-- GÜNCEL PROJELER:
-- GEÇMİŞ PROJELER:


Victor Ananias
101 Soruda Organik Ürün Rehberi




Arslanköy Kadınlar Tiyatro Topluluğu
Kategoriler: Bireysel Gelişim, Yöntemler, Kültür, Gelenekler ve Yerellik
Tarih: 06-Temmuz-2005
Yazdır | Arkadaşına Gönder | Yorum Ekle


Arslanköy’de 12 kadın... Yaşları 40-50 arasında, hepsinin de elleri nasırlı, herbirinin en az dört çocuğu var. Başlarının poşusu, ayaklarının şalvarıyla “Biz de varız, buradayız.” diyen 12 kadın söylemek istediklerini tiyatro sahnesine taşıyor.

Taş Bademleri adlı oyundan bir sahne.

 

TİYATROYA olan ilgim, lise ve üniversite yıllarımda tiyatro izleyiciliği ile başladı. 1999 yılında Arslanköy, Yahya Aydın Lisesi’ne atandığım yıl tiyatro benim için daha da önemli olmaya başladı. Arslanköy’ü* Arslanköy yapan Kurtuluş Savaşı’ndaki mücadelesi, her Kurtuluş bayramında anlatılır, hikâyeyi herkes bilirdi... ”Tam bana göre bir iş, hemen bu olayı oyunlaştırmalıyım ve sessiz 20 öğrencinin karakterlerine göre oyunda karakter oluşturmalıyım,” diye düşündüm. Bana göre, çok sessiz öğrenci de en az sesli (haylaz) öğrenci kadar problem. Hiç sormadım, “Siz tiyatro oynar mısınız?” diye. Hepsini çağırdım sınıflardan. “Sizlerle tiyatro oynayacağız,” dedim. Oyun bu. İçlerinden bir ikisi hariç, “Biz oynamayız,” dediler. “Başarılı olursanız matematikten sözlü notu vereceğim,” dedim, sayı biraz arttı. Baktım olmayacak, “Mecbursunuz,” deyiverdim. 18 öğrenciye rol verdim. Oyun kasabada açık alanda oynandı. Herkesin işe yaramaz dediği çocukları ben de dahil tüm halk ayakta alkışladık. Altı ay sonra, Mersin’de Kültür Merkezi’nde aynı oyun sahnelendi. Oyunu 750 seyirci ayakta alkışladı. Sonuçta o sessiz öğrencilerin koridorda yürüyüşleri değişti. Hepsi kendinden emin yürümeye başladı. Okuldan atılma durumunda olan öğrencilerin birçoğu takdir ve teşekkür aldı. Tiyatronun büyüsünü işte o zaman keşfettim. Bir yıl sonra... Okulun açıldığı ay, bir öğle vakti, odamda oturuyordum; 50 yaşlarında olduğunu tahmin ettiğim başı poşulu gök gözlü bir kadın kapıyı çaldı. “Siz dergi çıkarıyorsunuz, ben de şiir yazarım, deli saçması yazılarım var. Dergiye geçirir misiniz?” dedi. “Buyrun oturun bir tanışalım” dediğimde biraz rahatlar gibi oldu, derin bir nefes alıp oturdu. “Adım Ümmiye Koçak. Molla Hacı Muhammet’in geliniyim,” dedi. Konuşurken bir elini ağzına kapatıyor, sürekli gözünü kaçırıyor. İlginç birisi. Uzun uzun sohbet ettik. Yazısını yüksek sesle okudum ve çok beğendiğimi söyleyince. “Sen bu çocuklara yazıp oynattığın tiyatroyu bize de yaz, biz de evde oynayalım,” demesin mi? Okul yöneticiliği seminerinde, “Öğrenci velisine her zaman pozitif yaklaşın, kesinlikle olmaz demeyin,” derlerdi. “Olabilir,” dedim. Artık konuşurken ne ağzını eli ile kapatıyor ne de gözünü kaçırıyor. Sanki yeniden doğmuş gibi, gözlerinde bir ışıltı var. Ancak, olacak şey değil, tarlanın, bağın, bahçenin ucundan kalk gel! 50 yaşında. İlkokulu belki de okumamış. Tutturmuş tiyatro!

