DESTEK OL!
Gönüllü Ol
HABERLER

Organik gıda gerçeği

Yayınlanma Tarihi: 22 Mart 2021
Organik gıda gerçeği

Milliyet yazarı Duygu Erdoğan, Türkiye’nin organik tarımda ulaştığı pazarı, politikasını, organik gıda üreticilerinin durumunu, sorun ve çözüm önerileri ile tüketicinin ‘yanıltılmadan’ organik ürüne nasıl erişebileceğini ele aldığı yazı dizisinde, Ekolojik Tarım Organizasyonu Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Uygun Aksoy ve Buğday Derneği İletişim Koordinatörü Turgay Özçelik’in görüşlerine yer verdi.


Organik üretim konvansiyonel üretime göre daha maliyetli ve pazarlama alanı dar. Bu yüzden pahalı. Ancak Avrupa’ya göre Türkiye’de organik ürün daha uygun fiyatlı. Bir ürünün organik olup olmadığını anlamanın tek yolu sertifika. Görüntüsüne kokusuna aldanmamak; ‘doğal’, ‘köy ürünü’, ‘hakiki’ gibi sıfatlara kanmamak lazım.

Avrupa ülkeleri, gelecek 10 yıl içinde organik tarımın payını yükseltmeyi, bu sayede daha sağlıklı bir çevreye ulaşırken, bilinçli tüketimin artmasını amaçlıyor.

Türkiye’nin 2023 hedefi de toplam tarım alanları içinde yüzde 2 olan organik tarımın payının 2023’e kadar yüzde 3’e çıkarılması olarak belirlenmişti. İç pazara üretim yapan üreticilerin pozitif ayrımcılıkla desteklenmesiyle organik tarıma yönelik büyümenin daha hızla gerçekleşebileceği tahmin ediliyor.


Logolu ürün takipte güvenle satın alın

Ekolojik Tarım Organizasyonu Derneği (ETO) Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Uygun Aksoy, organik ürün pazarının gelişimine dikkat çekerken, mevzuata bağlı izlenebilir sistemin güvenilirliğine vurgu yaptı. Bu nedenle sertifikalı, organik ürün logolu üretimin tüketici tarafından güvenle tercih edilebileceğini işaret eden Aksoy, “Yüzde 85 oranında ihracat için yapılan organik tarımın iç pazarda da talebi artıyor. Bunu karşılamak için üreticiler istekli ancak devlet desteklerinin de aynı ölçüde artması gerekiyor” dedi.



Etiketi okuyalım

Bir ürünün organik olup olmadığına dair ‘yüzeysel eleştirilerin’ organik ürün algısı güvenini sarstığına dikkat çeken Aksoy, Türkiye’de mevzuatın, organik olmayan bir ürünün organik etiketlenmesine izin vermediğini söyledi.

Organik pazarlarda da her ürünün kontrol edilerek alana girdiğini anlatan Aksoy, “Kaçağın kontrolünde Tarım ve Orman Bakanlığı ile il ve ilçe müdürlükleri yetkili. Büyük cezaları var. Kontrol kuruluşlarının sitelerinde de ceza alanlar, devre dışı bırakılanlar yer alıyor. Organik üretimi sorgulamak yerine yapılacak en doğru şey etiket okumaktır. Logosu, sertifikası, kod numarası ile sistem takip edilebiliyor ve sorgulanabiliyor” diye konuştu.


Üretici tek başına daha destek gerekli

Organik ürünün ‘pahalı’ olarak algılanmasının sebeplerini sıralayan Uygun Aksoy, şunları söyledi:

“Örneğin dış pazara ürün gönderecek ihracatçılar bir organizasyon yapıyor; bilgi paylaşımı, pazar talebi, sertifikasyon maliyetlerinin düşürülmesi gibi ortak paylaşımlar oluyor Ancak iç pazarda üretici tek başına. Bu nedenle içeride üreticinin ciddi kayıpları oluyor. Devlet desteği yetersiz kalırken, ürettiği ürünü pazara ulaştırmakta büyük sorunlar yaşıyor. Tüm girdiler organik ve ilaçsız kullanılmak zorunda.

