-- GÜNCEL PROJELER:
-- GEÇMİŞ PROJELER:


Victor Ananias
101 Soruda Organik Ürün Rehberi




Aşk ve Teşekkür
Kategoriler: Bireysel Gelişim
Tarih: 30-Temmuz-2007
Yazdır | Arkadaşına Gönder | Yorum Ekle


Bu hafta gene bir soru ile başlamak istiyorum:

Buğday’ın her hafta e-posta adreslerinize konuk ettiğiniz

e-bülteninin sağ üst köşesinde yer alan kutuda,

biliyorsunuz bir süredir Buğday bünyesinde çalışanlar,

sıraya girdik, yazıyoruz.

 

Sekiz hafta da bir sıra düşüyor...

Ben geçen yazımda

“sevginin çiş gibi gelmediğinden ve

altında yatan, bizim yarattığımız ‘neden’den” söz etmiştim.

 

Sözü, Buğday’ın varlık nedenine,

yani bu satırları okuyan size bağlayarak bitirmiştik...

 

 

Bu hafta gene bir soru ile başlamak istiyorum:

 

Sizce ‘aşk’ın zıttı nedir?

 

‘Sevgi’ ile ‘aşk’ arasında nasıl bir ilişki tanımlarsınız bilemem

ama sadece ‘aşk’ için düşündüğünüzde,

sizce onun zıttı ne olabilir, nasıl tanımlanabilir?

 

Lütfen burada durun;

okumaya devam etmeden

bu sorunun yanıtını biraz düşünün:

Sizce aşkın zıttı nedir...

 

Örneğin nefret veya sevgisizlik olabilir mi?

 

Benim aşkın zıttı için önerim, ‘korku’dur.

Aşk bir tepede, korku karşı tepededir.

Nefret ise aşk ile aynı tepede,

ama seviye olarak aşağılarda, hatta sıfırın altındadır.

 

Farklı tepelerde olmaktan kastım,

aynı noktaya farklı açılardan bakabilmeyi işaret etmek içindir.

 

Tıpkı, korktuğumuzdan uzaklaşmak,

aşık olduğumuza yakınlaşmak istememiz gibi!..

 

Sevgi için en az bir ‘neden’ varsa,

sevgisizlik nedensizlikten mi doğar veya

onun da bir nedeni var mıdır?

 

‘Hiç bir şey hissetmemek’,

yani ‘yok saymak’ ile ‘sevgisizlik’ farklı tanımlardır.

‘Yok saymak’ da

bilerek veya bilmeyerek olunca, anlamı değişiyor...

 

Neyi seviyorum, neyi sevmiyorum, neye aşığım, neden nefret ediyorum, neden korkuyorum...

 

Bu sorulara her zaman,

bilerek ve isteyerek,

doygun bir farkındalık ile,

kendimiz için doğru yanıtlar verebildiğimizden emin değilim.

 

Hatta sıklıkla ya geçiştirdiğimizi,

ya da kendimizi çoğunlukla

kandırdığımızı söylesem, katılır mısınız?

 

Kendi durumumuz ile ilişkimizi şimdilik bir kenara koyarsak,

karşımızdaki insana tüm bunlar ile ilgili

“işaretler” gönderdiğimizin farkında mıyız dersiniz?

 

Örneğin Buğday’ı telefon ile arayarak,

internetten yazarak,

bir faaliyetine katılarak,

dergisine abone olarak,

derneğine üye olarak veya

ziyaret ederek dokunduğumuzda,

dokunanın, dokunma nedeni olarak,

yaşantısında birden çok koşul olabilir.

 

O koşulların doğurduğu neden ile

kendine göre haklı, doğru, sağlıklı, sağlamdır... 

 

Peki, o durumda acaba,

‘işaretler gönderdiğimiz’ karşımızdakini nereye koyuyoruz?

 

Bize kesinlikle hizmet edecek konuma mı?

 

Sevginin nedeninden aşka,

aşktan korkuya ve nefrete,

nefretten yok saymaya ve sevgisizliğe dolaşmak için

oldukça derin düşünmek gerekiyor, değil mi?

 

Türkçe’de, Arapça kökenli olsa da

“tefekkür” kavramı yer alır. Yani “düşünmek”!

Tefekkürden tek bir harf değiştirerek olay “teşekkür”e dönüşebilir.

Tıpkı İngilizce “think”den “thank”e,

Almanca “dankan”den  “danken”e olduğu gibi... 

 

Bu satırları okuyan her biriniz,

örneğin Buğday ile ilişkinizde,

Buğday oluşumununa her dokunuşunuzda 

“teşekkür” edecek konuma hiç geldiniz mi?

 

Geldiyseniz,

sonrasında yolumuza birlikte

nasıl devam edebiliriz diye düşünmek ve

ortaya çıkacak neden için

teşekkür doğuracak bir atmosfer yaratmayı

sürdürebilir miyiz?

 

Buğday oluşumu,

onu oluşturan,

sevgisinin nedeni sizlere,

her zaman hem teşekkür edecektir

hem de yoluna birlikte devam etmek isteyecektir.

 

 

Bora Sarı (Buğday Derneği Yönetim Kurulu Üyesi)

Haber No: 2105