ENGLISH
DESTEK OL!
Gönüllü Ol
HABERLER

Kampüsün İçinde Küçük Bir Dünya: Bostanlar

Yayınlanma Tarihi: 22 Mayıs 2026
Kampüsün İçinde Küçük Bir Dünya: Bostanlar

İTÜ Ayazağa’dan Boğaziçi’ne, Türkiye’de üniversite kampüsleri yalnızca öğrenme değil, üretme ve birlikte yaşama alanlarına dönüşüyor. Bostanlar etrafında kurulan bu yeni ağ, gençlerin toprağa dokunarak hem gıdayı hem de hayatı yeniden düşünmeye başladığı sessiz bir dönüşümü anlatıyor.

Röportaj: Beyza Özel – Buğday Derneği İletişim Gönüllüsü

İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Ayazağa Kampüsü’nde göletin kıyısında bir grup öğrenci görürseniz, onları sadece yürüyüş yapıyor sanabilirsiniz. Ama daha dikkatli baktığınızda, içlerinden bir kaçının eğilip yabani kuşkonmaz topladığını fark edebilirsiniz. Bir başkasının toprağın nemine baktığını. Bir diğerinin telefondan otomatik sulama sistemini kontrol ettiğini. Çünkü artık kampüsün içinde bir bostan var. Kampüsün ortasında, dersliklerle teknopark arasında, başka bir dünyanın küçük provası kuruluyor. 

Üstelik sadece Ayazağa kampüsünde değil. Taşkışla’da Boğaz’a karşı başka bir bostan daha büyüyor. Boğaziçi Üniversitesi’nde Tarla Taban yıllardır üretmeye devam ediyor. Bilgi Üniversitesi, Sabancı Üniversitesi, Özyeğin Üniversitesi derken üniversiteler arasında yeni bir ağ kuruluyor: Kampüs Bostanları.

“Biz karar veremiyoruz”

İTÜ Ayazağa Bostanı’nın gönüllülerinden Fırat Karakurt, 26 yaşında. Ama hikâyesi çoktan birkaç farklı hayata temas etmiş. Pandemiden önce bilgisayar mühendisliği okuyormuş. Not ortalaması yüksek, tam burslu. Pandemi sırasında Adıyaman’daki ailesinin yanına dönüyor. Dağlardan yerel buğday tohumları topluyor. Küçük bir bostan kuruyor. Sarımsak ekiyor. Badem hasadına katılıyor. TaTuTa gönüllüsü oluyor. Eğitim alıyor. O sırada yaptıklarının hayatını tamamen değiştireceğini ise henüz bilmiyor. 

İstanbul’a döndüğünde ise tek yapmak istediği şey bir bostan kurmak oluyor. Fırat, bölüm değiştiriyor İTÜ Gıda Mühendisliğine başlıyor. Fırat değişimi “Gıda tedarik zinciri inanılmaz kırılgan ve hiçbir noktasında biz karar vermiyoruz. Bu beni çok rahatsız ediyor” diye anlatıyor.

Ayazağa bir gıda ormanı!

Bugün Ayazağa’daki bostan yaklaşık 1,4 dönümlük bir alanın içinde yer alıyor. Kampüsün eski fide yetiştirme alanı yeniden canlandırılmış durumda. İçinde küçük bir kulübe, çakıllı bir alan ve ekim yapılan bölümler var.  “Ayazağa zaten bir gıda ormanı” diyor Fırat. Gölet çevresinde yabani kuşkonmaz, labada, arapsaçı, yabani lavanta topluyorlar. Kampüsün içinde elma, armut, incir, dut ağaçları var. Böğürtlen çalıları ormanın içine yayılmış durumda. Kuşların taşıdığı tohumlarla büyüyen yabani meyve ağaçları bu ekosistemin parçası. Şimdilerde bostana domates, biber, fasulye, kabak, salatalık fideleri ekiyorlar. Hatta çağrıları var; Kampüs Bostanları ağı için meyve-sebze fidelerine ihtiyaçları var.

Bostan gönüllülerinin yaş ortalaması 20-21 civarında. Kimi kazma sallamayı seviyor. Spor salonuna gitmek yerine gelip toprak kazıyor. Kimisi marangozluk yapıp domates fideleri için askılar üretiyor. Kimisi sulama sistemini otomasyona bağlıyor. Kimisi topluluğun sosyal medya hesaplarını yönetiyor. Hasattan pazı toplayıp börek yapan da var, fesleğenleri pesto sosuna dönüştürüp sofraya getiren de. Herkes kendi karakterine göre bir şey katıyor.

