-- GÜNCEL PROJELER:
-- GEÇMİŞ PROJELER:


Victor Ananias
101 Soruda Organik Ürün Rehberi




Sivrisineklerle köşe kapmaca
Kategoriler: Biyolojik Çeşitlilik, Doğa Koruma
Tarih: 07-Temmuz-2005
Yazdır | Arkadaşına Gönder | Yorum Ekle


İNSANOĞLU 21. yy’da, bir yandan daha iyiye varmaya çalışırken, bir yandan da çevre sorunlarıyla başa çıkmaya çalışmaktadır. Günümüzde halen doğanın bir “bütün” ve insanoğlunun bu bütünün küçük bir parçası olduğu fikrini kavramamamız sonucu çevreye yönelik tehditlerimiz hızla ve onarılamayacak oranda artmakta ve doğayı oluşturan eko-sistemler bizim müdahalelerimizle hızla tahrip olmaktadır.

Müdahale edilmiş bir ekosistemin bir daha eski haline geri döndürülebilmesi hakkında kesin bir yanıt vermek mümkün değildir. 1970’li yıllardaki Ren Nehri örneği unutulmamalıdır. Yaz geldi, havaların ısınmasıyla uygun ortamlara kavuşan sivrisinekler faaliyetlerini artırmakla bizleri rahatsız etmeye başladılar.

Vektör1 canlılar tarafından taşınan bulaşıcı hastalıklar insanlık tarihi boyunca medeniyetlerin şekillenmesinde çok dramatik bir güç olarak ortaya çıktı. Eti, Grek ve Mezopotamya uygarlıklarının çökmesine neden olan önemli faktörlerden birinin sıtma olduğu biliniyor. İnsanların büyük salgınlara neden olan birçok hastalığın vektör canlılar tarafından taşındığını keşfetmesi, bu canlılarla olan mücadeleyi başlattı. 1900’lü yıllarda kimyasal pestisitlerin2 kullanılmaya başlanmasıyla birlikte, önceleri büyük başarılar sağlanmış olsa da; türlerin dirençlilik sorununun ortaya çıkması, uygulayıcıların da insektisitlerin3 etki oranlarını artırmak için ya doz yükselterek ya da çok sık aralıklarla ilaçlamalar yaparak yanlış bir yol izlemelerine neden oldu. Bunun sonucunda asıl hedef olmayan canlılar zarar gördü ve pestisitlerin besin ağında birikmesiyle doğal dengenin bozulması sonucu birçok eko-sistemin yapısı ve işleyişi bozuldu. (DDT’nin kutup bölgelerinde kullanılmamasına rağmen, kutuplardaki balıklarda, ayı balıklarında ve eskimolarda tespit edilmesi en çarpıcı örneklerdendir.) Artık günümüzde hiçbir ön koşul ileri sürülmeden üzerinde büyük bir hassasiyetle durulması gereken konu, kullanılan ilaçların yalnız zararlı — pestisit ilişkisi içinde ele alınmayıp bunun ekosistem — pestisit kavramı şeklinde değerlendirilmesidir.

 

Vektörler arasında önemli bir grubu oluşturan sivrisinekler dünyada üç bin 357 tür ve alttür ile temsil edilirken, Türkiye’de 67 sivrisinek türü varlığını sürdürüyor. Çok sayıda insanın ölümüne neden olan sıtma, fil hastalığı (Filariasis), sarıhumma, dank humması, ensafalitler ve arbovirüs vektörlüğünün yanında sivrisinekler, mekanik olarak da tularemi ve frambozi hastalıklarını da bulaştırıyor. Sivrisinekler ayrıca sokma yoluyla deride yanma, alerjiler, kızarıklar gibi durumlar oluşturarak insan ve hayvanları tedirgin etmekle kalmayıp bazı hayvansal ürünlerde de çok büyük kayıplara yol açıyor.

Ülkemizde sivrisinekler ile mücadele çalışmaları, ilgili kurum ve kuruluşlarca sürdürülmeye çalışılıyor; ancak genel çerçevede bilimsel temellere dayandırılmadan ve birçok alternatifi olmasına rağmen yalnızca kimyasalların kullanıldığı mücadele yöntemleri ile yeterli düzeyde başarı sağlanamadığı gibi, büyük miktarlarda döviz ödenerek ithal edilen insektisitlerin kullanılması da ülke ekonomisine büyük maddi yük getiriyor.

