İklim Değişikliğinin Gölgesinde Toprağın Hafızasını Korumak
Toprağın, suyun, güneşin ve insanın ortak hafızasını tanımlayan kadim bir kavram olan teruar; küresel ısınmanın tehdidi altında yeniden anlam kazanıyor.
Yazı: Ahmet Taha Akkoca – Buğday Derneği İletişim Gönüllüsü (Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü Öğrencisi)
Fransızcada “toprak” anlamına gelen terroir bir ürünün yetiştiği coğrafyayı, iklimi, toprağı ve insanı kapsayan bütünsel bir kimlik kavramıdır. Bir bağın teruarı; o bölgenin sıcaklık ve yağış ortalamaları, toprağın mineral yapısı, bakısı, rakımı ve kuşaktan kuşağa aktarılan yerel tarım bilgisinden oluşur. Kısacası teruar, bir ürünün neden o yerden geldiğini anlatır.
Bir şişe şarabı açtığınızda duyduğunuz o kendine özgü koku, içtiğinizde damağınızda kalan mineral tat ya da hafif tuzluluk; tüm bunlar o bağın teruarının şişeye yansımasıdır. Bu yüzden aynı çeşit üzümden, farklı teruarlarda birbirinden bambaşka şaraplar üretilir.
Teruar hangi ürünler için neden önemli?
Teruar kavramı en yoğun biçimde bağcılık ve şarapçılıkta kullanılsa da zeytinyağı, peynir, çay ve kahve gibi coğrafi kökenin belirleyici olduğu her üründe karşımıza çıkar. Örneğin İzmir çevresinin çeşitli toprak yapısına sahip bağlarında yetişen Bornova Misketi’ne özgü tazelik, bölgenin kıyı iklimiyle şekillenirken, Kapadokya’nın volkanik tüf toprakları Kalecik Karası’na mineral bir doku ve derinlik kazandırır.
Teruar, üreticiler için de bir kimlik ve farklılaşma aracıdır. Küresel piyasalarda benzer ürünler arasında sıkışıp kalmamak için coğrafi işaret almak, o yere özgü üretim tekniklerini korumak ve tüketiciyle derin bir hikâye ortaklığı kurmak ancak güçlü bir teruar bilinci ile mümkün. Buğday Derneği’nin savunduğu ekolojik tarım ilkeleri de özünde teruara saygıyla örtüşüyor: toprağı tanımak, onu dinlemek ve onunla birlikte çalışmak.
Bir bağ, toprağının hafızasıdır. İklim o hafızayı silmeye başladığında, geriye yalnızca sessizlik kalır.

İklim değişikliği teruarı nasıl etkiliyor?
İklim değişikliği, teruarın en temel bileşenlerini değiştiriyor. Son yıllarda Türkiye’de ortalama sıcaklıklar mevsimsel ortalamaların üzerine çıktı; yağış düzeni bozuldu, ilkbahar donları ve yaz kuraklıkları daha öngörülemez bir hâl aldı.
Bu değişimler özellikle bağcılık açısından somut sonuçlar doğuruyor: Avrupa’daki uzun dönemli fenoloji* çalışmaları, hasat tarihlerinin son yüzyılda belirgin biçimde öne çekildiğini gösteriyor; benzer eğilimler Türkiye bağlarında da gözlemleniyor. Olgunlaşmanın hızlanması aromatik denge ve asitlik üzerinde kalıcı izler bırakıyor. Hasat döneminin kayması geleneksel takvimlerle yüzyıllardır kurulan uyumu bozuyor; bir kısım bölge ve çeşitte meyve kalitesi düşerken, bazı iklim kuşaklarında daha önce yetişemeyen çeşitler için yeni olanaklar da doğuyor.