“Tiyatro bir kişi ile de olur ama güzel olmaz. Arkadaşların varsa onlar da gelsin bir konuşalım, kocalarınızdan da izin alın,” dedim. “Kaç kişi lazım?” dedi. Aklıma gelen rakamı söyledim: “On”. Ertesi gün tam on iki kişi ile geldiler, iki de yedek. Kendimce bu on iki kişiyi sınav yaptım. Her türlü zorluktan bahsettim. Dedikodudan, dalga geçilmekten “Bizlerle zaten dalga geçiyorlar, güzel bir şey yapalım da utandıralım,” dediler. Hepsiyle tek tek tanıştık isimlerini ve oynamak istedikleri rolleri not aldım. Çok tuhaf; birkaçı erkek rolü, diğerleri de ağlayan birilerinin rollerini istediler. Kocalarından izin alıp almadıklarını sorduğumda, “Hiç erkek almayacağız. Başımızda sadece sen olacaksan ve okulda çalışırsak, izin var,” dediler. Onlar gidince ağladım. Hepsinin elleri nasırlı! Akşamüzerleri uğruyorlar okula; her birinin en az dört çocuğu var. Yaş ortalamaları 40–50 arasında. Her biri dert küpü. Hepsi okumayı çok istemiş, bir şekilde okuyamamış. Hemen hemen tamamının da okulda çocuğu var. Kasabada yaşanmış olayları anlatın, onları oynayalım, dedim. Bir kısmı anlattı, bir kısmı yazdı getirdi. Anlatılanlar da, yazılanlar da kendi hayatları. Öğrencilerle, Recep Bilginer’in İsyancılar adlı oyununun provasındayken bir genç kız, “Ben de tiyatro yapıyorum, sizi izleyebilir miyim?” dedi. Tanıştık, “Bizim annelerle çalıştığımız bir tiyatro var, onları çalıştırır mısın?” dediğimde çok heyecanlı ve çok istekli, çalıştırabileceğini belitti. Kendi kendime, “Senaryoyu ben yazarım, Dilek Hanım çalıştırır,” dedim. İki hafta ancak dayanabildi. 12 kadını toplayan Ümmiye Koçak, liderliği 20 yaşındaki üniversite öğrencisi olan Dilek Er’e kaptırınca tiyatrodan ayrıldı. Oyunun adına, Kadının Çilesi dedik. Ağustos ayında bütün kasaba halkına oynadık ve herkes ayakta alkışladı. Kış geldi ve Dilek Hanım okuluna döndü. Ümmiye Koçak ve arkadaşları Behiye Yanık, Saniye Cengiz, Cennet Güneş, Fatma Kahraman, Fatma Fatih, Ümmü Kurt, Nesime Kahraman ve Zeynep Fatih barışmışlar. “Biz tekrar bir oyun oynayacağız,” diyorlar. Ama artık eskisi gibi değil, okulun bir öğrencisi gibi gelip gidiyorlar okula. ”Önceki oyun çok acıklıydı, bu biraz güldürüşlü olsun, bize bir oyun daha yaz,” dediler. “Ben televizyon dizilerine senaryo yazan ünlü senaristlerinden değilim, bir atımlık barut idim, o da bitti,” deyince “O zaman hazır oyun bulalım,” dediler. Sık sık da soruyorlar “Seni rahatsız ediyor muyuz?” diye. Remzi Özçelik’in Taş Bademleri adlı oyununu bulduk. Tam yüz sayfa. Yaza kadar ezberleriz, Ağustosta da oynarız diye düşünmüştüm. Türkçe öğretmeni Ezgi Yılmaz’a rica ettim. “Olur,” dedi. Ezgi Hanım da ancak 15 gün dayandı. İş başa düştü. Haftada bir kameraya alıyorum, sonra birlikte izliyoruz hatalarını, görüntüyü durdurup söylüyorum. Evlerinde her gün, geceli gündüzlü çalıştıklarını hiç hesap etmiyorum tabii...

