-- GÜNCEL PROJELER:
-- GEÇMİŞ PROJELER:


Victor Ananias
101 Soruda Organik Ürün Rehberi




Sorular ve senaryolar
Kategoriler: Yaşam ve Kültür
Tarih: 04-Eylül-2007
Yazdır | Arkadaşına Gönder | Yorum Ekle


Herkes bugünlerde 2000’li yılların ortalarına kalmadan karşı karşıya kalacağımız felaket senaryolarını okuyor, dinliyor. Oysa ben çözüm senaryoları görmek istiyorum.

Bugünlerde herkes aynı şeyi konuşuyor: Küresel ısınma, kuraklık ve susuzluk…

Bazılarımız muslukları açarken artık daha dikkatli…

Bazılarımız ise sorumluluk almıyor:

“Suyu bitiren ben değilim ki sanayiciler…”

“Önce Amerika kendini düzeltsin, ben ne yaparsam yapayım zaten çok uluslu şirketler böyle devam ederse dünya yok oluşa sürüklenecek…”

Genelde doğru ama şeytan ayrıntıda gizlidir!

Ayrıntıda ise şu gerçekler var:

Suyun yüzde 10’u sadece evlerde kullanılıyor.

Yüzde 75’i tarımda, geri kalanı ise sanayide…

O zaman kentlerin suyunu kim bitiriyor?

İstanbul’da yaşayanlar çok su tükettiği için mi su bitiyor?

Yoksa İstanbul’un su havzalarına ev yapılmasaydı, yağmur yağdığında dere yataklarında arabalar yerine su aksaydı daha mı çok suyumuz olurdu?

Binalarda -eskiden olduğu gibi- yağmur suyunu toplayan sarnıç sistemleri kurulsaydı; yerel yönetimler, yağmur suyu toplama sistemi olmayan binalara ruhsat vermeseydi barajlar bu kadar çabuk boşalacak mıydı?

Doğru kırsal kalkınma politikaları hayata geçirilseydi, kentlere bu kadar çok göç olacak mıydı?  

Yollar, siteler yapılacak diye suyu tutan ormanlar yok edilmeseydi kentlerin daha çok suyu olmayacak mıydı?

Bugün çiftçinin topraklarını sulayacak su bulamamasının, kuruyan göllerin, derelerin nedeni dış mihraklar mı?

Bir t-shirt boyamak için tonlarca su harcayan sanayiciler, kaynakları ne uğruna tükettiğinin farkında mı?

Çiftçiler toprağa akıttıkları tonlarca suyun aynı zamanda toprağın en verimli tabakasını da alıp götürdüğünü fark etmiyor mu?

Devlet Su İşleri tonlarca suyu göllerden tarlalara taşıyacak kanallar inşa ederken bu suyun biteceğini bilmiyor mu?

 

Kendimize dönüp bakmak için daha ne kadar beklemek ve korkmak gerekiyor?

Peki geleceğe yönelik kötü senaryolar bize ne kadar yarar sağlar?  

 

Herkes bugünlerde 2000’li yılların ortalarına kalmadan karşı karşıya kalacağımız felaket senaryolarını okuyor, dinliyor. İnternette ürkütücü çöl ve yaşlı insan görüntüleri eşliğinde bir senaryo dolaşıyor. Derisi kemiğine yapışmış bir adam. Henüz genç ama 80’inde gösteriyor ve oğluna sesleniyor. Çocuğuna, bugünün, suyu istediğimiz gibi kullandığımız güzel yemyeşil dünyasından söz edip hatalarını sıralıyor… Ve dediklerinden, birkaç on yıl sonra sadece bir bardak su içmemize izin verilen, çöllerle kaplı bir dünyada yaşamaya çalışacağımızı anlıyoruz…

Bu ve buna benzer felaket senaryoları hemen her gün basında yayınlanıyor. İnsanların bunlardan korkup önlem almaları isteniyor. Bu bir yöntem olabilir tabii. Ama ne denli işe yaradığı tartışmalı. Asıl korkup önlem alması gerekenler bu siteleri izliyor mu? İzleyince ne yapıyor?

 

Oysa ben çözüm senaryoları görmek istiyorum. Hatalardan ders alındığını ve doğayla uyumlu, kendi kendine yetebilen yaşamların kurulduğu bir düzenin ütopya olmadığını görmek istiyorum. Oğlumun yaşadığı dünyayı susuz ve kurak bir dünya olarak hayal etmek istemiyorum. Onun doğal kaynakları kendi çıkarı için değil, doğadaki bütün canlıların çıkarını gözeterek kullanan bir toplumda yaşamasını hayal ediyorum.

Rüzgâr ve güneş enerjisiyle ısıtılan evlerde oturmasını; bisikletle ya da güneş enerjisiyle çalışan trenle işe gidip gelmesini; sağlıklı binalarda oturmasını; genetiğiyle oynanmamış, yaşadığı yerde doğal yöntemlerle yetiştirilmiş ve üretilmiş gıdalarla beslenmesini; temiz hava solumasını; doğayla uyumlu yaşam biçimini benimsemiş bir toplumda yaşamasını hayal ediyorum.

 

O zaman şimdi alternatif üretmenin ve geçmişten alınan derslerle geleceğe yönelik doğru ve akılcı planlamalar yapmanın zamanı.

10 yıldır “küresel ısınma geliyor böyle giderse ağaçlar çiçek açmayacak” diyenlerin uyarılarını dinlemeyenlerin, kötü senaryolarla ahlanıp vahlanmayı bırakıp, artık doğayla uyumlu bir yaşamın nasıl gerçekleşebileceğini söyleyenlerin önerilerini dinlemesi gerekiyor. Çaresizlikten kurtulmak için teşhisi doğru koymak gerekiyor.

Ben kendi adıma korku dolu senaryolar yerine doğayla uyumlu yaşamın kapısını aralayanlara kulak vermeyi tercih ediyorum…

 

Haber No: 2171