Güvenle Büyüyen Bir Kümes
Sabahın erken saatlerinde Foça’nın Kozbeyli köyünde çamur diz boyu. Gece yağan yağmur toprağı ağırlaştırmış. Kümeste 250 genç tavuk var. Henüz yumurtlamıyorlar. Ama aslında çoktan bir şey üretmiş durumdalar: Güven!
Röportaj: Beyza Özel – Buğday Derneği İletişim Gönüllüsü
Gediz Ekoloji Topluluğu’nda bolluğun ve zorluğun dayanışmayla nasıl paylaşıldığını dinlemek için Gökler Çiftliği’nden Sırma Gök ile online buluşuyoruz. Sırma, beyaz yakalı bir çiftçi. 2021 yılında eşi Bekir ile “sabah 9, akşam 5” işlerini bırakıp kırsala yerleşmişler. Hem de yanlarında 1,5 yaşında ikizleri Ege ve Ceyhan ile. Ekranın diğer tarafında yorgun ama berrak bir yüz var. Gün henüz bitmiş. Hayvanlar doyurulmuş, çocuklar oyun oynuyorlar, mutfak toparlanmış.
“Romantik değildi,” diyor Sırma. “Planlıydı.”
Toprağa geçiş bir pandemi refleksi olmamış. 2018’den beri gidip geldikleri küçük arazide Kozbeyli köyünde yaşama fikrine adım adım ulaşmışlar. Önce hafta sonları. Sonra daha uzun kalışlar. Sonra geri dönmenin zorlaşması.
Bu kadar sebze ne olacak?
Bekir ve Sırma ilk yıl kendileri için üretmişler. Ata tohumları bulmuşlar. Kümes kurmuşlar. Küçük bir alan ekmişler. “Yeter ki kendimize yetsin,” demişler. Toprak fazlasını vermiş. Ancak fazla ürün bir sevinçten çok bir soruya dönüşmüş: “Bu kadar sebze ne olacak?”
“Kapı kapı dağıtım başladı. WhatsApp grubu kuruldu. Instagram üzerinden sipariş alındı. Ürün ziyan olmadı ama model yorucuydu. Yakıt, zaman, karbon ayak izi…” diye anlatıyor Sırma. Tam da bu sırada yollarının Gediz Ekoloji Topluluğu (GeTo) ile kesiştiğini söylüyor.
GeTo’nun önerisi basit oluyor: “Kapı kapı dolaşmayın. Topluluğun merkezine gelin. İnsanlar ürüne gelsin. Üretim ile tüketim arasındaki mesafeyi kısaltın ama bireysel değil, kolektif bir düzende.”
GeTo iki haftada bir buluşuyor
Gediz Ekoloji Topluluğu (GeTo), 2015’ten bu yana küçük ölçekli, doğa dostu üreticilerle türeticileri bir araya getiren bir dayanışma ağı. Burada ilişki sertifikayla değil, şeffaflıkla kuruluyor; isteyen üretim alanını ziyaret edebiliyor, süreci yerinde görebiliyor. İki haftada bir paylaşılan listelerde kim ne ürettiyse yazılıyor, türeticiler siparişlerini giriyor ve dağıtım günü herkes gönüllü olarak sürece destek oluyor. Piyasanın dışında, güvene dayalı başka bir ekonomi işliyor. 2022’den beri Sırma ve Bekir, bahçelerinden hasat ettikleri sebzeleri ve yumurtalarını GeTo ile buluşturuyor.
Artık yumurtalar yetmiyor!
GeTo dağıtımlarında kasalar açıldığında yumurtalar kısa sürede tükeniyor. Sırma bunu bir büyüme hikâyesinden çok bir sorumluluk gibi anlatıyor: “İnsanlar güvenip alıyor. O güveni karşılamak istiyorsun” diyor. Ama tavuk sürüsü yaşlanmış. Günlük 30-40 yumurta çıkıyor. Topluluk büyüyor. Yumurtalar yetmiyor. Yeni sürü gerekiyor. Ve Sırma yeni bir yatırım yapmaya karar veriyor.

Hikâyenin en güçlü tarafı belki de burada başlıyor!
Sırma’nın daha fazla yumurta üretmesi gerekiyor fakat bunun için daha fazla tavuğa ihtiyacı var. Klasik sistemde bu sorun krediyle çözülür. Yeni tavuklar alınır, üretime devam edilir. Faiz üretimin ritmini belirler. Üretici borç baskısıyla çalışır.
Ancak türeticilere bir teklif sunuluyor: “Şimdiden 100 yumurtanın parasını ödeyin. Tavuklar yumurtlamaya başladığında yumurtalarınızı teslim edelim.”
Bu bir ön satış değil, bir risk ortaklığı!
Yaklaşık 40 türetici bu çağrıya karşılık veriyor. Yumurta henüz ortada yokken ödeme yapılıyor. Bu sistemde türeticiler bir kampanya ya da indirimden yararlanmıyor; topluluk destekli tarım da bolluk da riskler de paylaşılıyor. Böylece ihtiyaç krediyle değil, güvenle kapanıyor. Bu model, topluluk destekli üretimin canlı bir örneği. Üretici yalnız değil. Türetici sadece tüketen değil; sürecin ortağı. Tavuklar henüz yumurtlamadan, yumurtalar çoktan sahiplerini buluyor.
Sırma’nın ifadesiyle: “Konu para değil. Konu çok daha paranın üstünde.”
Bugün 250 genç tavuk kümeste. Henüz yumurtlamıyorlar ama gelecekleri satın alınmış değil; birlikte kurulmuş durumda. Ön finansman ticari bir hamleden öte bir dayanışma pratiği.
Kentte yaşayan bizler çoğu zaman gıdayla yalnızca market raflarında karşılaşıyoruz. Oysa bu modelde ilişki kasada bitmiyor. Üretim sürecini bilmek, görmek, soru sormak ve riskini paylaşmak mümkün. Gıda toplulukları alışverişin yanı sıra; öğrenme, dayanışma ve müşterek kurma zemini yaratıyor. Hasat iyi geçtiğinde bolluk, zor geçtiğinde eksik birlikte karşılanıyor. Piyasanın dili yerine güvenin dili konuşuluyor.
Ve belki mesele tam da burada düğümleniyor.
Şimdi soruyorum size: Tavuk mu yumurtadan çıkar, yumurta mı tavuktan?
Belki asıl soru şu olmalı: Üretim ve tüketim arasındaki kopukluğu sürdürmeye devam mı edeceğiz, yoksa topluluk destekli üretim gibi alternatif modelleri kullanarak ilişkimizi dönüştürecek miyiz?



