-- GÜNCEL PROJELER:
-- GEÇMİŞ PROJELER:


Victor Ananias
101 Soruda Organik Ürün Rehberi




Ekolojik tarım Gen teknolojisine karşı
Kategoriler: G.D.O.
Tarih: 01-Nisan-2004
Yazdır | Arkadaşına Gönder | Yorum Ekle


Ekolojik tarımın demokratik bir temelde uluslararası ağını kurmayı ve tanıtımını yapmayı amaçlayan IFOAM (Uluslararası Ekolojik Tarım Hareketi Federasyonu), dünyada giderek yayılmakta olan GEN Teknolojisi ile ilgili tartışmalar konusunda geçtiğimiz yıl bir kitapçık yayınladı. IFOAM Başkanı Gunnar Rundgnen’un hazırladığı kitapçıkta, gerek üretici, gerekse tüketicilerin konuyla ilgili sorularının uzmanlarca yanıtlanmış cevapları yer alıyor.

GEN Teknolojisi kime yarıyor? Kimin ihtiyacı var? Nereye gidebilir?

Genetik olarak modifiye edilmiş organizmaları (GMO) tartışırken, bunun aslında ne tüketiciye ne de üreticiye yararı olduğu görülmüştür. Bu organizmaların sadece bunları üreten ve satan firmalara yararı vardır. Eğer çiftçiler bu yöntemi tercih ediyorlarsa, bu sadece üretim sistemlerinin kimyasal bileşenlerle yapılmasını kabul ettikleri içindir.

Genetik mühendislik, doğal dengelerin bozulmasına yol açan uygulamalardan biridir.

Ekolojik hareket, gerek ekolojik, gerekse politik ve etik açıdan tarımda kullanılan GMO’ları gerekli bulmuyor. Zengin veya fakir, küçük veya büyük milyonlarca çiftçi, GMO’lar kullanılmadan da ekolojik tarımın herkese yetecek kadar sağlıklı gıda üretebileceğini kanıtlamıştır.

Genetik mühendislik nedir?

Genetik mühendislik, genlerin manipülasyonunun yapıldığı yeni bir teknolojidir. Bilim insanları, cinse bağlı olmadan genleri bir türden diğerine transfer edebilirler. Bu sadece genetik kodlama olan gen lisanından dolayı mümkündür. Bütün yaşayanlar için (insan, hayvan, bitki veya mikroorganizma) bu geçerlidir. Örneğin, bir balıktan alınan genler, soğuğa daha dayanıklı olsun diye bir domates bitkisine aktarılabilir. Genetik olarak müdahale edilmiş bir domates bitkisi, balıkta bulunan kimyasal maddeyi üretmekte zorlanır. Ve bu durumda balığın normalde buz gibi soğuk suda yaşamak için "antifriz" maddesini üretir.

Genetik mühendislik bize oluşumun başından beri gelen türlerin dağılımını mümkün kılar. Genetik olarak değiştirilmiş tarım ürünlerinin yüzde 98’i ABD, Kanada ve Arjantin’de yetiştirilmiştir.

Ekolojik tarım nedir?

Ekolojik tarım aynı zamanda sürdürülebilir bir üretimdir. Üretimde biyolojik çeşitliliği, biyolojik dönemleri ve biyolojik faaliyetleri destekleyen ve değerini artıran bir yöntemdir.

Ekolojik tarımın temeli, tarım dışı verilerin minimum kullanımını ve ekolojik düzeni onaran, koruyan ve destekleyen bir sistemdir. Ekolojik tarım yöntemi, sentetik kimyasal ilaçlama ve gübre kullanımı yerine sağlıklı, verimli ve bereketli ürün oluşumunu geliştirir. Bu şekilde, toprak, biyolojik olarak dengelenmiş birçok çeşit yararlı böcek ve diğer organizmalar ile canlılığını korumaya devam eder. Bu durumda ciddi zararla ya da hastalık problemleriyle karşı karşıya kalınırsa doğal kaynakların ve biokontrol maddelerinin kullanılması uygundur.

Ekolojik tarım, insan sağlığının, yediğimiz gıda ve kullandığımız toprağın sağlıklı olmasıyla bağlantılı olduğu gerçeğinden hareket eder.

Genetik mühendislik ve ekolojik tarım birbirleriyle uyumlu mudur?

Ekolojik tarım ve genetik mühendislik iki karşıt dünya görüşü, iki değişik felsefeden ve gelecek için iki değişik seçimden oluşuyor. Ekolojik tarımın ana ilkeleri kutsaldır. Burada ayrı parçalar yerine, tüm olarak, tarımın yaşayan bir bütün olduğu üzerinde durulur. Tüm yaşayanlar arasında var olan bir ilişki ve işbirliğinin bir bütünü olarak görülür. Ekolojik tarım bio çeşitliliği destekleyerek, bir denge oluşturmaya çalışır. Ekolojik ilaçlama ise sadece acil durumlarda kullanılır. Diğer yanda genetik mühendislik, karmaşık problemleri tek bir başlık altına indirgeyerek teknik bir çözüm önerir. Genetik mühendisliğin özünde tekli çözümler, çevre ve tarım konularında ise çoğul çözüm önerileri vardır.