Artık afişler basıldı. Arslanköy, Yahya Aydın Lisesi, Çadır Tiyatrosu Kadınlar Topluluğu. Milli Eğitim Müdürü Ali Gök, Vali yardımcısı Mehmet Demir bu çalışmayı takdirle karşıladı. Okul Koruma Derneği adına Mersin’de hafta sonları bilet satmaya başladım. “Bileti çok sat okul kazansın, biz beş kuruş istemeyiz. Bizde para zaten yok. Hiç para görmedik, bundan sonra da görmesek olur,” diyerek bana tembihte bulunuyorlardı kadınlar. Bilet satışı için kime gittiysem, “Bu kadınlar iki keçiyi güdemez, yarın oraya çıkıp rezil olurlar. Biz de misafirlere rezil oluruz,” diyerek hatır için, bir bilet alıyorlardı. Arkadaşım Ayşe Çatak’ın yanına uğradım. Çok memnun oldu. “Eşim bir televizyonun Mersin temsilcisi ona haber verelim haber yapsın,” dedi. Oyun sahnelenmeden iki gün önce NTV televizyonunda ana haber bülteninde haber oldu. Aynı gün üç tane ulusal gazetede (Hürriyet, Radikal, Posta) haber yaptılar. Ertesi gün 27 Nisan 2003 Pazar günü saat 20.00’ de Mersin halkı bilet almak için kapıya yığıldı ama biletler çoktan bitmişti. Yaklaşık bir hafta sonra 23 Mayıs günü bizi İstanbul’a ATV’ye davet ettiler. Mersin’e kadar Arslanköy Belediyesi getirdi bizi. Azıklarımızı aldık, otobüsün en arkasında dokuz kişilik yer ayarlamışlar. Biz de bozulduk tabi! Bizim gibi “ünlü” tiyatrocular ve yönetmenleri nasıl en arka koltuklarda İstanbul’a gider? Bütün köylü, çanak anteni olan evlerde toplanıp izlemiş. Yaklaşık 15 gün sonra da bizimle ilgili bir belgesel yapmak isteyen bir bayan aradı.

2003 yılı Temmuz–Ağustos aylarında yine hayat hikâyelerinden oluşan Kadının Feryadı adlı oyunu yazdım. Onlar oynadı. Artık dokuz kadın kozasını yırtan ipek böceği gibi. “Biz de varız ve buradayız,” dediler. Köylüler de, “Tamam varsınız anladık!” dediler. Hep birlikte Mersin Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi dekanı Prof. Dr. İpek Bayrak hanımı, valiyi ziyarete gittik. Artık hiçbiri, şairin dediği gibi, bir makama gittiğinde kapıdan dört büklüm içeri girmiyor. “Bey,” deyip, yutkunup başını eğmiyor. Aynı kadro 2004 Dünya Kadınlar Günü’nde Mersin halkına Kadının Feryadı adlı oyunu sahneledi. Ağustos ayında da yeni oyunlar hazırlanıyor. Burası köy, oyuncular da köylü kadını. Tiyatro nelerine...

Hem tiyatro şehirli işi, yarın opera bale diye de tutturabilirler. Başlarının poşusu ayaklarının şalvarıyla kadın başlarıyla tiyatro oynamaya kalkıyorlar. Taş yağacak taş!

* Eski adı Efrenk olan Arslanköy, Mersin merkeze 54 km. uzaklıkta dört bin nüfuslu, 1600 rakımlı bir dağ kasabası.

Haber No: 729