-- GÜNCEL PROJELER:
-- GEÇMİŞ PROJELER:


Victor Ananias
101 Soruda Organik Ürün Rehberi




Böbrek, Diz, Dünya ve Susuzluk!
Kategoriler: İklim Değişikliği
Tarih: 30-Eylül-2007
Yazdır | Arkadaşına Gönder | Yorum Ekle


Linda Hartley, "Beden Hareketinin Bilgeliği" kitabında, bedendeki her noktanın birbirine ne kadar bağlı olduğuna değinilir.

Dizlerinizde bir problem hissettiğinizde, bu problemin böbreklerinizden kaynaklanıyor olabileceğini söyler. Çünkü böbrekler yeterince dinamik değil ise, büzüşmüş ve hastalanmış ise alt beldeki üç boyutlu dinamiği bozar, böbreğin bele verdiği destek azaldıkça alt bel güçsüzleşir ve üst bedenin yükünü taşıyamaz hale gelir. Omurga bunu dengelemek için ya aşırı dışa ya da içe bükülmeye başlar. Bu bükülme kalça bölgesinin bacaklara eşit ve dengeli bir şekilde ağırlığı yükleyememesine yol açar ve stress dizlere yansır. Dizler, böbrekten başlayan bu düzensizliği dengelemek için aşırı esner veya kitlenir….sonuçta sizin diziniz ağrır.

Böyle bir durum yaşadığımızı varsaydığımızda ilk iş dize iyi gelecek çözümler üretmektir. Bunlar sargılamak, dinlenmek, özel egzersiz, çeşitli kimyasal ilaçlar olabilir. Belki geçici bir süreliğe bu dizinize iyi gelir ve kendinizi iyi hissedersiniz ama asıl problem çözülmemiştir. Asıl problem çok derindedir ve devam ettiği sürece, daha dikkatli ve duyarlı bir araştırma yapmadığınız sürece, siz o ilaca, o doktora ve o egzersize bağımlı hale gelirsiniz. Ve hiçbir zaman iyileşmezsiniz, sadece hayatınız boyunca geçici çözümlerle semptomlarınız azalıp artar.

Bu konuyu okurken aklıma ilk gelen su, susuzluk, kuraklık gibi konularda da aynı duyarsızlığı yaşadığımız oldu. Gazeteler, televizyonlar, belediyeler yağmursuzluğu suçlu olarak göstererek, yağmur yağdığında problem bitecekmiş izlenimi vererek dizdeki ağrı için sürekli merhem göstermeyi deniyorlar. Başka dağlardan diyarlardan su getirilerek, evde su tüketimini azaltarak, daha az su isteyen bitkilerle bahçeleri süsleyerek "susuzluk, kuraklık" gibi konuların çözülmeyeceği aşikar. Zaten amaç çözüm de değildir belki, merhemi sürüp semptomları azaltmak ve bir süre için bile olsa rahatlamaktır. Çünkü çözüm, çok daha zor, karmaşık ve kitlelerin alışkanlıklarıın değiştirmesini talep ediyor.

Düşünün, yaşanan susuzluğa, sizin araba kullanmanızın katkısının olabileceğini bilir miydiniz? Toplu taşıma kullanmak yerine araba ile dolaşarak, iş ile ev arasında hergün 2-3 saat araba kullanarak, bu susuzluğa, dişinizi fırçalarken suyu kapatmamaktan daha fazla katkı verebileceğini biliyor muydunuz? Aynı şekilde fazla enerji harcamak, elektrikleri açık bırakmak, plastik tüketip, dağlarca çöp yaratmak, uçakla çok seyahat etmek, çok ve bilinçsiz bir şekilde tüketmek, susuzluğun boyutunu arttırmakta ve bunları çözmedikçe, dize sargı sarıp yatmak ve iyileşmesi için topluca dua etmek, tek yol gibi gözüküyor.

Susuzluğa, yani dizdeki ağrıya neden olan böbrekteki problemi oluşturan yukarıda saydığım, tüketim toplumunun şuursuzca yaşadığı hayat tarzını değiştirmeyi istemedikçe, bu çözümleri yaşam biçimi hale getirmedikçe semptomlar sadece geçici süreliğine çözülür. Gözle gördüğümüz susuzluk yeniden başladığında da yine yağan yağmuru biriktirir, bahçemizi onunla sularız, taa ki gözle gördüğümüz su yeniden artana kadar.

Dizlerimizi iyileştirmebilmek için artık böbrek dinamiğimizi yeniden oluşturmamız gerekiyor. Yaşam biçimimiz, tüketim alışkanlıklarımızın hepsinin dizlerimize yani yaşanan susuzluğa dolaylı yoldan bir etkisi var, ve bunu düzeltmedikçe istediğimiz kadar az su harcayalım, o su bitecek!

Bu tabii ki de evde az su harcamayın, demek değil. Diz ağrırken mutlaka merhem sürmeli, ovmalı ve o bölgeyi rahatlatmalıyız. Evde mutlaka suyu bilinçli kullanmalı ve olabildiğince tasarruf yapmalıyız. Ama bu bize yetmemeli aynı şekilde dünyaya yetmediği gibi… Suyu az kullandık diye rahatlamamalıyız, gevşememeliyiz…aksine daha neler yapabiliriz diye araştırmalıyız…yapacak çok şey var!

Ekolojik bir yaşam biçimini her nerede olursanız olun benimseyip, doğa dostu çözümler üretmek çözüme bir adım yaklaşıyor. Artık böbreklere yani dünyaya, onu rahatlatmaya ve eski dinamizimini yerine getirmesine çalışacağımızı hissettirmeliyiz. Belki de bugün söz vermeliyiz, "artık daha derinine bakacağım senin susuzluğunun kaynağına ve çözmek için kendimi değiştirmeye hazırım!"

Yerkürenin, şu anda bizden böyle bir söz duymasına çok ihtiyacı var!

Haber No: 2210