Genetik mühendisliğin ekolojik tarım üzerinde etkisi var mıdır?

IFOAM standartları; ekolojik üretim sisteminden GMO’lar bulunan genetik olarak yetiştirilmiş organizma ve ürünleri kabul etmez. Genetik olarak üretilmiş organizmalar birçok seviyede bulaşıcılığa yol açarlar.

Tarlada: Genetik olarak üretilmiş bitkilerden uçan veya böceklerle taşınan polenler, başka tarlalara geçip onları kirletirler. Arılar 3 km. uzağa kadar polen dağıtabilmektedirler.

Tohum üretimi: Ekolojik tohum ve tohumların üretimi ve çoğalmasında genetik olarak üretilmiş polenler bulaşırlar. Hasat, taşıma ve üretimde, yani tarladan en son aşamaya kadar (kamyon, gemi, tren taşımacılığı, gıda üretim fabrikaları vs.) birçok yoldan bulaşabilirler.

Genetik olarak müdahale edilmemiş ürünleri üretmek ve satmak isteyen çiftçiler, satıcılar, bu genetik kirlilik ile her zaman karşı karşıya kalır.

Başka bir problem de, böceklerin Bt-zehirli bazı bitkilere direnç kazandırmalarıdır. Bu tip Bt-spreyler organik tarımda da kullanılmaktadır, ancak başarılı ve sağlıklı bir ilaçlama olarak. Bu direnç oluşursa, bu tip ilaçlamalar başarısız olacaktır.

Genetik mühendislik açları doyurabilir mi?

Şimdiye kadar hiçbir tarım hareketi dünyadaki açlık problemini çözememiştir. Açlık bir sosyal ve politik problemdir, üretim tekniklerinin problemi değildir. Bugün dünyada herkes için yeterli gıda mevcuttur. Genetik mühendislik sadece gıda güvensizliği ve açlık yaratır. Çünkü tek kültür üretimlerin, hastalık ve böceklerin artmasına, çiftçilerin çok uluslu büyük firmalara bağımlı olmasına yol açacaktır. GMO tarım, endüstriyel tarımın tüm problemleri ile devam etmesine yol açar. GMO tarımın desteklenmesi, tüm gıda, toprak ve temiz su kaynaklarımızın daha fazla yok olmasına yol açacaktır.

Ekolojik tarım açları doyurur mu?

Ekolojik tarımda en önemli soru şudur: Çiftçiler, basit, ucuz ve yöresel teknolojilerin kullanıp, çevreye zarar vermeden üretimlerini nasıl arttırabilirler? Eğer ekolojik çiftçiler geleceklerini kendi ellerine alabilirlerse, çoğunlukla üretimlerini artırabiliyorlar. Bu, özellikle gelişen ülkelerde görülüyor. Örnek olarak; Küba’da kullanılan üç kardeş tarımı, yani mısır, fasulye ve cassava ürünlerini beraber üretmek, normal tek tip üretimden iki katı fazla ürün sağlamaktadır.

Mısır bitkisi, fasulye dalı olarak gelişmiş ve fasulyeler toprağa nitrojen vermektedir. Bu arada cassava ürünü de mısır ve fasulyelerin olduğu rutubetli ve gölge yerde daha iyi gelişmiş ve aynı zamanda oradaki otların büyümesini engellemiştir.

Herkes için gıda uzun vadeli bir projedir ve sadece kültürel çeşitlilik ve tarımın yerel şartlara uygulanması ile başarılı olur.

Genetik mühendislik biyoçeşitliliği etkiliyor mu?

Birçok bilim insanı, genetik mühendisliğin biyolojik çeşitliliği etkilediği konusunda hemfikirdir.

Örnek: İngiltere’de yapılan bir çalışma genetik olarak üretilen bazı ürünlerin zaten yok olmaya yüz tutmuş tarla kuşunun ortadan kalkmasına sebep olacağını belirtmiştir. Tarla kuşu yabani ot tohumlarını toplar. Halbuki genetik olarak hazırlanan tarlalarda yabani otlar azalacaktır. Bu sadece tarla kuşunun değil, diğer böcek ve tohum yiyen kuşları da etkiler.

Genel olarak, genetik mühendislik endüstriyel tarımda tektip kültürlere yeni bir boyut açmaktadır.

Ekolojik tarım biyolojik çeşitliliği etkiliyor mu?

