DESTEK OL!
Gönüllü Ol
HABERLER

Yaşayışımızı tekrar ve tekrar sorgulama zamanı!

Yayınlanma Tarihi: 23 Temmuz 2017
Yaşayışımızı tekrar ve tekrar sorgulama zamanı!

Dünyanın, canlılığın ve cansız zannetiğimiz geri kalanın dengeleri hassas ve biz her hareketimizle bir takım değişimlere neden oluyoruz. Şimdi bunun farkındalığını ve sorumluluğunu almanın zamanı!

Bir önceki yazıda hastalanma ile ilişkili bazı biyomekanistik ilişkilerden söz etmiştim, hiçbirimizin birer makine olmadığına da vurgu yaparak. Şimdi geçen yazının başındaki sağlığın iyi ilişkilere eşit olduğu konusunu açmak istiyorum.

İnsanlığın son 500 yılda bilim ve bilmeye dair geçirdiği değişim, bunun sonucunda gelişen endüstri ve teknoloji, yaşamın daha kolaylaştığını düşünen insanın nasıl bir bedel ödediğine dair farkındalığını gölgeliyor. Evet insan türü için yaşam kolaylaşıyor, hızlanıyor ama yaşamın kendi döngüleri değişmiyor ve bu sonu gelmez hız birçok farkındalığımızı yok ediyor.

İçgüdüsel döngüleri unuttuk

Öncelikle bedenimizle ilişkilerimiz bozuluyor. Bize neyin iyi geldiğine, nasıl yaşamamız gerektiğine ya da nasıl beslenmemiz gerektiğine dair içgüdüsel döngüleri unutmuş durumdayız. Örneğin acıkma ile ilişkimiz; temel ihtiyaçlardan gıdaya ulaşmak insan için tarihinin hiçbir döneminde bu kadar kolay olmadı! Marketten, nasıl üretildiğine dair fikri olmadığı gıdayı almak için oraya kadar gitmesine bile gerek yok, internetten birkaç tıklama yetiyor. Bir antilop için günlerce pusuda bekleyip ardına yüzlerce metre koşturan bir çita gibi yaşamıyoruz artık ama metabolizmamızı düzenleyen genetik kodlarımızın bundan haberi yok. Çabasız elde edilen her gramıu bir gün lazım olur endişesiyle biriktiren bedeninin farkında olmayan modern insan, neden obezite, diyabet artıyor diye hayıflanıyor. Bugün artık doğal öldürücüsü olmayan (canlılık için ölüm en önemli stres kaynağı) ve bu bitmeyen hız döngüsünde duramayan ya da durmayan insan türü, ruh dünyası ve onu besleyen duygulardan da uzak yaşadığından içine girdiği yapay endişe dünyasında stresle nasıl baş edeceğini bilmiyor ve tabii ki bunun bedenine yansımalarını göremiyor. Çoğu kalp hastalığının, gastrit ve birçok bağırsak hastalığının (irritabl bağırsak sendromu vb), migren ve depresyon gibi hastalıkların bedenin bize bir mesajı olduğunu anlamamız gerekli.

Bencilliği aşmalıyız

Kendi bedensel farkındalığını kaybeden insan, içsel farkındalıklarını kaybettiğinden onu mutlu ettiğine inandığı hazza tutunmaktan çekinmiyor. Hız gibi sonu olmayan haz duygusu, sezgisel körlük yaşayan insanın kendi türdeşleri ve tabii ki diğer canlılıkla bağını bencil bir noktada sadece almaya hiçbir şekilde vermemeye doğru yönlendiriyor. Çıkar ilişkileri içinde boğulmaktan; paylaşmanın, ağlamanın, üzülmenin, sevinmenin, neşe içinde olmanın yada öfkelenmenin yani duygularının derinliğinden habersiz; sosyal iletişimde yetersiz, yalnız hayatlar sürmeye zorlanıyor ya da bunu tercih ediyor. Yaşamın kendisi içinde rehberliğe ihtiyaç duyan tek tür olan insan anti-sosyal, iletişimsiz ve tüketgen olmanın bedelini zihin ve ruh sağlığını kaybetmiş, ilkel şiddet dürtüsüyle tüm canlılığa sonu gelmez acılar biriktirerek ödüyor, ödetiyor. Toplum olmayı, paylaşmayı, sevgiyi ve karşılıksız vermeyi tekrar hatırlamalıyız. Çünkü kadim dönemlerde vermeden alınmayacağı toplumsal yaşamın bilgisiydi.

