-- GÜNCEL PROJELER:
-- GEÇMİŞ PROJELER:


Victor Ananias
101 Soruda Organik Ürün Rehberi




Sessizliğimde Duyduklarım...
Kategoriler: Yöntemler
Tarih: 07-Nisan-2004
Yazdır | Arkadaşına Gönder | Yorum Ekle


Bugünlerde kendimi izliyorum başkalarını dinlerken, bazen tamamen onların söylediklerine odaklanıyorum, sanki söylediklerini içiyorum. Bazen de zihnim hiç susmuyor, her söyledikleri bende bir düşünce, bir anı, bir duygu tetikliyor. Sürekli içimden onlara ve kendime laf yetiştiriyorum. Sonra bakıyorum, karşımdakini hiç anlamamışım, çünkü zihnim doluymuş, söylediklerinin gireceği yer yokmuş kendi kalabalıklığımdan.

Bugünlerde kendimi izliyorum başkalarını dinlerken, bazen tamamen onların söylediklerine odaklanıyorum, sanki söylediklerini içiyorum. Bazen de zihnim hiç susmuyor, her söyledikleri bende bir düşünce, bir anı, bir duygu tetikliyor. Sürekli içimden onlara ve kendime laf yetiştiriyorum. Sonra bakıyorum, karşımdakini hiç anlamamışım, çünkü zihnim doluymuş, söylediklerinin gireceği yer yokmuş kendi kalabalıklığımdan.

Sonra kendimle ilişkime bakıyorum, aynı durum orada da işliyor. Zihnimde o kadar çok ses var ki konuşan; babam, annem, kardeşim, hocalarım, arkadaşlarım, bazen akrabalar, komşular, geçmişteki hayaletler, okuduklarım, dinlediklerim. Bazen kendi sesimi duyamıyorum, kendi sesimin kendini duyuracağı yer yok.

Sessizlik... Ruhta sessizlik...

 Durmak... Susmak... Kendini duymak için alan açmak... Kendini görebilmek için boşluk bırakmak... "Yapmayı" durdurmak... Koşturmayı, çözmeyi, düzeltmeyi, yetişmeyi, yetiştirmeyi durdurmak... Bir an için... Şu an mesela... Vaktim olunca, "yaparım" değil. Şimdi.

Şu an zihnimde ne oluyor? Ne hissediyorum? Bedenimde ne hissediyorum? Zihnim ne diyor? Konuşan kim? Şu andaki gerçeğime uyuyor mu, yoksa eski çözümlerimden biri olarak ayağıma bağ mı? Tanıdık birinin sesine, tarzına, çözümlerine benziyor mu? Zihnimde taşımaya değer mi, yoksa artık iade zamanı geldi mi sahibine? Şu an ne istiyorum, ne yapmak "doğru" geliyor? Çocukluğumda oyun oynarken içimde duyduğum coşku var mı yaptıklarımda? Kendi zenginliğimi görüyor muyum?

Sessizlik...

Durup zihnime baktığımda geveze bir maymun görüyorum çokça. Daldan dala atlıyor. Bazen takip etmek çok zor oluyor. Bir düşüncenin içinde geçen bir kelimeden aniden başka bir düşünceye atlıyor, sonra başkasına, sonra başkasına. Kendimi bambaşka yerlerde buluyorum. Bu durumu ilk gördüğümde, durup da zihnime baktığım için zihnimin bu hale geldiğini sandım. Oysa daha sonra hayretle günlük yaşamımda da zihnimin arka planda sürekli konuştuğunu fark ettim. Hiç durmuyor, yoruluyor ama yılmıyor, tam gaz her uyarana bir tepki vermekle meşgul. Otomatik tepkiler. Sanki her olana bir tepki vermem gerek gibi. Zaten bilincimde değil, Pavlov’un köpeği gibiyim. İşte o zaman bu zaman bende bir merak gelişti; bu zihin ne diyor, nasıl tepki veriyor, bedenim nasıl tepki veriyor; merakla izliyorum. Kendini tanıma yolunda gece gündüz elde asa yürüyorum. Daha yol pek uzun görünüyor, ama otomatik tepkilerle geçirdiğim bir yaşamı neden yaşadığımı kendime açıklayamayacağımı hissediyorum ölürken. Kendimi duymak, görmek istiyorum - olduğum gibi.

