-- GÜNCEL PROJELER:
-- GEÇMİŞ PROJELER:


Victor Ananias
101 Soruda Organik Ürün Rehberi




Yaşamın vazgeçilmez parçası: OYUN
Kategoriler: Bireysel Gelişim, Eğitim, Eğitim, Yöntemler
Tarih: 07-Temmuz-2005
Yazdır | Arkadaşına Gönder | Yorum Ekle


Bir davranış biçimi, sosyal ilişki hatta bilinç düzeyi olarak tanımlanan oyun, insanı yaşama hazırlayan bir araç aynı zamanda. Bu anlamda çağımızda şiddet içeren, tekdüze, rekabete ve yenmeye dayanan oyunların giderek yaygınlaşmasına şaşmamak gerek. Sosyal değişimi gerçekleştirerek barışık ve ekolojik yaşamları kurmanın yollarından biri de, ekolojik çözümler üreten gerçek insanlarla yüzyüze oynanan oyunlar üretmek olabilir.

İNSAN doğduğunda ne kadar da aciz. Bir tarafından diğerine dönemeyen bebek oyun oynuyor mudur? Belki o küçücük, doğru düzgün görmeyen gözlerine yansıyan ışıklarla oynuyordur, kim bilir? Bebek doğunca annenin ve babanın oyuncağı olur; gagagugularla, sallamalarla, bin bir çeşit oyunla.

Anne, baba, akrabalar, arkadaşlar oynar bebekle.

Çocuklukta, gençlikte ve hatta erişkinlikte git gide çeşitlenen ve karmaşıklaşan oyunlar oynanır. Çocuklara bazen kendileri, anne ve babaları, hatta arkadaşları bile yetmez, kardeş isterler oynamak için.

Oyunun ne olduğunu tarif etmek çok zor. Oyunu yapısına ve işlevine göre tanımlayanlar var.

Oyun bir davranış biçimi, sosyal ilişki, hatta bir bilinç düzeyi olarak tanımlanabiliyor.

Oyunun yaşla beraber sürekli değişmesi belki de tanımlamayı güçleştiriyor.

Çocuk büyüdükçe ve en sonunda bir erişkin olduğunda oyun şekil değiştirerek devam ediyor.

Piaget’e göre değişen oyunun aşamaları

  1. Alıştırma oyunu aşaması: Bebeğin birinci yılı içinde algı ve harekete yönelik, çoğunlukla belirgin amaçlar taşımayan, nesneler ve hareketler üzerinde hakimiyetten kaynaklanan zevk içeren oyunlardır.
  2. Oluşturma oyunu aşaması: Yaklaşık 15 ila 24. aylar arasında çocuk nesneleri birleştirir, birini diğerinin içine, üst üste koyar ve nesneleri şekil ve işlevleri açısından sınıflandırır ve bir başka nesne oluşturmak için bir araya getirir.
  3. Sembolik oyun veya rol yapma oyunu aşaması: Bu tür oyun genellikle 2 ila 6. yaşlar arasında görülür. Çocuklar hayal güçlerini kullanarak kendilerini ve nesneleri başka şeylere çevirirler ve hayal ürünü olay ve olaylar dizisi yaratırlar. Gerçeği kendi ihtiyaçları doğrultusunda değiştirirler. Buna örnek olarak yatağı korsan gemisi yapmak, oyuncak papağanla konuşmak ve evde hazine aramak gösterilebilir.
  4. Kurallı oyun aşaması: Büyükçe çocukların misket, dama, satranç, çelik-çomak gibi kurallara bağlı oyunları oynadığı son aşamadır.

Bu aşamaların hepsi yaşam boyu oynadığınız oyunları hatırlattı mı? Sanki bütün bu oyun aşamaları yaşam boyunca devam eder. Örneğin, birinci aşama atletizme ne kadar benziyor, ikinci aşama heykel ve resim yapmak gibi sanki, üçüncü aşama tiyatro ve salon oyunları olabilir, dördüncü aşama ise kart ve masa oyunlarından farklı mı acaba?

Çocuklarla yapılan sayısız bilimsel araştırma oyunun, nesnelerin, kavramların, dilin kullanılmasını kolaylaştırdığını ve sosyal ilişkileri geliştirdiğini desteklemektedir. Aynı zamanda oyunun ileri yaşlarda sanatta, edebiyatta, bilimde ve günlük yaşamdaki zorluklarla mücadele etmede yaratıcılığı geliştirdiğine inanılmaktadır. Oyun yaklaşımının edebiyatta, müzikte, görsel sanatlarda ve bilimde özgünlüğün temelini oluşturduğu dahi düşünülmektedir.

