-- GÜNCEL PROJELER:
-- GEÇMİŞ PROJELER:


Victor Ananias
101 Soruda Organik Ürün Rehberi




BUĞDAY’ın Yumuşak G’si
Kategoriler: Yaşam ve Kültür
Tarih: 16-Eylül-2007
Yazdır | Arkadaşına Gönder | Yorum Ekle


“Bu iletişimde kendimi nereye koyuyorum?” esaslı bir soru, değil mi! Her nereye koyuyorsak, orada duruyor ve acaba ne katıyoruz?

Daha önce,

nedensiz sevgi olamayacağından ve

sevginin altında yatan, yarattığımız ‘neden’den,

neden-sizseniz aşktan,

aşkın zıttı ‘korku’dan, 

tefekkürden aşka, aşktan teşekküre geçişten...

söz etmiştik.

 

“Karşımızdakine gönderdiğimiz işaretler”

diye bir vurgu da vardı.

 

O karşımızdaki her ne ise:

İnsan, görüş, özellik, yarar, topluluk, kurum, toplum, dünya, evren, eylem, sıfat, değer...

 

O karşımızdaki ile

iletişimin ve ilişkinin doğduğu her alış-verişte, etkileşimde:

“Bu iletişimde kendimi nereye koyuyorum?”

esaslı bir soru, değil mi!

 

Her nereye koyuyorsak,

orada duruyor ve

acaba ne katıyoruz?

 

Her ne katıyorsak,

‘o’ ve ‘öyle’ oluyoruz.

 

‘O’ ve ‘öyle’ olmaya devam ediyorsak,

ondan ve öylesinden bizde,

diğerlerinden daha çok olmuş oluyor.

 

Ve bir insan da diğerlerinden her ne çoksa,

o, belki de –aslında– o insan da hiç yok!

 

Bundan kendisi de farkında ise 

örtmek, gizlemek, unutmak istiyen bir ‘avuntu’ içinde,

önce kendisi, sonra diğerleri ile

savaşmak için o avuntudan yarattığı enerji ile, 

aslında ‘savunma’ içinde...

 

Ya olsun diye,

ya da olmadığı görülmesin diye oluşturulan

avuntulu savunma doğuran

bu stratejik çaba –olasılığı– dikkate alınmalı!

 

Perde, örtü, gözlük, gözbağı, ilaç, çare, kılıf gibi

savunma mekanizmaları ile

tam bir “maskeli balo” hali yaşıyoruz...

 

Bunu şüphecilik önermek 

veya şüphe içinde yaşayalım diye değil,

kırgınlık, hayret, üzüntü, keder, acı yaşamayalım diye

ortaya koymak istiyorum...

 

Ne kendimi bunun dışında tutuyorum,

ne de üyeleri, gönüllüleri ve elinden tutanları ile

sadece Buğday için yazıyorum...

 

Çünkü bu maskeli balo ile kendi kendine tatmini,

her yerde görmek mümkün!

 

Çünkü neredeyse hiç durmadan,

sadece kendimizi ve birbirimizi

kandırmak üzerine bir çark kurmuş gibiyiz...

 

Bu çarkın dişlilerinin en yağlı olduğu yerler de

“gönülle” olunan yerler.

Yani gönülden geldiği, olduğu –sanılan– yerler...

 

Gönül bir nevi “kayganlaştırıcı üretim merkezi”

olarak kullanılmış oluyor.

 

Ve bu kayganlık,

her oluşum da olduğu gibi

Buğday’ın da “yumuşak G”si oluveriyor...

 

Dilerseniz siz, yukarıdakileri

örneğin Buğday ve/veya başka benzer oluşumlar ile

kendiniz arasındaki

iletişimi örnek alarak da

değerlendirebilirsiniz:

 

1)      Karşımdakine gönderdiğim işaretler neler?

2)      Bu iletişimde kendimi nereye koyuyorum?

3)      Her nereye koyuyorsam, orada duruyor ve acaba ne katıyorum?

4)      Bende diğerlerinden çok ne var?

(Dikkat! Çünkü ilgi alanlarımız, heyecanlarımız, meraklarımız, odaklarımız, hep olsun istediklerimiz, vermek istediklerimiz, almak istediklerimiz, yaşamımızda yeri alsın istediklerimiz vb... bu soruya yanıt doğurabilir! Maskeli balo bunları görmemizi engeller.) 

5)      O çok olan, neden var?

6)      Yoksa hiç yok mu?

 

Yok mu?

Yoksa orası yumuşak mı?

Haber No: 2179