Yıllar önce kuş gözlemleyen bir grupla araziye gitmiştim. Davranışları şimdi bana çok yakın geliyor: Öyle duruyorlar, ellerinde dürbünler, gökyüzüne bakıyorlar. Gördükleri kuşa dikkatlice bakıyorlar, tanımaya çalışıyorlar, tüm odakları o kuş. Hiç müdahale niyetleri yok. Şu kuş kötü, bu kuş iyi demiyorlar, yargılama yok. Ne gelirse, kabulleri. Tek istedikleri; geleni görmek, tanımak. İç dünyamızda da her an yeni bir düşünce, ruh hali, duygu, duyularımızdan mesajlar geliyor sahneye, kuş gözlemcileri gibi onları izlemek yeterli; hiçbir şey yapmaya, değiştirmeye gerek yok. Aslında olanak yok belki de. Değiştirmenin tek yolu görmek, yakından tanımak.

Kendi iç iletişimimi nasıl kurduğumu gözlemlediğimde, önce durduğumu ve sessizlikte dinlediğimi görüyorum. Anda kalmak, anı yaşamak için belli bir kararlılığım da var: zihnin hikayelerinde kaybolmama kararlılığı. Bir de kabul. "Zihnimde, bedenimde ne görürsem göreyim kabulüm" yaklaşımı. İzleyen koltuğunda kalma isteği. Zihnim önümde açılırken, bir film izliyorum hiç kıpırdamadan, dalgalanmadan. Kendi filmimi. Doğrusu seyrettiğim en ilginç filmlerden biri. Çok renkli, gerçi biraz fazla tekrarlar var temalarda ama şaşırtıcı bir hikaye yaratıcılığı da var - gerçekle hiç ilgisi olmayan. Acılarımın kaynağı bu hikayeler mi? Ya ne tür zenginlikler görüyorum içimde? Keşke zenginliklerimizi görsek de utanmadan, rahatsız olmadan; paylaşabilsek. Mesela siz içinizde gördüğünüz zenginlikleri bana yazabilseniz. Yazarken, bilince çıkan zenginlikler hiç bilmediğiniz yerlere yayılsa...

Geçmişte, bu zihne ve bedene bakışı da "bir yapıp etmeye" dönüştürmüş, yapılacaklar listelerimin en başına yazmayı âdet edinmiştim. Hâlâ bile kırıntıları var bu isteğimin - ara ara "ne istiyorum yaşamda" listelerimde kendini gösteriyor "anda olunacak" iş kalemi. Bunu ekranda görmek öyle komik geldi ki şimdi. Bunları yazarken, klavye üzerindeki parmaklarımda hissettiğim basınç, kulaklarıma dolan müzik, içimdeki coşku, sağ omzumdaki hafif ağrı, içimde "kendimi anlaşılır biçimde ifade ediyor muyum" kaygısı ve bunu izleyen "bu yazıyı neden yazıyorum," merakı... İşte anda olmak böyle bir şey. Siz bu satırları okurken, ne hissediyorsunuz, bedeninizde ne oluyor, düşünceler nerelere uzuyor; geçmişe mi, geleceğe mi? Şu anda ne oluyor? Kendinizi duyuyor musunuz?

Bazen içini dinleme, anda olmaya ilişkin yazıları okurken, "hakikaten ne doğru, bunu ciddiye almalıyım, yaşamıma sokmalıyım, bunun için uygun ortamı hazırlamalıyım" diye ciddileşip heyecanlanıyorum ve hemen bu ilhamı dertop yapıp geleceğe postalıyorum. Eskiden bu erteleme tepkisine biraz bozuluyordum doğrusu ama şimdi bunu görmenin de çok önemli olduğunu fark ediyorum. Kabul... Şimdiki gerçeğim ertelemekse, tamam. En iyisi bu erteleme isteğine alan açayım da bari o kendini istediği gibi ortaya koysun. Ne zaman böyle desem "erteleme hissi" ortadan kayboluyor. Ne sihirdir, ne keramet... Erteleme hissini fark etmek anda olmak mı yoksa?

Söz çok, mesele konuşmak değil, aktarılabilecek hiçbir şey yeni değil zaten. En fazla bilineni hatırlatma - o da ancak kendime.

Sessizlik...

Haber No: 105