Göçerlik ve keçi çobanlığı
3) Temelde karşılıklı dayanışmanın önemini görüyoruz burada aslında. Sadece insanlar arasında değil, hem türler arası bir dayanışma hem de doğa ile dayanışma söz konusu. Peki göç rotanız nasıl? Nasıl yaşıyorsunuz?
Bundan bir otuz kırk sene öncesine kadar bütün bir Akdeniz coğrafyasında göçebe hayvancılık görülebiliyordu, şimdi elbette çok daha az ancak hala pek çok Akdeniz coğrafyasında görülüyor. Bizim göç rotamız ise doğudan tarım, batıdan da turizmin bastırmasıyla beraber çok daraldı. Genellikle konakladığımız alan Anamur’la Erdemli arasında sahil kesiminde, Konya, Karaman, Seydişehir, Beyşehir, Antalya gibi yayla kesimlerinde, yukarıda daha geniş bir alanda bir rotamız var. Kışları ise güneye sahil şeridine iniyoruz. 200-300 metre rakımda nispeten daha ılıman geçen bir yerde hayvanlarla kışı geçirdikten sonra havaların ısınmasıyla beraber birkaç bahar daha yaşayarak yaylaya çıkıyoruz yeniden.
Bu da elbette topluluğun bir arada yaşamasına çok izin veren bir biçim değil. Hayvancılık yapmanın da öyle bir gerçekliği var. Çok sosyal bir yaşantımız olmuyor. “Hayvancılığın düğünü, bayramı, cenazesi olmaz,” derler. Canlılar otçul beslenme kaynağına ihtiyaç duydukları için başka canlıların sizin yakınınızda olması demek, kaynakların daralması demek. Diğer taraftan yaşam biçimi, dağıyla, taşıyla, toprağıyla, suyuyla, havasıyla tam anlamıyla topluluk olabildiğimiz bir yaşam işçiliği.
4) Bu toplumsal geleneği, yaşam işçiliğini sürdürmek için çok ciddi bir ekolojik bilgi gereksinimine ihtiyaç var. Bunu nasıl sağladınız ya da sağlıyorsunuz?
Evet, burada ekolojik bilgi devreye giriyor. Çok kaliteli bir aktarım aslında bu. O coğrafyada yaşanmış deneyimlenmiş tam o topraklarda hangi yöntemin uygulanması gerekiyorsa onun üzerine şiirler şarkılar yazılmış. Yani böyle bir hazinemiz var elimizde. Böyle bir veri setini takip etmek en kolayı oluyor. Yenilikçi modellerle de yaklaştırılabilirdi buna ancak bu yaşam biçiminde kolaylık sağlayan uygulama bu oluyor. Diğer taraftan doğada zaten yabancı olmak beraberinde bir dayanışma gerek getiriyor. Çünkü en bencil halinde bile o coğrafyanın içerisinde yaşadığını varsayarak oranın sürdürülebilirliğiyle, senin yaşamının sürdürülebilirliğinin benzerliği bizi bir dayanışmaya götürüyor.
5) Peki bu ekolojik bilgiler üzerine yazılmış şarkılar türküler ve bunların kuşaktan kuşağa aktarımından söz ettiniz. Bu bilgilerin derlenip toplanması ve uygulamaya geçirilmesi nasıl oldu?
Bu bilgilerin derlenmesi çok büyük sıkıntı getiriyor beraberinde. Faydacı olmayan bir yerden yaklaştığımızda tozlu raflarda çürümeye mahkum ediyoruz o bilgileri. Ve maalesef istemesek de yanlış olabiliyor o bilgiler. Mesela Ege’ye ait bir halk oyunu var. Egeliler bilir; teke zortlatması. Bu bir sanat derlemecisinin zamanında çıkıp Anadolu’dan geçerken kaydettiği bir müzik türü. O coğrafya, yani göller yöresi de bir nesil öncesine kadar bizim göç rotamızda yer alan bir coğrafya. Bir müzik araştırmacısı arkadaşımla beraber “Nedir bu teke zortlatması? Aslı nedir, nasıldır?” diye bir araştırma yaptık. Ve şunu öğrendik. Adana’da iki bin metre üzeri rakımda yetişen bir ot var. Teles otu. Senede bir hafta bu ot yetişiyor. Zaten iki bin metrenin üzerine senede bir hafta çıkabilirsiniz. Toroslar’ın coğrafyası da serttir. Hayvanlar bir hafta yukarı çıktıklarında otun içeriğinde kafein mi vardır artık yoksa başka bir etken madde mi vardır bilinmez, oksijenin de çarpmasıyla hayvanlar zıplamaya başlıyorlar. Aslında bu dansın adı “teles otlatması”. Teles otunu otlatmaya götürdükleri sırada gerçekleşen bir durum olduğundan ötürü. Ama derlenirken iyi niyetli de olsa gerçeğinden uzaklaştırılarak derleniyor. O yüzden faydacı bir derleme çok önemli. Biz hala bu yaşam biçiminde yaşayan bir aile olduğumuz için, bu bilgilere sahip olabildiğimiz için bu bilgiler derlenmek zorunda. Bu bir aradalık imkanı değerlendirilmek zorunda. Yani yaşça büyük olan kişinin hürmeti aslında ailedeki en büyük bireye olan saygıdan değil emek hiyerarşisinden geliyor. Yabanın içerisinde yaşamak beraberinde bunu getiriyor zaten. Keçi su içerken su kaynağında neyi gözetiyorsa, neye kaygılanıyorsa aynısını taklit ettiğinizde bugün de o basit yöntemlere ulaşıyorsunuz. Bunlar çok geliştirilmiş teknolojiye tabi yöntemler değiller.
Burada önemli olan kısım, bu geleneksel ekolojik bilginin hurafe akımından ayrıştırılması. Çünkü son elli yılın iletişim devrimiyle beraber bir bilgi sarkıklığı geliyor. Ve elimizdeki kaliteli bilgiyi kaydedemediğimiz bir senaryo yaratılıyor bize. Zamanında yazı ilk çıktığında dönemin kralı bilginin bir değeri kalmayacak diye karşı çıkmış yazının bulunmasına. Gerçekten bugün baktığımızda pek çok şey yazıldı. Pek çok şey kaynaklarda var. Ama bilginin hiçbir değeri kalmadı. Bizim yaşam biçimimizin ise bu bilgilere çok ihtiyacı var.
Röportaj: Öykü Ay
Oğuzhan Çoban röportajının tamamını Buğday E-Dergi’den okuyabilir, ekolojik yaşamın gündem ve pratiklerinden haberdar olabilirsiniz.