-- GÜNCEL PROJELER:
-- GEÇMİŞ PROJELER:


Victor Ananias
101 Soruda Organik Ürün Rehberi




Hindistan’ın Slumköylerinde Toplu İntiharlar
Kategoriler: Yaşam ve Kültür
Tarih: 01-Nisan-2009
Yazdır | Arkadaşına Gönder | Yorum Ekle


1997’de ‘tohum saklama’ uygulamasının küresel kapitalizmin baskısı altına alınması ve çokuluslu şirketlerin tohum tedarik kontrolünü ele geçirmesinden bu yana, Hindistan köylerinde 200 bin çiftçi canına kıydı.

2008’de Hindistan’da tam 16 bin çiftçi intihar etti. 2009’un şu zamana kadarki bölümünde ise canına kıyan çiftçi sayısı 2000’i geçti. 1997’den bu yana Hindistan’da hemen hemen hepsi böcek zehiri ile olmak üzere kendilerini öldüren çiftçilerin sayısı ise 200 bini aştı.
Toplu intiharların esas nedeni tekelci tarım şirketlerinin çiftçilere ait geleneksel ve melez tohumları ortadan kaldırarak, çiftçiyi kendi ürettiği suni tohumları satın almaya mahkum etmesi. 1998 yılında, Dünya Bankası’nın yapısal uyum politikaları Hindistan’ı, tohum sektörünü Cargill, Monsanto ve Syngenta gibi küresel şirketlere açmaya zorladı. Küresel şirketler girdi ekonomisini bir gecede değiştirdiler. Çiftçilerin saklanabilen tohumları, suni gübre ve böcek ilacı gerektirip saklanılamayan yüksek fiyatlı şirket tohumları ile değiştirildi. Öyle ki örneğin 1991 yılında bugüne kadar en fazla intihar yaşanan Vidarbha bölgesinde yerli cins tohumun kilosunu 7 ile 9 rupi arasında alabilirdiniz. Fakat 2002’de 450 gramlık bir poşet şirket tohumuna 350 rupi verir oldunuz. 2004 ise işler iyice ürkütücü bir hal aldı. Uluslararası dev tarım şirketi Monsanto, yapay tohumun 450 gramlık bir poşetini 1650-1800 rupi arasında pazarlamaya başladı. Daha sonra bu fiyat hükümetin “intiharları önlemek için alınacak tedbirler” kapsamında düşürülerek 900-1000 rupi civarına çekildi. Velhasıl, yabancı olmadığımız bir hikâye uyarınca çiftçilerin eskiden evlerinde ücretsiz olarak tuttukları tohumun, her yıl ekim mevsiminde yüksek maliyetlerle satın almak zorunda kaldıkları bir mala dönüşmesi, sonraki yıllarda hareketlenecek toplu intiharların yolunu açan başat sebep oldu. Tarımdaki bu insafsız, hudutsuz yağmacılık, sağlık giderlerini de fırlattı. Eğitim masraflarını karşılayamayan evin genç fertleri de evlerine döndüler. Kalabalıklaşan aileler her geçen gün açlık tehdidi ile karşı karşıya kalmaya ve değil kredi borçlarını ödemek, yaşamda kalabilmek için gündelik kullanım eşyaları da dahil olmak üzere varını yoğunu satmaya başladı. Önemli bir kısmı böbreklerini sattı. Öyle ki melez/çoklu ürün yetiştiriciliğinden zorla koparılan bu insanlar topraklarında karınlarını doyuracak bir şey bulamaz oldular. Sözgelimi kiraladıkları tarlalarda tahıl, pirinç vs. üretmiş olsalardı bu denli açlıkla yüz yüze kalmayabilirlerdi fakat, neoliberal politikalarla yalnızca pamuk ya da vanilya üretmeye zorlanan köylüler, o klişe söylemin hakiki tezahürü ile “aç bırakıldı”. 
Hint çiftçileri ölüme götüren bir diğer darbe ise Dünya Ticaret Örgütü’nün serbest ticaret politikaları sonucu ürün fiyatlarındaki hızlı düşüş oldu. Yoksul çiftçilerin ucuz üretim yapmaları engellenip, yüksek maliyetli ve bağımlı bir üretime mahkum edilirken büyük tekelci tarım şirketlerine verilen sübvansiyonlar, dayanacak gücü kalmayan çiftçi intiharlarına resmen davetiye çıkardı.

Kaynak: Radikal, Onur Gülbudak, Solun Doğusu editörü, fındık üreticisi

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetay&ArticleID=927189&Date=21.03.2009&CategoryID=42

Haber No: 2954