-- GÜNCEL PROJELER:
-- GEÇMİŞ PROJELER:


Victor Ananias
101 Soruda Organik Ürün Rehberi




“Toprak ve tohum insanlığın ortak malıdır”*
Kategoriler: Yaşam ve Kültür, Doğa Dostu Yerleşimler, Dünyadan, Gelenekler ve Yerellik
Tarih: 31-Temmuz-2005
Yazdır | Arkadaşına Gönder | Yorum Ekle


METİN Yeğin, eski günlerden bir arkadaşım. Topraksız İşçi Hareketi’ni anlatan “Topraksızlar” kitabının da yazarı. Onunla Buğday evininin salonunda soba önünde Topraksızlar hareketini, tarımın halini, AB’yi konuştuk. Anadolu’dan getirdiğimiz tahin, adaçayı, zeytin, zeytinyağı ile kahvaltı ederken ben sordum, Metin cevapladı...

BREZİLYA’nın Topraksız İşçiler Hareketi (MST – Movimento dos Trabalhadores Rurais Sem Terra)’nin bugüne kadar işgal ettiği toprak büyüklüğü yaklaşık Belçika kadar ve 2 milyon kişi MST bünyesinde. Bu insanlar işgal ediyor, kollektif tarım yapıyor, ekolojik üretiyorlar, alternatif tıp ve alternatif eğitim uyguluyorlar.

Kimdir topraksızlar? Neden kendilerini böyle tanımlıyorlar?

Brezilya’da çok büyük bir toprak eşitsizliği var. Bazı şirketlerin ya da şahısların çok büyük toprakları var. Halkın ise neredeyse toprağı yok. Toprak işgali yaklaşık 50 yıl önce başlıyor Brezilya’da. İnsanlar karınlarını doyurmak için büyük toprak sahiplerinin arazilerini işgal ediyorlar. 20 yıl kadar önce de ayrı ayrı yerlerde yaşayan işgalci gruplar bir kongre düzenliyorlar. Bu kongrede gazeteciler haberlerine “topraksızlar” diye manşet atıyor. Yani aslında bu ismi edinmiş oluyorlar. MST, yani “topraksız işçi hareketi” işte bu kongrede kuruluyor.

MST’nin işleyişi nasıl? Kararlarını nasıl alıyorlar? Örgütsel yapıları ne durumda?

Her topraksız topluluğunda en fazla 70 aile yaşayabiliyor. Çünkü bu sayı 70’i aştığında insanlar birbirlerini tanıma sınırını geçiyorlar ve o durumda da bilinirlik azalıyor, yani nesneye dönüşmemeleri gerekiyor; herkesin özne olduğu isimlerinin bilindiği bir topluluk olmalı. Bu 70 aile, aralarında 7-8 ailelik nüklei denilen gruplar oluşturuyorlar. Topraksızlar hareketinde kararlar, nükleilerde oluşturulan fikirlerle şekillendiriliyor.

Nükleilerde, biri mutlaka kadın olmak üzere iki koordinatör belirleniyor ve onların nükleide alınan kararları koordinatörler toplantısına götürerek bütün toplulukta hep birlikte karara varıyorlar. Bu şekilde doğrudan bir demokrasi uygulaması var. Yani herkesin her kararda payı oluyor.

Ne gibi konular tartışılıyor burada?

Topluluğun bütün yaşamını ilgilendiren her konu. Örneğin eğitim komitesi var, sağlık komitesi, tarımsal üretim komiteleri var. Nükleiler bu konuları tartışıyor ve oluşturdukları fikirler o konunun koordinatörleri tarafından ilgili komitelere aktarılıyor ve komitelerden karar çıkıyor. O yıl ne ekecekleri, okul müfredatı içinde ne yapacakları, ortak paralarını nasıl harcayacakları, nasıl bölüşecekleri gibi kararların hepsi otonom olarak topluluğun içinde alınıyor. Toplulukların hepsi farklı karakterdeler. Örneğin şehre yakın yerde kurulan topluluklarda alkol bir sorun olduğu için içki içmek yasaklanırken eski, yerleşmiş topluluklarda rom yapmak için bitki yetiştirebiliyorlar.

