otlar ve çiçekler yetiştirip özel ırk at ve kümes hayvancılığı yapıyor.

“Çiftçi olmayı hiç düşünmedim. Psikoloji okuyup şehre kaçmayı hayal ediyordum. Fakat birkaç yıl önce ailem ciddi bir kaza geçirdiğinde, dizginleri ele almaya karar verdim.” 

Dorata 20 yıl önce biri ona bugün gururla kendisini bir çiftçi olarak adlandıracağını söyleseydi, onlara inanmayacağını ifade ediyor. Sadece hayatını değil, aynı zamanda aile çiftliğinin işleyiş biçimini de değiştirdi. Geleneksel çiftçilikten organik yöntemlerle üretime geçip, kimyasal gübre ve kimyasal pestisit kullanmayı bıraktı. 

Toprak yenilenmesine büyük önem veriyor ve çiftliğinde kapalı devre kullanıp, talaş, atık kağıt ve kendi kompostu gibi yerel olarak bulunan malzemeleri kullanarak yenilenme sürecini yönetiyor. Dorota için agroekoloji, kırsalın sunduğu kaynakları birleştirmek anlamına geliyor.

“Agroekoloji benim tarlalarım, benim çayırlarımdır, hiçbir kimyasal kullanmam. Üzerlerinde büyüyen yabani otları kontrol etmek gerekirse, bunun için sadece çiftliğimde bulunanlara dayanarak doğal yöntemler kullanırım.” 

Dorota’nın toprak işleme, yabani ot veya haşere kontrolü için tanımladığı yöntemler, agroekolojinin üç boyutundan biri altına giriyor. Sürdürülebilir çevresel uygulamalar kırsal yaşam biçimine uyum sağlamalı. Dayanıklı ekosistemleri sürdürmek, yalnızca çiftliklerin ekonomik olarak sürdürülebilir olmasını sağlayan istikrarlı tarımsal üretimi değil, aynı zamanda kırsal kimliğin temeli olan kültürün sürekliliğini de garanti eder.

En önemli husulardan birisini ise Dorota şöyle açıklıyor: 

“Benim değişmeyen inancım  “tohumdan ekmeğe”dir. Kırsal kesimdeki çoğu kadının ürün yetiştirmesini, tahılları nasıl kullanacaklarını bilmesini ve kendi ekmeklerini pişirmesini isterim. Günümüzde hayvan yetiştirmenin, özellikle inek yetiştirmenin nadir olduğunu biliyorum, ancak köyümde bunu yapan çiftçiler hala var. Onlardan aldığınız sütten kendi peynirinizi yapabilirsiniz. Lavanta, kekik, nane gibi bitkilerin gücünden faydalanabilirsiniz. Birlikte çalıştığım kadınlarla birlikte doğal bitkisel kozmetikler de üretiyorum. Her şey yakınlarda olanı kullanmakla ilgili – çam filizlerini veya mürverleri tanıyıp nasıl işleneceğini bilmekle. Ve bu bilginin elinizden kayıp gitmesine izin vermemekle ilgili.”

Ortak değerler ve yaşam tarzlarıyla birleşmiş güçlü kırsal toplulukların varlığı, hem halk hareketleri hem de Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü tarafından vurgulanan agroekolojinin temellerinden biridir. Bizim müzakerelerimiz için en uygun sorular ise şöyle: Artan tarımsızlaşma ve kırsaldan şehirlere göç koşulları altında, kırsal ve tarımsal bir topluluk nasıl inşa edebiliriz? Genç köylüler için otantik ve model olabilecek, nesillerin ve geleneklerin devamlılığını sağlayacak bir kimliği nasıl oluşturabiliriz? Ve son olarak, ister köye yeni gelen biri olsun, ister Dorota gibi, yıllar sonra topluluğuna geri dönen biri olsun, bu süreçte nasıl rol alınmalı?