Oyun sadece insana özgü değil şüphesiz. Bütün memeliler ve özellikle yavruları, pek çok kuş türü ve bazı balıklar oyun diyebileceğimiz davranışlar gösterirler. Fagen’e göre hayvanlarda oyun gerçek bağlamların dışında geçekleşir. Amacı fiziksel, bilişsel, sosyal davranış ve ilişkiler için alıştırma yapmak, bunları geliştirmek ve sürekliliğini sağlamaktır. Oyun gerçek bağlamda taktik ve stratejileri geliştirecek şekilde, birey ve sosyal topluluktaki mevcut işlevlerin değiştirilmesi, tekrarlanması ve değişik şekillerde dizilmesiyle gerçekleşir. İnsanlarda da oyunun bu tanımdan farklı olduğunu sanmıyorum. Tabii SimCity (bilgisayarda şehir kurma simülasyon oyunu) oynayan herkes gerçek hayatta da şehir kurmuyor. Olsa olsa SimCity sayesinde planlama ve örgütleme yetilerini gelişiyordur.

Oyunun hayvanlarda da görülmesi evrimsel köklerinin olduğuna işaret ediyor. Omurgalıların evrimi sırasında bir öğrenme adaptasyonu olarak ortaya çıktığına inanılıyor. Bu açıdan hayvanlarda oyunun olması şaşırtıcı değil. Doğada maymunları ve yavrularını izleme olanağınız olmadıysa, köpek ve kedi yavrularını izleme şansınız mutlaka olmuştur. Amaçsızca yuvarlanmaya, kaymaya, tırmanmaya, birbiriyle boğuşmaya ne kadar meraklıdırlar. Sağlığı yerinde olup da aynı şeyleri yapmaya can atmayan dört yaşında bir çocuk gördünüz mü?

Oyun, kuşlarda ve memelilerde şaşırtıcı biçimde birbirine benziyor ve karşılıklı zarar vermeyen güreşme, yolunu kesme, peşinden koşma, yakalama, yuvarlanma ve kaçmayı içeriyor.

Oyun büyüyen beyin hacmine göre de çeşitleniyor. Örneğin kuşlarda oyuna ilişkin ayrıntılar memelilere göre çok daha az. Memelilerde oyun davranışının görülmesi büyük beyin, yavaş gelişim, yavaş üreme ve nispeten düşük bebek ölümlerine bağlanıyor. Kemirgenler gibi çok doğurup hızla büyüyen memelilerde oyun, filler ve yunuslar gibi az doğurup yavaş büyüyenlere göre daha az görülüyor. Bir ilginç bulguya göre de sosyal örgütlenmeye sahip olan köpekgillerde, yavrular erken dönemde diğerlerine göre az kavga edip, daha çok oynuyorlar. Dolayısıyla oyunun hayvanlarda dahi sosyalleşmeye yardımcı olduğu düşünülüyor.

Hayvanlarda dişi ve erkeğin oynama biçimleri de birbirinden farklı. Karmaşık sosyal gruplar içinde yaşayan türlerde erkekler, dişilere göre daha fazla güreş içeren sert oyunlar oynuyor. Bu dişi-erkek farkının hormon düzeyleriyle bağlantılı olduğu düşünülüyor. Örneğin maymunlarda erkeklik hormonu verilen dişi bireyler, dişilerden çok erkekler gibi oynuyorlar. Görüldüğü gibi oyun, hayvanların büyürken gelişimine katkı koyuyor ve erişkinlikte karşılaşacakları durumlara hazırlıyor. Belki insanın erişkinliğe ulaştığında da oyun oynamaya devam etmesi, gitgide karmaşıklaşan gerçek yaşamında çözümler üreterek gerçek sonuçlara kendini hazırlaması için olabilir. İnsan gerçek yaşamdan uzaklaşmak, rahatlamak veya basitçe yaşamı eğlenceli kılmak için de oyun oynuyor olabilir. Düşünüldüğü gibi oyun insanı yaşama hazırlıyor, yaşamına ışık tutuyorsa, şiddet içeren, tekdüze, rekabete ve oyun arkadaşını yenmeye dayanan oyunların yaygınlaşmasına şaşmamak gerekir. Bilgisayarın yaşamımıza hakim olmasıyla beraber oyunlar da artan şekilde bilgisayar ağı üzerinden sanal arkadaşlarla oynanıyor. Ne yazık ki günümüz iş ve sosyal ortamı, gün geçtikçe sanallaşıyor, tekdüzeleşiyor, daha fazla şiddet ve rekabet içeriyor. Belki sosyal değişimi gerçekleştirerek barışık ve ekolojik yaşamları kurmanın yollarından biri de, ekolojik çözümleri üreten doğaya çıkmamıza yardımcı olan gerçek insanlarla yüz yüze oynanan oyunlar üreterek, bireyleri ekolojik bir yaşama doğru hazırlamak olabilir. Oyunun insan dahil hayvanların yaşamında o kadar büyük önemi var ki, yaşamın bir oyun olup olmadığını tartışan felsefeciler dahi var.

Yaşamı ciddiye almayıp, bir oyun olarak görsek bile bir çocuğun gözünde oyunun ne kadar ciddi bir iş olduğunu unutmamak gerek. Yaşam oyununu ekolojik ve aynı zamanda keyifli oynayalım ki, başkaları da bizimle dünyayı ekolojik kılmak için oynayıp eğlenebilsin. 

Haber No: 743