-- GÜNCEL PROJELER:
-- GEÇMİŞ PROJELER:


Victor Ananias
101 Soruda Organik Ürün Rehberi




Denize tohum atılmaz!
Kategoriler: Yaşam ve Kültür
Tarih: 04-Şubat-2009
Yazdır | Arkadaşına Gönder | Yorum Ekle


Denize Tohum Atılmaz - Dr.Uygar Özesmi

Sonbaharın binlerce kahverengi kızıla boyadığı o güzel akşam üstü saatlerinden birinde, Kuzey Amerika’nın ortasında dalgalanan kumul tepeleri arasında, büyük ihtimalle “verimsiz” olduğu için doğayı “korumak” üzere ayrılan Sherburne Yaban Hayatı Sahası’nda bir sığ gölün kıyısında kuşları gözlüyorum.

Saz Phragmites sp. ve kındıraların Scirpus sp. yer yer örttüğü geniş su düzlüklerine küçük ördek sürüleri kimi zaman iniyor, kimi zaman kalkıyor. Bir su samuru ailesi kanallardan birinde dalıp çıkıyor, oynuyor. Bu hafta sonu da “doğa”da geçirdiğim güzel günün ardından üniversitedeki işime dönüyorum; önümüzdeki haftalarda yeniden kuşlarla buluşmak üzere.

Dört hafta sonra, cuma akşamı yerleştiğim kamp yerinden gerinerek uyanıyorum, gün boyu beni zinde tutması için kamp ateşini yeniden canlandırıp bir termos çay kaynatıyorum. Gölün yolunu tutuyorum, etrafta bir yanık kokusu var ama ne olduğunu henüz çıkartamadım. Göle ulaştığımda bir de ne göreyim, gölün dibindeki kanallardan birinin kapağı açılmış ve gölün bütün suyu çektirilmiş, daha sonra geri kalan bütün bitkiler gölün etrafındaki otlarla beraber ateşe verilmiş. Kapkara çukurun içinde kuş namına birşey yok. Hayal kırıklığı ile kampa dönüyorum. Kara gömüldüğüm kışla beraber dürbünün merceği yerine bilgisayarın ekranına bakıyorum, uzun gecelerde. Kuşların ötüşüyle beraber uyandığım bir sabah baharın geldiğini fark ediyorum.

Sırt çantamı topladım, dürbünü boynuma astım ve teleskobu omuzladım. Baharın çılgın partisine doğru yola çıktım. Sabah termosu çantaya koydum ve yanmış dostuma geçmiş olsun demek üzere göle doğru seyirttim. Gölü nedense sonradan fark ettim, suyu görmek mümkün değildi... Göl kesif bir yabani pirinç Zizania aquatica tarlasına dönmüştü... ne sazdan ne kındıradan eser yoktu, ama kuşlar büyük sürüler halinde inip çıkıyordu. Dibinde bir iki karış su... içinden geçmesi mümkün olmayan sık bir fırça gibi pirinç; anlaşılan kuşlar karınlarını tıka basa doyuruyor. Beyaz adam Kuzey Amerika kıtasını işgal etmezden önce bu sulakalanlar Amerikan Yerlileri için önemli bir geçim alanıymış. Göllere kanolarla girip yabani pirinç tanelerini sopayla kanonun içine silkelerlermiş. Kanoya düşeni eve, etrafa saçılanı bir dahaki seneye çıkarmak üzere...

Nasıl olmuştu da yıllarca saz ve kındıra ile dost göl, suyu çekilip yandıktan sonra yabani pirinçle dolmuştu? Göl toprağı yabani pirinç tohumlarını saklamış ve koşullar yerine gelince tohumları salıvermişti hayat bulmak ve tekrar yeşermek üzere... Toprağın barındırdığı bu tohum zenginliğine tohum bankası deniyor. Bu doğal tohum bankası, birilerinin tohum saklamak, korumak, bazen para kazanmak için oluşturdukları buzdolaplı, mahzenli “tohum bankası” değil. Zaten onun da faydası şüpheli...

Tohum atıldığında değil, doğru yere düştüğünde ve istediği koşullar oluştuğunda yeşerir, o zaman topraktaki tohum bankası gitgide zenginleşir ve toprak zenginliğini en doğru zamanda doğru bitkiyi vererek paylaşmaya başlar. Biz toprağı fakirleştirir ve sadece attığımız tohumların yeşermesini istersek toprak can cekişerek eninde sonunda ölür. Tohumlar biz istesek de istemesek de saçılır, ancak illa tohum atacağız diyorsak, bir Doğu Afrika atasözünde dendiği gibi “Denize tohum atılmaz”...

Haber No: 2827