“Benim durumumda anahtar, okul yıllarımdan kalma eski tanıdıklarımdı. Ve şehirde uyanan harekete geçme isteği. Kırsala taşındıktan sonra birçok kadının kendilerini evlerine kilitlediğini gördüm. Bunu değiştirmeye karar verdim ve eski arkadaşlarımın yardımıyla bu kadınları evlerinden çıkarıp onları ortak faaliyetlere dahil ettim; günlük hayatta işe yarayacak, böylece hiçbiri zamanlarını boşa harcadıklarını hissetmeyeceklerdi. Köy toplum merkezinde bir oda kiraladık ve bir araya gelip birlikte reçel ve kozmetik yapmaya başladık, ayrıca yeni beceriler öğrendik. Bu süreç sonrasında peynir yapma, evde hayvan kesimi gibi atölye fikirlere de yol açtı”

İşbirlikleri, öz örgütlenme ve birbirimizden öğrenme, agroekolojinin toplumsal boyutunun önemli yönleri. Bilgi alışverişi ve her şeyden önce geleneksel tarım becerilerinin yeni teknolojiler kadar değerli olduğunun kabul edilmesi, atalarımız tarafından yaratılan tarım kültürünün korunmasının temelini oluşturuyor. Dorota’nın da belirttiği gibi, tarımsızlaştırma bu bağlamda bir sorun olmaya devam ediyor:

“Kadın çiftçilerin sayısı giderek azalıyor. Benim köyümde, ikisi süt üreticiliği ile uğraşan tam altı çiftlik kaldı. Buna karşılık, ziyaret ettiğim diğer yerlerde bir eğilim fark ediyorum: Genellikle  45 yaş üstü kadınlar, çiftliklerinde kadın sahipler olarak destekleyici roller üstlenirken, tarımsal işlerle ilgili görevlerin çoğu kocaları tarafından gerçekleştiriliyor. Buna karşılık, 20 ila 40 yaş arasındaki, eğitimli ve şehre aşina, tarım okumuş veya konuyla ilgili bilgilerini başka şekillerde genişletmiş daha genç kadınlar, çiftliklerinin sorumluluğunu gerçekten almaya başlıyorlar. Çiftliklerini nasıl genişleteceklerini düşünüyorlar, tarım turizmi yapıyorlar, ekolojik üretime geçiyorlar, bakım çiftlikleri kuruyorlar ve köy hayatına katılıyorlar. Ekolojik farkındalık ve bir topluluk kurma isteği, onlarda erkeklerden belirgin bir şekilde daha güçlü.”

Dorota’nın paylaştığı gözlemlere göre, kadınlar tarafından yönetilen çiftliklerin profilleri kamu istatistiklerinden elde edilen verilerle tutarlı. Bu tür çiftlikler daha çok kendi kendine yeten, çok işlevli, yerleşik ve aile bütçesini desteklemenin bir yolu olarak ele alınırken aynı zamanda daha fazla “yenilikçilik” eğilimindedir. Örneğin evde işleme, doğrudan satış, organik üretim, el sanatları, tarım turizmi vb. yapmak bu çiftliklerde yaygın.

Ancak, Polonya kamu verilerinin genel olarak tarımın tam resmini veya kadınların tarımdaki varlığını yansıtmadığını eklemekte fayda var. Gerçekten işleyen agroekolojik çiftliklerin sayısı abartılıyor. Muhtemelen aynı durum Orta ve Doğu Avrupa’nın diğer ülkelerinde de geçerli. 

Polonyalı kadın çiftçilerin durumu belirli koşullar altında şekillenmiş. Tarım arazilerinin büyük ölçekli millileştirilmesi olmadan sosyalist dönemden geçti. Tüm sosyalist ülkelerde ortak olan mesleki alanda kadın eşitliği anlatısına tabiydi, ancak bu, kadınların ev içi ve bakım işlerini üstlenmelerinsdeki kültürel baskıyı azaltmadı [Fidelis 2020]. Ayrıca, Polonya’daki kadın çiftçilerin tutumları ve davranışları, muhafazakar çevrelerden gelen kadın rolleri hakkındaki mesajlardan etkileniyor ve bu algı kırsal alanlarda daha güçlü. 

