Girdi maliyetleri altında ezilen üretici için bir çıkış yolu var!
Tarım sektöründe hem yerel düzeyde hem de küresel ölçekte yaşanan krizler, mevcut endüstriyel üretim modelinin ne kadar kırılgan hale geldiğini açıkça ortaya koyuyor. Üreticilerin yaşadığı borç kıskacı ve girdi maliyeti baskısına karşılık, doğa dostu ve sürdürülebilir bir sistem olan agroekolojik üretim en somut ve kalıcı çıkış yollarından birini sunuyor.
Yerel ve Küresel Boyutta Çifte Kıskaç
TÜİK’in Haziran 2026 Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi verilerine göre girdi maliyetleri yıllık %32,06 artarken, gübre ve toprak geliştiricilerdeki artış %50,99’a ulaşmış durumda. Gübre, pestisit, mazot ve işçilik giderlerindeki fahiş artışlar mahsul fiyatlarının çok üzerinde kaldığından çiftçi emeğinin karşılığını alamıyor ve üretimden vazgeçme noktasına yaklaşıyor.
Bu durum Dünya’da da farklı değil. JPMorgan’ın Ağustos ayında yayımladığı “Food Security is National Security: A Compounding Storm” (Gıda Güvenliği Milli Güvenliktir: Büyüyen Bir Fırtına) başlıklı rapora göre dünyadaki azotlu gübre arzının üçte biri Hürmüz Boğazı’ndan geçiyor. Savaş nedeniyle Şubat 2026’dan bu süren abluka nedeniyle küresel azotlu gübre arzı sekteye uğradı ve gübre fiyatları Şubat-Nisan döneminde %25 ila %50 fırladı. Stratejik rezervlerin de bulunmadığı bu kriz ortamında, JPMorgan küresel gıda enflasyonunun 2027 başlarına kadar iki katına çıkacağını öngörüyor.
Gübre Bağımlılığı ve Rekolte Tehdidi
Dünya genelinde yetiştirilen ürünlerin yaklaşık yarısında kullanılan azotlu gübrelerin temin edilememesi veya fiyatlarının erişilemez olması, gübre kullanımında zorunlu bir düşüşe yol açıyor. Bu durum, Türkiye genelinde buğday ve mısır başta olmak üzere stratejik ürünlerin rekoltesini doğrudan tehdit eder hale geldi.
Çözüm: Agroekoloji
Sentetik girdilere ve ithal hammaddelere dayalı mevcut endüstriyel tarım modeli; ekonomik ve ekolojik olarak sürdürülebilir değil.
Sentetik gübre ve kimyasal pestisit bağımlılığından vazgeçip agroekolojik üretime geçerek, gübre ithalatı için harcanan milyarlarca dolarlık dövizden tasarruf edebilir, çiftçiyi en büyük maliyet kalemlerinden kurtarabilir, aynı zamanda sentetik kimyasalların sağlığa ve çevreye zararlı etkilerini önleyebiliriz.
Kimyasal girdileri terk ederek agroekoloji gibi onarıcı yöntemleri benimsemenin ekonomik faydası kadar, toprağın organik madde oranını ve su tutma kapasitesini artırmak, su kaynaklarının kirlenmesini önlemek gibi ekolojik faydaları da var ki bunlar gıdamızın geleceği için stratejik önemde.
Türkiye’de 5 ila 10 yıl gibi planlı bir geçiş süreciyle sentetik gübrelerden tamamen vazgeçip doğa dostu agroekolojik üretim modeline geçebiliriz. Hataylı çiftçilerle birlikte üç yıldır sürdürdüğümüz Tarımsal Üretimde Onarıcı Dönüşüm projemiz bunun ne kadar gerçekçi ve uygulanabilir bir model olduğunun kanıtı. Agroekolojik uygulamalar sayesinde üretim girdilerini %90 oranında azaltan üreticilerimiz, ürettikleri temiz ve sağlıklı gıdalarla tüketiciler için de gıda güvencesi sağlıyor.