Popülasyonlarında doğal artış kapasitesinin yüksek olması, yıllık döl sayılarının fazlalığı, yayılma güçlerinin yüksekliği, larva ve ergin mücadelelerinin bilinçli olarak yapılmaması nedeniyle sivrisinek kontrolleri hedeflenen düzeye ulaşamıyor. Bu yüzden günümüzde artık tek yönlü mücadele yerine entegre mücadele çalışmalarına geçildi. Bilimsel, toplumsal, ekonomik ve kültürel düzlemde; biyolojik, kimyasal ve fiziksel boyutları olan bir mücadele şekline entegre mücadele adı veriliyor.

Entegre mücadele çalışmalarına başlamadan önce bölgenin mutlaka bilimsel yönden araştırılması, uygulanacak yöntemlerin tespit edilmesi, kullanılacak preparatlar için direnç ve etkinlik testlerinin yapılması, yörenin biyolojik, ekolojik ve hidrojeolojik özelliklerinin belirlenip kültürel tedbirlerin birbirlerini tamamlayacak şekilde ortaya konması gerekir. Doğal dengeyi bozmadan ve maddi kayıpların önüne geçerek hedeflenen başarıya ulaşabilmesi, her şeyden önce tek sorun, tek çözüm yaklaşımı yerine bütünsel yaklaşımın benimsenmesiyle sağlanabilir. Bu anlamda sivrisineklerin biyoekolojik özelliklerinin bilmemiz önkoşuldur. Sivrisinek türlerinin barındığı, ürediği yerler ve davranışları farklılık gösterir. Nerede, hangi türe karşı, ne zaman mücadele yapılacağını bilmeden sadece ergin ya da larva mücadelesine girişmek ki - yıllardır yapılan ve sonuç alınamayan yöntemler-hedeflenen amaçlardan uzaklaşmamıza neden olur. Çünkü her bölge temelde birbirine benzese de, kendi dinamikleri içerisinde diğerlerinden farklılıklar gösterir. Her yörenin stratejik planlarının doğru uygulanması, gerek sonuca ulaşma şansının yükselmesine ve maliyetlerin azaltılmasına, gerekse de çevre kirlenmesini maksimum ölçekte azaltır. Entegre mücadele için uzun vadeli ilgi, sabır ve istek gerekir.

Entegre mücadele yöntemleri

1. Biyolojik mücadelede insektisitlerin çevreye verdikleri zarar ve onlara karşı direnç oluşumunun tartışılmaya başlanmasıyla biyolojik preparatlar geliştirildi. Bacillus thuringiensis israeliensis, bacillus sphaericus gibi bakteriler ve juvenil hormon (büyüme düzenleyiciler) bu amaçla preparatlarda kullanılır. Bunlardan başka biyolojik kontrol ajanları olarak Funguslar, Protozoalar, Virüsler, Nematodlar ve Predatör (avcı) organizmalar kullanılabilir.

Ülkemizde 1970’lerden beri Gambusia cinsine bağlı balıklar sivrisinek larvalarına karşı predatör (avcı) olarak kullanılıyor. Ancak predatör organizmalar olarak sivrisineklerin larval habitatlarda doğal olarak bulunan yerli predatör balıklardan faydalanılması, bu habitatlara yeni bir türün sokulması ile ortaya çıkabilecek sorunları engellemek ve bu habitatlarda bulunan yerli türlerin korunması için tercih edilmeli. Biyolojik kontrol ajanı olarak kullanılan bu preparatların ya da canlıların, bu konuda yetkili ve bilgili olanlar tarafından uygulanması ve denetlenmesi gerekir.

2. Kimyasal mücadele: Yörede bulunan sivrisinek türleri için yıllardır kullanılan ilaçlara karşı direnç testlerinin yapılıp etkinlik durumları ortaya çıkarılmalıdır. Kullanılan kimyasal larvasitlerin ve ergin ilaçlarının seçimi yapılmalıdır. Uygulanacak ergin ve kışlak mücadelelerinin yöntemi hakkında bize yardımcı olacaktır. Burada amaç, etkisi olmayan preparatları, çevreye ve diğer hedef olmayan canlılara karşı kullanmamaktır.