Meşhur “Yeni Dünya” düzeninde şiddetini başka şekilde ifade eden insan, kendi dışındaki dünyanın varlığına da saygı göstermiyor. Biyoyakıt elde etmek için kesilen/yakılan ormanlardaki canlılığa ne olduğuyla ya da kendi türünün köleliğiyle elde ettiği çikolataya katmak için kestiği palmiyelerin, gıdasının büyük kısmını palmiye ağaçlarından elde eden orangutanları nasıl etkilediği ile de ilgilenmiyor. Cildine sürdüğü güneş kreminin, içine girdiği denizde veya okyanusta eriyip, bunu gıda zannederek yiyen planktonların ve bu planktonlarla beslenen binlerce deniz canlısının nasıl etkilendiğinden habersiz yaşıyor. Daha fazlasını elde etmek için buraya olan müdahalesini sonlandırmak yerine bu dünyanın kaynakları ile dış uzayda yaşam arıyor. Bu zihin anlayışının dünya ile kurduğu ilişkinin anormalliğinden şüphe etmeye ne zaman başlayacağız?

İnsan ne kadar sağlıklı?

Şimdi böylesine bir düzlemde insan ne kadar sağlıklı? Dünya Sağlık Örgütü (WHO) sağlığı “sadece hastalıklardan ve mikroplardan korunma değil, bir bütün olarak fiziki, ruhi ve sosyal açıdan iyi olma hali” olarak açıklar, bu tanımlamada eksik bir taraf yok mu?

Yaşayışımızı tekrar ve tekrar sorgulama zamanı! Dünyanın, canlılığın ve hatta cansız zannetiğimiz geri kalanın dengeleri hassas ve biz yaptığımız her hareketimizle bir takım değişimlere neden oluyoruz, bunun farkındalığı ve sorumluluğunu almanın zamanı!

Çocuklar için…

Hız-haz kıskacında çocuklarımıza uyguladığımız şiddet konusu var bir de. Tamamıyla doğal bir süreç olan ve belki de bir annenin en mahrem anından yani doğumdan (doğada hiçbir canlı ulu orta doğum yapmaz ve bazı canlı türleri dışında doğum yardımcısı yoktur) iti,baren başlayan fiziksel ve psikolojik travma, bir çocuğun tüm yaşamı boyunca etkisini sürdürür. Daha doğar doğmaz bedenin bütünlüğüne yaptığımız aykırılık ve işlemler tüm yaşam boyu hissedilir önem taşıyor. Soyut düşünce gelişene kadar duygularını ağlamaktan başka bir şekilde ifade edemeyen bebeğe ve sonrasında çocuğa uyguladığımız psikolojik şiddetin etkileri çok çok uzun süre kalabilir. Çocukken bastırılan duygularıyla erişkin olduğunda ne yapacağını bilemeyen insan türü, hız-haz kıskacında çoğu zaman duyarsız, acımasız ve şiddet dolu bir canlıya dönüşüyor. Çocukların beden bütünlükleri ve varlıklarına saygı duyan sağlık, eğitim ve yaşam anlayışlarına ihtiyacımız var. Çocuklarımızın sevgi dolu, duygularını ve düşüncelerini özgürce ifade edebileceği bir insan toplumuna ulaşmamızı diliyorum. Bütünün en yüksek hayrına…

Uz. Dr. Özgün Başaran Kaya (Çocuk doktoru, Homeopat)

 

Not: Bu yazı Ekolojik Yaşam Rehberi’nin 26. sayısında yayımlanmıştır.

 

 

Henüz yorum yapılmamış

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Paylaş