ENGLISH
DESTEK OL!
Gönüllü Ol
HABERLER

Land Art: Yeryüzünde İz Bırakmak

Yayınlanma Tarihi: 16 Eylül 2026
Land Art: Yeryüzünde İz Bırakmak

İnsanlık tarihi boyunca her çağda daha geniş bir alanda ve daha derin izler bırakarak ilerledik. Tarım alanları açtık, şehirler kurduk, fabrikalar inşa ettik, madenler kazdık. Bugün, teknoloji çağında nihayet uzay boşluğuna da imzamızı atıyoruz. Bu izlerin doğal varlıkların yaşamına ve ekolojik dengeye verdiği zararları ve onarım için neler yapmamız gerektiğini uzun uzun anlatıyoruz. Fakat bugün başka bir iz bırakma şeklinden, yeryüzü sanatından söz edeceğiz.

Yazı: Emel Kızılcık | Fotoğraf: Spiral Jetty, Robert Smithson

Land Art (Yeryüzü Sanatı), doğayı bir temsil nesnesi olmaktan çıkarıp doğrudan bir tuval, malzeme ve mekân olarak kullanan radikal bir çağdaş sanat akımı. Sanatın galerilerde bir tüketim nesnesine dönüşmesine başkaldırı olarak ortaya çıkan Yeryüzü Sanatı akımına 1960’ların sonu ve 1970’lerde ABD ve İngiltere’deki bir grup sanatçı öncülük etti. Amerika’da Walter De Maria, Nancy Holt ve Robert Smithson; Avrupa’da ise Richard Long, David Nash ve Andy Goldsworthy en sık anılan isimler arasında. Yeryüzü Sanatı zamanla; Latin Amerika, Doğu Avrupa, İskandinavya, Afrika ve Asya’daki sanatçıların arazi ve çevre hakkında ürettiği eserlerle uluslararası bir fenomene dönüştü.

Akımın felsefesi üç temel üzerine kurulu; sanatın metalaşmasına engel olmak, geçicilik ve entropi, zaman-mekân-izleyici teması. Yeryüzü Sanatı’nda üretilen eserler tüketim nesnesi değildir; taşınamaz, satılamaz ve kapalı mekânlarda sergilenemez. Sanat eseri satın alınan bir nesne olmaktan çıkıp bir “deneyim” haline gelir. Eserler rüzgâr, yağmur ve zamanla yok olmaya terk edilir. Doğanın kendi akışına ve yıkıcılığına müdahale edilmez. Eser sadece bir heykel değil, o coğrafyanın ışığı, iklimi ve jeolojik geçmişiyle bir bütündür. Sanatçı eser ile doğa arasındaki insani izi sorgular.

Andy Goldsworthy

İlk Yeryüzü Sanatı örneklerinde Amerika’da çöl, göl, dağ gibi geniş ve el değmemiş coğrafyalarda dozerler ve ağır iş makineleriyle devasa ölçekli müdahaleler yapıldı. 80’lerde başlayan ikinci dalga ise doğa üzerinde tahribat yaratmayan, ekolojik bilinci ön planda tutan, efemeral (geçici) uygulamalara evrildi.

Manzara ve doğa deneyiminin ön plana çıktığı Yeryüzü Sanatı’nda bir manzara resmi ya da doğaya yerleştirilmiş bir heykel söz konusu değil; Yeryüzü Sanatı’nda alanın kendisi genellikle eserin aktif bir bileşeni olarak kullanılıyor. Bir galeride sergilenemeyecek böylesi bir sanat eseri için belgeleme, eserin ve onu izleyebilmenin kilit unsuru. Hatta bazen bu sanat eserini belgeleyen fotoğraf ya da videonun kendisi bir sanat eseri olarak değerlendiriliyor.

Amerika’da ilk Yeryüzü Sanatı sanatçıları, devasa arazi heykelleri oluşturmak için Batı çöllerinin uçsuz bucaksız boş alanlarını kullandılar. Bunların en bilineni, Smithson’ın Utah’taki Büyük Tuz Gölü’ne doğru yaklaşık 450 metre uzanan kıvrımlı bir dil oluşturan Spiral Jetty (1970) eseri.

Manzaranın yüzyıllardır şekillendirildiği İngiltere ve Avrupa’da Yeryüzü Sanatı, daha mütevazı ve efemeral (geçici) olma eğilimindeydi. 1967’de Long, A Line Made By Walking (Yürüyerek Yapılmış Bir Çizgi) çalışmasını üretti. Bir çayırda belirlediği bir hat üzerinde, çimler ezilene ve gözle görülür bir iz oluşana kadar yürüdü; ardından çıkan sonucu fotoğrafladı.