Son zamanlara kadar aile çoğu kadın için hayat amacıydı,  kimlikleri eş ve anne rollerine göre şekilleniyordu. Tarım alanı aktiviteleri dahil profesyonel organizasyonlar veya kamusal faaliyetler kadınların erişim sınırlarının dışındaydı. Kırsal kesimdeki kadınların bu belirgin olarak tanımlanmış rollerden çıkma girişimleri genellikle toplumdan onay almazdı [Michalska 2013].

Ancak günümüzde, özellikle genç kadınlar arasında, Dorota’nın ifadesinin de gösterdiği gibi, kendi memleketlerini terk etmeden kendini geliştirme, eğitim alma ve kendi kariyer hedeflerini gerçekleştirme isteği güçlenerek artıyor. Cinsiyet eşitliği ve kadınların rolünün takdir edilmesi, agroekolojinin önemli bir yönü. Polonya’da, kadınların işinin küçümsenmesi alışılmadık bir durum değil ve kadınlar çoğunlukla çiftlikteki idari, muhasebe işleriyle ilgilenirler; bu faaliyetler, çiftliğin işleyişinde ikincil önem olarak kabul edilir. Daha fazla fiziksel güç ve ağır ekipmanların nasıl çalıştırılacağı, onarılacağı hakkında bilgi gerektiren faaliyetleri üstlenmede erkeğin daha büyük bir rolü olduğu vurgulanır. Yine de, günümüzün tarımsal ortamında, yönetim, organizasyon, planlama ve işletme için fon toplama hayati önem taşıyor. Dorota şöyle diyor:

“Kadınların çiftçi olmasının da erkekler kadar kolay olduğunu düşünüyorum. Fiziksel canlılığa ek olarak, bunu yapmak için gereken tüm yatkınlıklara sahibiz. Kadınlar tıpkı erkekler gibi ekip biçebilir ve hatta makine çalıştırabilir. Dahası, evrak işlerini yapanlar, hangi formların ne zaman doldurulması gerektiğini hatırlayanlar ve ofiste işleri yapanlar kadınlar ve bu işler bir çiftliği yönetmenin çok önemli bir parçası. Yine de hala bazı klişeler geçerli; kadınlar daha güçsüz ve bu yüzden daha az fırsata sahip. Bunu kırmak, bu kısır döngüden çıkmak, buluşmaya, konuşmaya başlamak için çok istekliyim. Çünkü tarım ile uğraşan erkeklerin buluşmak ve tartışmak için bolca fırsatı var! Özellikle ziraat odalarında bunu görebiliriz – bu örgütlerin üyelerinin %99’u erkektir ve pozisyonlarını, çocukluktan beri çiftlikte çalışan, bilgiye, deneyime, her şey için altın ortalamaya sahip olanların kendileri olduğunu savunurlar. Erkek sesi hala iki kat daha fazla.”

Sonuç olarak, agroekolojik yaklaşım, Orta ve Doğu Avrupa’da hâlâ niş bir kavram olarak kalıyor ve geniş çapta tanınmıyor. Bununla birlikte, agroekolojiyi karakterize eden birçok özellik, örneğin, çiftliklerdeki kendi kendine organizasyon ve kapalı döngü sistemleri, yüzlerce yıl boyunca kırsal pratiklerin tipik özellikleriydi. Bugün, çevresel-sosyal zorluklara yanıt aramak isteyenlerin çoğu, geçmişte iyi işleyen bu pratiklerdeki çözümleri arayan kadınlardır.

Henüz yorum yapılmamış

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Paylaş