Toprağın nemi azaldıkça kök sistemleri daha derin katmanlara inmek zorunda kalıyor; bu durum bitkinin su ve besin alımını etkileyerek tat profili üzerinde dolaylı değişimlere yol açabiliyor. Ancak iklim ile mineral alımı arasındaki ilişki karmaşık ve hâlâ aktif araştırma konusu olduğundan, etkilerin yönü ve büyüklüğü bölgeden bölgeye farklılaşıyor.
Çok değil, beş on yıl öncesine kadar nesiller boyu süren doğa gözlemlerine dayanan halk meteorolojisi, üretici için güvenilir bilgiler sağlıyordu fakat iklim değişikliğinin etkilerinin hissedilir şekilde artmasıyla aşırı ve beklenmedik hava olayları çok daha sık yaşanmaya başladı. İklim değişikliği bugünden yarına çözülebilecek bir sorun olmadığı için üretici yeni bir yol bulmak zorunda. Bu yol da iklime uyumlu üretim modeli ve planlamasından geçiyor.
Kuraklığa ve sıcağa toleranslı yerel çeşitler zor iklim koşullarında hayatta kalmayı daha kolay başarır, dolayısıyla yapılması gereken ilk şeylerden biri yerli ve dayanıklı çeşitlere sahip çıkmak. Bitkilerin uzun yağışsız dönemlere dayanabilmesi için toprağın su tutma kapasitesini artırmak gerek. Kompost, örtü bitkisi ve toprağı mümkün olduğunca az işleyerek toprağın organik madde miktarını bu sayede de su tutma kapasitesi artırmak mümkün.
İklim değişikliği beklenmedik durumlar yaratmakla birlikte her iklim döngüsünün bir örüntüsü var, doğal olayları izlemek ve kaydını tutmak değişen çiçeklenme ve hasat zamanlarına dair yeni bir rehber oluşturmanıza yardımcı olabilir.
İklim stresi ortak bir sorun ve tüm ortak sorunlar gibi dayanışma ve işbirliğiyle belirsizliğin üzerimizdeki baskısını hafifletebiliriz. Üretici ağları kurarak ya da olanlara katılarak deneyimlerimizi, tohumlarımızı, olanaklarımızı ve tabii endişelerimizi paylaşarak zor zamanları daha kolay atlatabiliriz.
İklime uyum ve adil geçiş aynı zamanda idari kararlar almayı gerektiren bir süreç. Dolayısıyla politika yapıcılardan bağımsız düşünülemez. Bireyler, kurumlar ya da sivil toplum olarak bu sürece dahil olabilir, coğrafi işaret mevzuatının güçlendirilmesini talep edebilir, iklim uyum destekleri, tarımsal sigorta sistemleri, müştereklerin korunması gibi konularda çalışan sivil toplum kuruluşlarına destek verebiliriz.
Toprağın hafızasının mineraller, organik maddeler, mikroorganizmalar, hava ve su gibi bileşenlerden oluştuğunu düşünürsek, biz bu hafızayı silmeye iklim krizinin etkilerini henüz hissetmediğimiz zamanlarda başladık. Üzüm bağlarında toprak derin işlenmese de pek çok ürünün yetiştirilmesi sırasında ağır tarım makineleri ile toprağı alt üst ederek, kimyasal gübrelerle yapısını bozup tarım zehirleriyle biyoçeşitliliğini yok ederek sadece hafızasını değil yaşamını da elinden aldık.
Şükür ki bu karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayacak pusula ve ışığa sahibiz: Kadim üretim bilgisini ve farklı koşullara göre evrilmiş yerel çeşitlerimizi henüz yitirmedik, üstelik artık teknoloji ve bilimden yararlanma şansımız da var. Toprağı onarıp zor koşullara dayanıklılığını artıracak agroekolojik üretim yöntemlerini benimseyerek, iklim krizine duyarlı kültür çeşitlerini ıslah programları aracılığıyla dayanıklı yerel türlerle buluşturarak; teruar’ı yeniden inşa edebilir ve sürekliliğini güvence altına alabiliriz.
* Fenoloji, doğal olayların tekrar etme zamanlarını inceleyen bilim dalı.