Birçok Yeryüzü Sanatı eseri derin zaman* kavramıyla ilişki kuruyor: Nancy Holt’un Sun Tunnels (Güneş Tünelleri, 1973–76) eseri, gündönümlerinde doğan ve batan güneşle aynı hizaya geliyor. Katie Paterson’ın Future Library (Gelecek Kütüphanesi) projesi ise Norveç’teki bir orman. 2014 ile 2114 yılları arasında her yıl popüler bir yazarın özgün bir eserini toplamayı hedefleyen kamuya açık bir sanat çalışması olan projede eserler, 2114 yılına kadar okunmadan ve yayımlanmadan kalacak. Projenin başlangıcında Nordmarka ormanına proje için özel olarak bin ağaç dikildi; popüler yazarların özgün eserlerini içeren yüz el yazması, bu ağaçlardan elde edilen kağıtlar kullanılarak sınırlı sayıda basılacak antolojilerde yer alacak ve 2114 yılında kamuoyuna açık hale gelecek. The Guardian bu projeyi “dünyanın en gizli kütüphanesi” olarak nitelendiriyor.

Akımın başından beri çevresel kaygılar Yeryüzü Sanatı için önemli bir konu olageldi. 1977’de Nash, Snowdonia’da daire şeklinde dişbudak ağaçları dikti ve geleceğe olan inancın bir sembolü olarak Ash Dome’u oluşturmak için sonraki 50 yıl boyunca onlara gözü gibi baktı. 2018’de Olafur Eliasson, Grönland’dan getirdiği 12 devasa buz kütlesini Tate Modern’in dışındaki Thames Nehri kıyısına yerleştirdi. Ice Watch, “buzdağları” ile doğrudan bir temas sunarken, eriyen buzlar aynı zamanda devam eden iklim krizine dikkat çekti.

Türkiye’de ABD ve Avrupa’daki gibi büyük ölçekli bir akım olmasa da Yeryüzü Sanatı yapan, doğa-mekân ilişkisini ve geçici müdahaleleri odağına alan sanatçılar var. Türkiye’de arazi sanatı ve eko-sanat deyince ilk akla gelen isimlerden biri heykeltıraş Varol Topaç. Topaç, doğadan topladığı tohum, kozalak, dal gibi geçici malzemelerle açık alanda organik formlar üretiyor.

Varol Topaç (varoltopac)
Mehmet Ali Uysal ‘Ten’ (mehmet.ali.uysal)

Mehmet Ali Uysal, mekân ve araziyle kurduğu fiziksel illüzyonlarla tanınan bir sanatçı. Araziye yerleştirdiği ve çimenliği bir deri gibi kavrayan dev mandal heykeli (Ten) en bilinen işlerinden biri. Bu işinde toprağı bir tuval gibi kullanıyor. Kamusal alan ve mekân odaklı müdahaleleriyle tanınan Ayşe Erkmen su, doğa, şehir mimarisi ve coğrafi unsurları doğrudan sanat üretimine dahil ediyor. Eserlerinde insan-doğa uyumunu ve tahribatını sorgulayan Alper Aydın, doğayı merkezine alan geniş ölçekli arazi müdahaleleri, heykelleri ve performanslarıyla öne çıkan genç nesil Yeryüzü Sanatı / Eko-Sanat temsilcilerinden biri. Cengiz Tekin, doğal coğrafya ve coğrafi sınırlar üzerine yaptığı minimalist arazi performansları ve video kayıtlarıyla tanınıyor. 

Türkiye’de doğa içinde kolektif arazi sanatı ve doğayla uyumlu üretimler yapan bir de oluşum var: Patika Sanat Grubu. Varol Topaç tarafından kurulan 2015 yılında kurulan Patika Sanat Grubu’nda Oktay Değirmenci, Aysun Öz (Oran), Sema Okan, Tuğçe Aytürk ve Buse Mutan gibi farklı disiplinlerden sanatçıların yer alıyor. Doğa sanatı alanında çalışmalarını sürdüren grup yurt içi ve yurt dışında çeşitli sempozyum ve çalıştaylarda ülkemizi temsil ediyor.  

Yeryüzü sanatı, bizi manzara ve doğayla olan ilişkimizi sorgulamaya zorluyor. Sadece bu nedenle bile, iklim krizinin gölgesinde ve olasılıkla Geç Antroposen Çağı olarak adlandırılacak bu dönemde Yeryüzü Sanatı hayati bir önem taşıyor.

* Derin zaman (deep time), insan deneyiminin ölçeğinin çok ötesinde, milyarlarca yılı kapsayan jeolojik zaman kavramını ifade eder.

Kaynaklar:

https://theartssociety.org/arts-news-features/10-amazing-facts-about-land-art

https://www.mataramasu.co/blogs/blog/eko-sanat-doganin-sanat-ile-disavurumu

https://onedio.com/haber/ic-titreten-gorunusuyle-doga-ve-insanin-harmonisini-yansitan-muhtesem-akim-land-art-arazi-sanati-908859

https://www.medyaege.com.tr/doga-sanatcilari-bulgaristana-cikarma-yapti-85471h.htm

https://en.wikipedia.org/wiki/Future_Library_project

Etiketler: , ,

Henüz yorum yapılmamış

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Paylaş