3. Mekanik mücadelede ise toplumun, uygulayıcıların mücadele konusunda bilgilendirilmesi, sivrisineklerin üreme alanlarının ıslah edilmesi gerekir. Sulama çalışmalarından damlama sistemine geçilmesi, taşkınların kontrol edilmesi, kanalların temizlenmesi, foseptiklerin kontrol edilmesi ve haritalarının çıkarılması gerekir. Ayrıca ilaç emdirilmiş cibinliklerin kullanılması evler ve ahırlar için pencerelere ve kapılara sineklik yapılması ve bunların kontrollerinin yapılması gerekir. Entegre mücadele ancak hep birlikte uygulandığında ve mücadelenin mevsimlik bir pozisyondan çıkarılıp bütün yıl içinde yapılması gerekir. “Yaz mevsimi geldi sivrisinek sezonu açıldı,” mantığı hiçbir sorunu çözmez. Yaz aylarında sivrisineklerin aktif olduğu akşamüstü saatlerinde etrafı dumana boğarak yapılan ilaçlamanın, diğer mücadele yöntemleri olmaksızın iç rahatlatmaktan başka hiçbir anlamı yoktur. Bunun gibi yapılan yanlış uygulamalar çevre kirliliği, direnç sorunu gibi birçok ekolojik problemin ortaya çıkmasına neden olur.

Sivrisinek problemi bir halk sağlığı sorunudur. Ancak çözüme sadece mücadele açısından bakmak yerine, eko-sistemi bir bütün olarak değerlendirmek gerekir. Eko-sistemin tüm bileşenlerini bir arada değerlendirmeyen bir mücadele yönteminin sivrisinek mücadelesinde başarılı olsa da uzun dönemde daha büyük sorunlara yol açması kaçınılmazdır. Farklı tip eko-sistemlerde farklı çözüm yolları geliştiren, bilinen mücadele yöntemlerine göre çevresel açıdan daha az zarara neden olan ve eko-sistemin bir bütün olarak değerlendirilmesini sağlayan entegre mücadele yöntemi son yıllarda sivrisinek sorununa çözüm bulabilecek bir yaklaşım olarak görülmektedir. Uygulayıcılara şimdiden kolay gelsin…

1 Vektör: Taşıyıcı canlı.

2 Pestisit: Haşerelere karşı ilaç.

3 İnsektisit: Böceklere karşı ilaç.

Böcek ilacı kullanmadan...

Gökova-Akyaka’yı Sevenler Derneği Biyo-Gökova projesi kapsamında “Siz Sivrisinek Üretiyor musunuz?” adlı bir broşür yayımlandı.

Özel Çevre Koruma Kurumu, Hacettepe Üniversitesi, Sağlık Bakanlığı tarafından daha önce basılmış broşürlerin ve UNDP GEF Küçük Destek Programı (SGP) tarafından desteklenen Biyo-Gökova Araştırma Grubu’nun araştırma sonucu değerlendirilerek hazırlanan broşürde yer alan, sivrisineklerle, böcek ilacı kullanmadan, doğal mücadele yöntemleri ve korunma yollarından bazıları şöyle:

  • Ovada sivrisinek istemiyorsak sazlıkları ve tarla kenarlarındaki çit ve çalıları yakmayalım. Sazlıkları yakmakla, güneş ışığına açık ve ısınabilen, üremeyi teşvik edici bir bölge oluştururuz.
  • Evinizde ve terasınızda sarı ampüller kullanabilirsiniz. Sivrisinekler üzerinde itici bir etkisi vardır.
  • Cam ve kapıları telle kaplayarak mümkün olduğunca açık bırakmayın.
  • Cibinlik kullanın.
  • Bahçenizin civarında kalıcı su birikintileri olmamasına dikkat edin.
  • Fosseptiklerinizi sıkı sıkıya kapalı tutun. Sinekler çok küçük oldukları için en ufak bir delikten dahi içeri girerek buradaki sıcak ve korunmuş ortamda üreyebilir.
  • Bahçenize ya da evinizin etrafına sivrisinekler için itici etkisi olan fesleğen, sardunya, nane, defne, biberiye, mercanköşk, lavanta, pelin otu, sarmısak ekebilirsiniz.
  • Fesleğen, okaliptüs, limon, sedir, sardunya, bergamot gibi bitki özlerini bademyağı ile karıştırıp vücudunuza sürebilirsiniz. (Lütfen bir aromatik yağ uzmanına danışın.)
  • Eczanelerden yakma spiralleri alıp teras ya da bahçenizde bir iki tane yakabilirsiniz.

www.akyaka.org

Haber No: 744