Ekolojik tarım doğası gereği biyolojik çeşitlilik demektir. Örneğin ürün ve hayvanlar ile karışık tarım. Tüm ekolojik tarımda, ekin değiştirmek, uygulanan bir yöntemdir. Ağaçlar ve çitler örümcek, kuş gibi böcekleri yiyen hayvanlara doğal bir alan sağlar.Sadece ekolojik gübre kullanarak toprağın verimini ve organizmaların çeşitliliğini artırabiliriz.

Genetik mühendislik sağlığımı etkiler mi?

Belki evet, belki hayır. Genetik olarak üretilen gıdalar yeni ürün grubundadır ve içlerinde daha önce hiç yemediğimiz proteinler mevcuttur. Şimdiye kadar, mısırın içinde bakteriyel proteinler, domatesin içinde balık proteinleri hiç yemedik. Bu ürünlerle vücudumuzun hiçbir tecrübesi olmadığı gibi, 5-10 sene sonra bu gıdaların alerji veya diğer kronik hastalıklar yaratmayacağı bilinmemektedir.

Yerleştirilen gen, diğer çok önemli genleri bozabilir, ilişkileri etkileyebilir, etkileşimleri değiştirebilir. Bilim insanlarına göre genetik olarak değiştirilmiş gıdalar şu etkilere yol açabilir:

  • GMO’ların içindeki yeni ürünlere karşı alerjik veya bağışıklık sistemi reaksiyonları
  • Genetik mühendislikte sıklıkla kullanılan antibiyotik dirençli genler, mide ve bağırsaktaki patojenlere geçebilir. Bu patojenlerin sebep olduğu hastalıklar, artık antibiyotik ile tedavi edilemez.
  • Yeni genler asıl genlerin kendilerini ifade etme şekillerini değiştirip, başka sonuçlar doğurabilir.

Çevreye salıverilen GMO’ların ekolojik etkileri nelerdir?

GMO’lar yaşayan, artan ve dağılan organizmalardır. Yabancı genlerini diğer türlere geçirebilirler. Bir kere salıverildiklerinde genetik olarak üretilmiş organizmaları laboratuvar ortamına tekrar sokmak mümkün değildir. Burada biz Pandora’nın kutusunu açmaktayız.

Çevre için bazı olumsuz sonuçlar:

  • Genetik olarak üretilmiş bitkilerden olan polenler, yabani türleri bozabilir.
  • Böcekler ve hastalıklarda karşı koymalar oluşur.
  • Topraktaki organizmalar etkilenebilir. Zehirli –Bt‘nin toprakta aylarca kaldığı saptanmıştır.
  • Balıklara genetik olarak daha hızlı büyümek ve büyük olmak için müdahale edilmiştir. Dev GM (Genetik Modifikasyon) balıklar, balık çiftliklerinden kaçıp, asıl türleri etkileyip yok edebilirler.
  • Bakteri ve virüsler birçok neden için genetik olarak değiştirilmişlerdir. Eğer çevreye bırakılırlarsa, bitki veya hayvanlardan çok daha kötü yan etkileri doğabilir.

Patentler ne işe yarar?

Eskiden hiç kimse bitkilerin "patent"lenmesi üzerine düşünmemişti. Hiç kimse bir hayvan ve insan geninin bir firmanın "özel mülkü" haline gelebileceğini düşünmemişti. Ancak genetik mühendisliğin gelişiminde endüstri sektörü sadece yaşayan ünitelere değil, "yaşamayan malzemelere" de patent verilmesi baskısı altındadır. Bu; genetik mühendisliği için yapılan finansal yatırımları korumak için şarttır. Ancak bir domates bitkisini, bir kimyasal madde ve elektrikli süpürgesi gibi patentlemek doğru mudur? Hayatı patentlenen bir ürün ile aynı kefeye koymak doğru mudur? Eğer yaşayan bir varlık ile yaşamayan bir varlık arasında bir fark artık yok ise, bu bizim hayvanlar, bitkiler ve hatta diğer insanlar ve kendimiz ile ilişkimizi tamamen değiştirecektir.

Çiftçiler her patentli tohum veya her patentli tavuk için patent ücreti ödemek durumundadırlar. Ve bu ödeme ayrıca, bu tavuktan üretilmiş tüm tavuklar, hatta 20 sene süresi ile üretilen bütün tavuklar için geçerlidir. Bir GM ürününü eken bir çiftçinin, ondan bir sonraki mevsim için herhangi bir patentli tohumu saklaması yasaktır.

Amerika ve Kanada’da bunu yapan bazı çiftçiler Monsanto firması tarafından dava edilmişlerdir. "Patentli tohum" kontrolü çiftçinin, yerel yönetiminin elinden özel firmalara verir. Birçok kişi bunu dünyadaki gıda güvenliğine ve biyolojik çeşitliliğe karşı tehlike olarak görmektedir.

Haber No: 87