Bunların hepsinde fiyat artışları var. Denetim ve sertifikasyon süreci var. Örneğin organik tavuk için doğal büyümesini sağlayacak 81 gün ardından kesimi mümkünken, konvansiyonel üretimde 42 gün sonra kesiliyor. Arada iki kat süre farkı var. Ve beslenmesinde GDO’lu yem yasak. Bazı ürünlerde mikrobiyal bulaşmaları engellemek üzere uygulanan radyasyon (ışınlama) da organik tarımda yasak. Bunların hepsi bir maliyet artışı getiriyor.”


Nereye bakmak gerekiyor?

Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği’nden Turgay Özçelik, tüketici açısından organik ürünün anlaşılmasında temel kriterin ‘organik sertifikası’ olduğunu dile getirdi. ‘Görüntüsünden, tadından, kokusundan organik olup olmadığını anlayamayız’ diyen Özçelik, şu bilgileri veriyor:

“Paketli ürünse, üzerinde organik tarım logosu, sertifikasyon kuruluşunun logo ve bilgileri, sertifika numarası olmalı. Dökme (açık) ürünse, ürüne ait düzenlenmiş ürün sertifikalarından ve ilgili üreticiden alındığını gösteren mali belgeye (fatura gibi) bakarak anlayabiliriz. ‘Doğal’, ‘köy ürünü’, ‘hakiki’ gibi kullanılan pazarlama sıfatları ise asla ürünün organik olduğu anlamına gelmez. Bunlar kişisel ve göreceli kavramlar; oysa organik, kanunu, kriterleri olan; izlenebilir ve denetlenen bir üretim yöntemi.”



Uzun vadede organik tarım daha ekonomik

Dünyada tarım politikalarının organik tarım başta olmak üzere alternatif tarım yöntemlerini destekleyecek şekilde değişmeye başladığını anlatan Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği İletişim Sorumlusu Turgay Özçelik, Organik Tarım Araştırma Enstitüsü’nün (FIBL) açıkladığı rakamları paylaştı.

Buna göre, dünya genelinde organik tarım yapılan arazi 71.5 milyon hektara ulaştı. Avrupa Birliği (AB) 2030 yılına kadar pestisit kullanımını yüzde 50 azaltma, organik tarım yapılan arazi oranını ise yüzde 25’e çıkartma hedefi koydu.


Çevresel etki…

Organik tarımın ‘daha pahalı’ olarak görülmesinin aksine uzun vadede konvansiyonel üretime göre daha ekonomik olduğunu vurgulayan Özçelik, bunu örneklerle anlatıyor:

“Sağlıklı gıdaya verilen bedel, koruyucu bir önlem olarak, hastalıktan, hastane ve ilaç masraflarından da uzak tutuyor. Ayrıca gıdanın bir de çevre maliyeti var. Organik tarımı yenilenebilir enerji gibi düşünebiliriz. Bugün nasıl termik santrallerin çevreye verdiği zararı ekonomik açıdan değerlendirmek gerekiyorsa, endüstriyel tarımın toprak, su ve biyolojik çeşitliliğe verdiği zararların ekonomik boyutunu da dikkate aldığımızda sürdürülebilir bir tarım yöntemi olan organiğin uzun vadede daha ekonomik olduğunu söyleyebiliriz.


Zehirsiz Kampanya‘ya destek olun; insan ve çevre sağlığına zarar veren pestisitler yasaklansın.

Bununla birlikte pahalılık göreceli bir kavram. Konvansiyonel ürünlerle karşılaştırma, birim maliyetler üzerinden yapıldığında ve sürüm de dikkate alındığında çoğu üründe organik ürün daha adil olabiliyor. Organik üretim, konvansiyonele göre daha maliyetli. Talebin az oluşu ve pazar ağının/pazarlama alternatiflerinin darlığı maliyeti daha da artırıyor. Bir de besin değeri açısından da organik ile endüstriyel arasında da fark var. Yani aynı olan iki ürünün fiyat farkından bahsedemeyiz.”


Duygu Erdoğan’ın yazısı 22 Mart 2021 tarihinde Milliyet‘te yayımlanmıştır.

Etiketler: , , ,

Henüz yorum yapılmamış

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Paylaş