DESTEK OL!
Gönüllü Ol
HABERLER

“İklim değişikliği nedeniyle bitki hastalıkları artıyor!”

Yayınlanma Tarihi: 31 Mart 2019
“İklim değişikliği nedeniyle bitki hastalıkları artıyor!”

İklim değişikliğinin tarıma etkilerini Ziraat Mühendisi ve Organik Tarım Eğitmeni Özlem Damla Akbıyık ile konuştuk.

Röportaj: Kaan Kösemehmet (Gönüllü İletişim Ekibi)

Sizi kısaca tanıyabilir miyiz?

Özlem Damla Akbıyık: 1989 doğumluyum. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Ziraat Mühendisliği 2013 mezunuyum. Üniversite’de uzmanlık alanım tarla bitkileriydi. Şu anda İsmek’te organik tarım öğretmenliği yapıyorum. Bunun dışında çitçilere danışmanlık veriyorum ve bu kapsamda yürüttüğüm birkaç proje bulunuyor. Şile’de 2 dönümlük bir arazinin yarım dönümünde Osmanlı Çileği’ni denemelik amaçlı üretiyorum, kalan alanın 1.5 dönümünde ise normal çilek ekimi yapıyoruz. Bunun dışında ormanlardan toplanan saleplerle ilgili çalışmam bulunuyor. Salep, toplanması yasak olan nesli tükenen bir bitki, satışı serbest. 30 m2 alanda salep ekimi gerçekleştirdik. Onların çoğaltılması için çalışacağız.

İklim değişikliğinden tarımsal açıdan nasıl etkileniyoruz? Bu konuda deneyim ya da gözlemlerinizi öğrenebilir miyiz?

Özlem Damla Akbıyık: Küresel iklim değişikliğinde, sera gazı olarak da nitelendirilen karbondioksit, metan, su buharı, ozon, azot oksit vb. gazlar, yeryüzünden yansıyan güneş ışınlarının bir kısmını tekrar yeryüzüne gönderir. Ancak atmosferdeki sera gazlarının oranı, 1750’li yıllarda başlayan sanayi devrimi sonrasında artmaya başladığından, atmosferde yansıması gereken sıcaklık daha fazla oranda tutuluyor. Bu durum, atmosferde olması gerekenden daha fazla bir ısınmaya neden olduğundan gezegenimizde küresel ölçekte iklim değişiklikleri oluşuyor. Ölçümlere göre atmosferde karbondioksit oranı %40’lık bir artış göstererek 280 ppm’den 394 ppm’e ulaşmış.

Özellikle küresel ölçekte 2050-2100 arasında iklim dengesinin tamamen bozulacağı öngörüsü mevcut. Bize yakın zamanda etkisi; yaklaşık 1 yıl önce ciddi bir dolu olayı yaşadık ve bundan üreticiler çok etkilendi. Örneğin benim takip ettiğim İstanbul Beykoz’da ve Antalya’da üreticiler ciddi zararlara uğradı ve bu durum nedeniyle ürünlerin fiyatlarında ciddi artışlar gerçekleşti. Yine yağış dengesizliği ve kuraklık sürelerinin uzaması tabii bilinçsiz sulama ve endüstriyel kirliliğin de etkisiyle, su kaynaklarımızda ciddi azalmalar mevcut. İklim değişikliğinin önümüzdeki dönemde Türkiye tarımına daha ciddi yansımaları olacağı konusunda araştırmalar bulunuyor. Kuraklık ve susuzluk yaygınlaşacak. Tarımsal hastalıklar artacak. Daha önce görmediğimiz zararlılar ortaya çıkıyor ve ürünlere zarar veriyor. Yine iklim değişikliği sebebiyle flora değişiyor ve değişecek. Tabii organik tarımda zararlılarla baş etmek için kimyasal kullanılmadığından bu durum organik tarımı çok zorlaştırarak, organik tarımda sıkıntılar oluşturacak. Ekim takvimlerinde de kaymalar olacak. Örneğin mart-nisan aylarında ulaşacağınız bir ürüne ocak-şubat aylarında ulaşacaksınız. Tarımsal don zamanları, yağmur dönemleri değişecek. Bu mahsulün alınamamasına bile neden olacak. Özellikle 2050 yılına doğru bu durum artacak.

Kendi tarımsal aktivitem için ben karbon oranını atmosferde arttırmayacak şekilde tarım yapmaya çalışıyorum. Fosil yakıtların tarımda kullanılmamasını önemsiyorum. Ormansızlaşma ciddi bir sıkıntı. Ormanlık alanların arttırılması gerekiyor. Yenilenebilir enerjinin daha yaygın kullanılması da çok önemli. Yeni nesil çiftçilerde güneş enerjisini ya da diğer yenilenebilir enerjiyi kullananların eskiye oranla daha fazla olduğunu görmek sevindirici. Ancak bunun daha da yaygınlaşması lazım. Şehir içinde kullanılan fosil yakıtla çalışan araçların, elektrikli araçlara dönüşmesi gerekecek.

