-- GÜNCEL PROJELER:
-- GEÇMİŞ PROJELER:


Victor Ananias
101 Soruda Organik Ürün Rehberi




Pazar alışverişini başka bir şehirden yapmak tarihte bir ilk mi?
Kategoriler: %100 Ekolojik Halk Pazarı
Tarih: 21-Temmuz-2007
Yazdır | Arkadaşına Gönder | Yorum Ekle


Her hafta inandığım işim, inandığım yaşamın gereği iki gece uykusuz kalıp Ankara’dan İstanbul’a geliyorum da -sakat sırtımda bunca ağırlıkla- pazardan aldığım ekolojik gıdalarla neden geri dönüyorum. Bunun yanıtını verebilmem için bir buçuk yıl öncesine dönmem gerek.

Dağcılık günlerimden beri vazgeçemediğim sırt çantam, ayrıca iki elimde iki çanta daha, ağızlarına kadar dolu. Tesiste bekliyorum otobüsün gelmesini. “İnşallah gene tanıdık bir muavin gelir” diye geçiriyorum zihnimden. Bir keresinde “Hep böyle şeyler diyorlar abi…” demişti muavinin biri de, çantayı açıp göstermiştim içindekileri. Canım hiç açıklama yapmak istemiyor, zaten muavine ne yaptığımı, niye yaptığımı anlatamam ki, üstüne üstlük bunları niye Ankara ya taşıdığımı… Onun gözünde deli muamelesi görmek gibi bir şey bu. Çantaların bagaja yüklendiği o kısa dakikalar içinde ona bütün bu yaptığımın kendi içinde ne kadar mantıklı olduğunu anlatıp kavramasını beklemem imkânsız biliyorum.

Aslında şöyle bir gerçekte var: Yola çıktığımızda sadece mantıkla, hesap kitapla hareket etsek -bize “Olmaz böyle şey, boşuna uğraşıyorsunuz yapamazsınız” vs. diyen mantıklı birçok dostumuzun dediği gibi- bu işi yapamazdık.

Belki de Buğday Derneği’ni diğerlerinden ayıran en önemli fark da bu; bizde niyet ve inanç, mantık ve hesap kitap kadar önemli. Her şeyden önemlisi de “biz”i “bir” e götüren yoldaki kararlılığımız.  

 

Her zamanki gibi İstanbul trafiği sayesinde otobüs yarım saat gecikme ile geliyor Alibeyköy’e; tabii muavin tanıdık değil. Herkesin bagajı vermesini bekliyorum ve bilerek sona kalıyorum. Çantaları verirken “Çantalarda yiyecek var lütfen üzerine bir şey koymayın diyorum” içimden bir şey sormamasını dileyerek. Neyse sormuyor ve istediğim gibi güvenlice yerleştiriyor. Ufak çanta daha önemli, çünkü onda Esin in iki poşete geçirdiği limonlu su içinde ekolojik enginar, bazen Mehmet bazen de Okan’dan aldığım ekolojik çilek, Ertan’dan aldığım ekolojik kayısı veya Şaban abiden aldığım ekolojik kiraz ve Cemil’den aldığım Türkiye’nin ilk ekolojik peyniri var; neyse ki evde bazen Nevzat Bey, bazen de Şeref’ten aldığım ekolojik yumurta var de, bir de onu taşımıyorum.

 

Otobüse binince ilk iş en büyük destekçim eşim Ferial’i arıyorum, -bütün gün yoğunluktan konuşma fırsatı bulamadığım. Hemen arkasından çalışma arkadaşım Leyla ile konuşuyorum: “Leyla bir sorun var mı pazarda, kalan ürünlerin tartımını hallettin mi” vs. Sonra gevşiyorum ve otobüsüm Ankara yoluna çıkmak üzere hareket ediyor. Bir gün önce Ankara’dan geldiğim, bugün de sabahın 04.30’unda kalkıp ekolojik pazarımızın denetimi ve rutin işleri için 05.30’da Feriköy de olduğum için uykusuzum, koltuğu hafifçe yatırıp uyumaya çalışıyorum.

 

Peki, her hafta inandığım işim, inandığım yaşamın gereği iki gece uykusuz kalıp Ankara’dan İstanbul’a geliyorum da -sakat sırtımda bunca ağırlıkla- pazardan aldığım ekolojik gıdalarla neden geri dönüyorum. Bunun yanıtını verebilmem için bir buçuk yıl öncesine dönmem gerek:

Victor bir buçuk yıl önce her Ankara’ya gelişinde olduğu gibi bize uğramış ve “Mustafa Sarıgül- Şişli Belediyesi, Milupa Organik bebek mamalarını çıkaran Numil firması ve Pınar Organik le anlaştık, %100 Ekolojik Halk Pazarı projemizi başlatabiliriz” dediğinde 1,5 yaşında olan kızın Melek ekolojik ürünlerle beslensin diye... Bugün kızım üç yaşında ve bu projenin en zor yanı ise ne sabahın köründe kalkmak, ne 34 yaşıma kadar kullanmadığım cep telefonunu kullanmak zorunda kalmak, ne her hafta yapmaya çalıştığımız işin bütününü göremeyen onlarca üretici, pazarcı, tüketici vs.’ye karşı adil ve anlayışlı olmaya çalışırken onların ne yaptığımızı kavramalarını sağlamak, ne Oya ve Lalehan’la pazarın zihinlerde canlı tutulması için pazarda medyatik etkinlikler organize etmek, ne işin yoğunluğunun getirdiği stres…  Bu işin en zor yanı her hafta iki gün canım kızımdan ayrı geçirmek…

 

 

 

 

Melek uyumadan Ankara’ya yetişmek için dua ediyorum. Çünkü onunla birlikte yaşayacağım ritüeli iple çekiyorum. “Baba bana ne getirdin organik pazardan” demesini bekliyorum heyecanla. Kapıya koşarak gelmesini, bana sarılmasını, çantalara saldırmasını, fermuarı açma gayretini, bir bir organik ürünleri çıkarıp hafif ağır ayırmaksızın sallana sallana mutfağa taşıması anını heyecanla bekliyorum. Zamanla gelen her gıdanın mutfaktaki özel yerine kadar öğrenmesi, benimle birlikte fasulyeyi ayıklayıp yıkaması ve bunlardan daha önemlisi nerede olursa olsun önüne bir meyve konulduğunda bizden hiçbir uyarı almadan “bunlar organik mi” demesi, üç yaşında organik ürün tercih etme bilincinin gelişmesi.

 

Bu bilinci tüm Türkiye’ye aşılamak için çıktık Buğday Derneği olarak yola… Yoksa birkaç ekolojik üretici para kazansın, birkaç tüketici mutlu-sağlıklı olsun diye değil; reklam olsun, ticari veya siyasi rant olsun diye hiç değil…

Otobüsün muavine olduğu gibi, bunu birçok insana anlatmakta zorluk çektik. Meğer ne büyük bir rant/çıkar kapısı aralamışız. Ne zormuş fikir, emek, bilgi/tecrübe hırsızları ile uğraşmak; ne zormuş insanımızın kopyacı, taklitçi, fırsatçı yapısı ile başa çıkmak; ne zormuş insana, yaşama ve emeğe saygı duymayan bilinçlerle uğraşmak; ne zormuş para kokusu, siyasi-ticari (ayırmak mümkün mü? ) rant peşinde koşanlarla mücadele etmek; ne zormuş kendi sağlığı için pazardan ekolojik ürün alıp “Bakın derneğinize destek oldum” diye dolu filelerini gösterenlere bir şey anlatmak; ne zormuş adil olmak, hem tüketicinin hem üreticinin hem pazarcının hakkını korumaya çalışmak; ne zormuş “Poşet de hiç yakışmıyor bu pazara” diyene 3 yeni liraya pazarın tanıtımını yapmak için hazırlanan bez çantayı almaya ikna etmek; ne zormuş dayak, otorite ve baskıya ne yazık ki alışmışlara sevgiyle bir şeyler vermeye çalışmak.

 

Şimdi buradan İstanbullu tüketicilere seslenmek istiyorum:

Bu ülkenin “en”lerinin yaşadığı şehrin sakinleri olarak pazarınıza, toprağınıza, suyunuza ve geleceğinize sahip çıkın! En bilinçli, en zengin, en kültürlü, en eğitimli olan sizseniz şimdi bunu ispat etme zamanı. Bana “uzak” ya da “yeri sapa” demeyin, bugün siz ona gelin ki, yarın o da size gelsin. Bu pazarı, fidanı yaşatın ki, yarın tohumları sizin bahçenize, mahallenize düşsün, başka şehirlerde kasabalarda da ekolojik pazarlar açılsın.

 

Medya bugüne kadar pazarı tanıtmak üzere verdiği desteği devam ettirsin ki, daha fazla insan pazarı tanısın, ekolojik üretimlere destek olsun ve sağlıklı beslensin. Böylece ekolojik tüketim bilinci arttıkça talep de artsın…  

 

İstanbul bu ülkenin ticari başkenti ise, gelin Buğday Derneği’nin bu yoldaki çalışmalarına destek olun. Hele bu sektörün doğrudan veya dolaylı yoldan bir parçası iseniz dostlarımız gibi bizlerle memnuniyetinizi ve görüşlerinizi paylaşın. Sonra da bağışlarınızla pazar destekçileri arasında katılın.

 

Her şey fizikçi için “etki/tepki” yogi için “ying/yang”… Ama en basit terimi kullanmak gerekirse her şey bir “alış/veriş”; tıpkı nefes gibi tıpkı dostluklar gibi…

Ve hiçbir şey sonsuza dek tek taraflı akamaz.

           

“BİR” olduğumuz inancı ile...

Haber No: 2091