Kolektif alan yaratıyorlar

Öğrenciler burada yalnızca üretim yapmıyor; birlikte düşünmeyi de öğreniyor. Agroekoloji, gıda egemenliği, tohum özgürlüğü, kent hakkı gibi meseleler bostandaki sofralarda konuşuluyor. Kampüs bostanlarının birlikte hazırladığı manifestoda da bu yaklaşım açıkça görülüyor. Kimyasal kullanımını reddeden agroekolojik üretim yöntemleri savunuluyor; yerel tohumların korunması, kolektif emek ve yatay örgütlenme vurgulanıyor. Ama bütün bunlar slogan gibi değil, gündelik hayatın içinden akıyor.

Gençler sulama sistemi kuruyor, hamakta sallanıyor, toprak kazıyor. Onlar discord biliyor, otomasyon kuruyor, uzaktan çalışıyor, teknoparka girip-çıkıyorlar. Kampüsün içindeki böğürtlen çalılarını, yabani lavantaları, incir ağaçlarını biliyorlar, bazıları kertenkeleden korkuyor. Toprağın fazla killi olduğu yerleri konuşuyorlar. Don riskini hesaplıyorlar. Malç yapıyorlar. Kompost çeviriyorlar. “Öfke” üzerinden değil, “kurma” üzerinden ilerliyorlar. Çünkü; bir şey inşa ediyorlar, ilişki kuruyorlar, bilgi paylaşıyorlar, kolektif alan yaratıyorlar.

Sonrası ne mi oluyor?  

Sonrası bahar günü bir şiir. Fırat’a rutin bir gününü ve hayallerini soruyorum. (Hiç kesmeden veriyorum.)

“Sabah çıktım dersime gittim. Matematik dersim vardı. Ondan sonra 11:30’dan 15:00’e kadar uzaktan çalıştım. Kendi işimi yaptım. Kampüste papatyalar arasında oturdum. Kuşları dinledim. Öğlen yemeğimi yemekhande yedim. Yemekhanede tavuk, patates, yayla çorbası ve yeşil mercimek salatası vardı. Güzeldi. Sonra, organik kimya laboratuvarı vardı. Ona girdim. Oradan çıktım, kız arkadaşımın ilk iş günüydü. O da Ayazağa Kampüsü’nde Teknopark’ta işe başladı. Onun ilk iş gününde onu karşılamaya gitmeden önce biraz daha çalıştım. Sonra onun yanına gittim. Sonra bir orman yürüyüşü yaptık. Göletin oraya indik. Ördekleri besledik. Kuşkonmazlar çıkmıştı, biraz yabani kuşkonmaz topladık. Tilkişen diğer ismi. Şu an çantamda. Yarın sabah kuşkonmazlı yumurta yapacağım.”

“İlerde aslında bir sürü şey yapmak istiyorum. Çay üretmek istiyorum, şarap üretmek istiyorum, menengiç kahvesi üretmek istiyorum. Buğday üretmek istiyorum, nohut üretip onu fermente edip nohut mizosu yapmak istiyorum. Peynir üretmek istiyorum. Ama tabii bunlardan bir tanesine karar vermem lazım. Belki de hiç yapamayacak da olabilirim… Badem ezmesi, pestil üretebilirim… Kafam karışık. Üretecek çok fazla güzel şey var. Hepsi de çok keyifli. Üretmenin bir parçası olmak kadar anlamlı bir şey yok. Ondan kopuk kalmak bana iyi gelmiyor. Belki pandemi olmasaydı bilgisayar mühendisi çıkıp, iyi para kazanıp, tüketmeye odaklı bir yaşantım olacaktı. Ama üretmenin tadını bir kez aldıktan sonra, herhalde ondan kopmak çok zor diye düşünüyorum. Ama ilerde üretiriz, türetiriz… bilmiyorum. Kimseye zarar vermeden, kimseye saygısızlık etmeden, herkesin hakkını gözeterek, bunun için elimizden geleni yaparız…”

Belki değişim bazen tam da böyle başlar.

Bir üniversite kampüsünde.

Bir bostanın içinde.

Sessizce.

Henüz yorum yapılmamış

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Paylaş