Nüfus artışı nedeniyle besi hayvancılığı daha çok yaygınlaştı. Ancak besi hayvancılığında gübreden çıkan gazlar da atmosferde küresel iklim değişikliğine sebep oluyor. Bu nedenle besi hayvancılığı yerine mera hayvancılığı desteklenmeli. Hayvancılık sektörü antropojenik metan emisyonların %25-40’ını oluşturuyor. Bu değer enterik fermantasyon sürecinde geviş getiren hayvanların selülozu parçalaması sonucu ortaya çıkıyor. Hayvancılıkta metan üretiminin yaklaşık % 10’u anaerobik gübre depolanmasından üretiliyor. Ancak hayvanlar otlatıldığında gübre doğrudan topraklara bırakılır bu da hayvan gübresinden kaynaklanan emisyonları azaltır.

Bu konuda oluşmuş ya da oluşturulacak bir tarım politikasının öncelikleri neler olmalı?

Özlem Damla Akbıyık: Akılcı, sürdürülebilir tarım politikalarının acilen oluşturulması lazım. Tarım demek kalkınma ve sağlıklı ekonomi demek. Tabii küresel iklim değişikliğini de göz önüne alarak politika oluşturulmalı. Çiftçileri üretime teşvik etmeliyiz. Tarımsal olarak geniş bir üretim potansiyeline sahibiz ve herkesin üretebileceği ürünler var. Şehirlerimizin birçoğu sürdürülemez nüfus baskısı altında. Bu durumu tersine çevirmek için, insanların kırsala yerleşmesi konusunda destekleyici çalışmalar yapılmalı. Cumhuriyet’in ilk yıllarında düşünülmüş ve projelendirilmiş planlı köyleri tekrar canlandırmak ve köyleri şehirliler için sosyo-ekonomik açıdan cazip hale getirmek gerekiyor. Örneğin sadece evlerden oluşan planlı yerleşim alanları ve bu alanlara yakın üretim yapılacak arazilerin olduğu yerler olarak düşünebilirsiniz. Köylerdeki tarım faaliyetleri için gerekli enerjiyi de altyapı olarak yenilenebilir enerji kaynaklarından sağladığımızda doğaya zararımızın boyutlarını azaltabiliriz. Yine şu an yoğun nüfusa boğulmuş şehirlerin doğaya verdiği zarar çok ciddi boyutlarda. İstanbul’da her gün ortalama 2 milyon belki daha fazlası araç trafikte ve yüksek karbon salınımı gerçekleştiriyor. Oysa ülkemizde dengeli bir nüfus dağılımı gerçekleşir ve kırsala yerleşen sayısı artarsa, gidenler kırsala yerleşip bitki ekimi yapacak, ufak yerleşim yeri olması nedeniyle daha az karbon salınımı yapacak araç kullanılacak, bunların hepsinin küresel iklim değişikliğiyle mücadeleye önemli oranda pozitif etkileri olacak.

Macaristan’da bir köy yaşamı deneyimledim. Genel olarak köyler çok planlı, yaşantı bizdeki kırsal gibi değil her türlü sosyalleşme ortamı sağlanmış kafeler, spor alanları, kültür evleri vb. ayrıca marketi de farklı temel ihtiyaçlara destek verir nitelikte. Bu şekilde bir yapı oluşunca ve canlı bir üretim de devlet tarafından desteklenince şehirlere göç azalıyor. Özellikle Macaristan ve Polonya kırsalında çok fazla genç olması dikkatimi çekmişti.

İklim değişikliğinin kısa ve uzun vadede etkileri konusunda herhangi bir kurumdan eğitim/seminer aldınız mı? Herhangi bir araştırma yaptınız mı?

Özlem Damla Akbıyık: Herhangi bir eğitim almadım ama kendi imkanlarımla araştırmalar yaptım, okumalar yaptım, filmler izledim. Organik tarım ile ilgili bir film festivali var. Orada yayınlanan filmlerde etkileyici ve bilgilendirici. Açıkçası bu kadar kısa sürede bize iklim değişikliğinin etkileri olacağını düşünmemiştim.

Organik tarım iklim değişikliği ile mücadelede bir seçenek olabilir mi?

Özlem Damla Akbıyık: Organik tarım küresel iklim değişikliği ile mücadelenin bir alanıdır. Yani gaz salınımının tarımda kullanılan kimyasallarla da ilgisi var. Organik tarım metotlarıyla yapılacak ekim-dikimde kimyasal gübre ve ilacın olmayışı ve yine fosil yakıtların azaltılmasının pozitif etkisi olacaktır. Ağaçlandırma yapılması önemli, herkesin dikeceği bir domatesin bile olumlu etkisi olacaktır. Çevreye tahribatsız tarımdan söz ediyoruz her şeyi kullanıyoruz, kapalı sistem. Hayvanlar merada otladığından sıkıntılı bir gaz salınımı meydana gelmiyor. Her üretilenin tekrar kullanıldığı atık çıkmayan, bir şekilde değerlendirilen bir tarım, iklim değişikliği ile mücadeleye önemli katkılar sağlar.

Röportaj: Kaan Kösemehmet (Gönüllü İletişim Ekibi)

Etiketler: ,

Henüz yorum yapılmamış

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Paylaş