Küresel elektrik üretiminde nükleer enerjinin payı azalıyor
Dünyanın en büyük çevre felaketi kabul edilen Çernobil faciasından sonra Asya ülkeleri nükleer enerjiye yatırım yapmaya devam etse de günümüzde küresel elektrik üretiminde nükleer enerjinin payı epey düşmüş durumda. 1996 yılında %17 ile zirve yapan nükleer enerji, 2023 yılı itibarıyla %9’a geriledi.
Dünya genelinde nükleer enerji yatırımlarının azalmasının çok geçerli nedenleri var:
Nükleer enerji santrali inşa etmek çok pahalı ve zaman alıyor
Yeni bir nükleer reaktör inşa etmek yaklaşık 10 yıl sürüyor, maliyeti ise 12 ile 30 milyar dolar arasında değişiyor, üstelik projeler genellikle öngörülen bütçeleri ve süreleri katbekat aşıyor. Nükleer enerjinin maliyeti son 15 yılda %49 artarken, rüzgâr enerjisinin maliyeti %63, güneş enerjisinin maliyeti ise %83 oranında düşmüş durumda. 2023 yılında yenilenebilir enerjiye yapılan yatırımlar, nükleer enerji yatırımlarını 27 kat aşarak 625 milyar dolara ulaştı.
Nükleer enerji ile üretilen elektrik yenilenebilir kaynaklara göre üç kat daha pahalı
2024 yılı verilerine göre, yeni nükleer santrallerde üretilen elektriğin megavat saat (MWh) maliyeti yaklaşık 192 dolar. Oysa aynı miktar elektrik rüzgârla 50 dolara, güneşle 61 dolara üretilebiliyor.
Nükleer santraller hızlı yaşlanıyor
Dünyadaki nükleer reaktörlerin ortalama yaşı 32 ve birçoğu 50 yıldan önce inşa edilmiş durumda. Yaşlanan bu santrallerde teknik arızalar ve beklenmedik çatlaklar nedeniyle devre dışı kalma süreleri artıyor. Örneğin Fransa’daki 56 reaktör, 2022 yılında bakım ve arızalar nedeniyle yılın %40’ından fazlasında hizmet veremedi.
Nükleer santrallerle enerji üretimini esnek planlama şansınız yok
Geleceğin enerji sistemleri rüzgâr ve güneş gibi değişken kaynaklara dayanıyor ve bu sistemler hızlı tepki verebilen esnek santrallere ihtiyaç duyuyor. Nükleer santraller ise sürekli tam kapasite çalışmak üzere tasarlandıkları için üretimi hızlıca artırıp azaltma konusunda teknik olarak esnek değiller. Ayrıca, nükleer santrallerin üretimini düşürmek ekonomik açıdan sürdürülebilir değil ve büyük finansal kayıplara yol açıyor.
Nükleer santraller iklim krizine karşı dirençli değiller
Kuraklık ve sıcak hava dalgaları, santralleri soğutmak için gereken nehir sularının azalmasına veya ısınmasına neden olarak üretimin düşmesine veya durmasına yol açıyor.
Güvenlik riski yüksek, radyoaktif atık çözümsüz bir sorun!
İklim krizinin etkisiyle artan doğal afetler ve depremler nükleer santraller için büyük bir tehdit. Çernobil ve Fukuşima kazalarında yaşanan büyük çevresel ve ekonomik yıkım riski mevcut tüm reaktörler için geçerli. En çözümsüz sorunlardan bir de santrallerin düzenli olarak ürettiği radyoaktif atıkların güvenli bir şekilde depolanamaması.
Sonuç olarak yavaş, pahalı, tehlikeli ve atıklarıyla geri dönülmez bir kirlilik yaratan nükleer enerji ne ekolojik ne de ekonomik olarak anlamlı bir seçenek değil.
Heinrich Böll Stiftung Derneği’nin, Çernobil felaketinin 40. yılında hazırladığı “Nükleer enerji: Tartışmalı bir teknolojinin işleyişi ve riskleri” kitapçığı 14 soru-cevap altında nükleer enerjinin nasıl işlediğini ve taşıdığı riskleri açıklıyor. Nükleer enerjinin ekolojik ve ekonomik olarak neden bir seçenek olmadığını anlamak ve anlatmak isteyenler için çok değerli bir kaynak. Kitapçığın dijital kopyasını buradan indirebilirsiniz.