Peki sonra bütüne nasıl yansıyor bu kararlar?

Coğrafik olarak birbirine yakın topluluklar bir araya geliyorlar ve bütün topraksızları ilgilendiren konularda, (toplu yürüyüşler, mitingler gibi), delegeler yollayarak genel MST’nin karar sürecine dahil oluyorlar.

Sorun çözme konusu nasıl hallediliyor?

Yukarıda anlattığım karar alma şekli Topraksızlar’ın farkını oluşturuyor. Kendilerini sorunsuz bir topluluk olarak değil sorunları olan, ama sorunları aşabilen bir topluluk olan tanımlıyorlar. Bir sorun ortaya çıktığında çözüme beraber karar veriyorlar. “Hayat her zaman dogmalarımızdan daha yaratıcıdır” diyorlar.

MST’ye katılım şartları neler?

Çok kolay! Bir toprak işgaline katılman gerekiyor (gülüyoruz)... Bir toprağı işgal etmeyen bir kişi MST içine alınmıyor. Bunun istisnaları topluluk içinde doğmuş ya da yetişmiş olmak. Topluluklarda doğan çocuklar var şimdi; en büyükleri 20 civarı yaşta. Onlar da elbette topraksız. Ama bir gün şehre gider, orada yaşamaya karar verirlerse babalarının toprağını satamazlar, çünkü orası kollektifin toprağıdır.

İşgal için gerekenler?

Bambu çubuklar, siyah naylon, eşya ve insanları taşıyacak olan kamyonlar, bayrak. Bu masrafları işgal edecek olanlar karşılıyor. Çok yoksul olmalarına rağmen, MST böyle bir desteği yapmaz. Çünkü sorular başlar. Size naylonu kim verdi? MST. Otobüsü kim tuttu? MST. İşgali kim yaptırdı? MST !!! Bu nedenle insanlar kendi rızaları ile bedel ödeyerek işgal etmeliler toprağı.

İşgalin yöntemi konusunda da mı destek yok?

O konuda var tabii, eğitimin bir bölümü işgalden önce ve sırasında gerçekleşiyor. Önce anlatılıyor ve MST militanları tarafından yardım ediliyor işgal sırasında.

Yaşamsal konularda alternatif uygulamalar var değil mi? Örneğin sağlıkta?

Kamplarda şifalı bitkilerin yetiştirildiği tarlalar var. Ayrıca herkese gerektikçe doğal tıp konusunda eğitim veriliyor.

Eğitim konusuna değinelim biraz...

Eğitime tek taraflı bir veriş süreci olarak bakılmıyor MST’de. Öğretmen ve öğrenci aynı anda hem öğretmen hem öğrenci oluyor. Eğitimi iki başlık altında anlatabiliriz. Bunlardan biri çocukların gittiği MST okulları. Brezilya hükümetinin kabul ettiği, diplomasını bir anlamda “tanıdığı” okullar. Bir de büyüklerin belli konularda ihtiyaç olduğunda o konunun bilgili kişileri tarafından eğitim veriliyor. Ben oradayken tıbbi bitkiler konusunda çalışan bir doğal tıp uzmanı bütün toplulukları dolaşıyordu; hem öğretiyor, hem de öğreniyordu. MST’deki eğitimin yöntemsel olarak diğer özelliği, öğretilen – öğrenilen şeyin pratik içinde, iş yaparken öğrenilmesi.

Mutlaka yaşamın içindeki yerini yaşatarak eğitim veriliyor. Bu okullarda yetişen çocuklar çok farklı bakıyorlar yaşama o nedenle.

Topraksızlar alternatif bir dünya düzenini sadece vaadetmiyorlar ya da bu düzeni kurmak için “devrim”i beklemiyorlar, dedin.

Evet, sadece vaadetmiyorlar çünkü bugün onu gerçekleştiriyorlar. Güçleri buradan kaynaklanıyor. Bu kadar yıl devam etmesinin nedeni de bu bence. Çünkü ne yapıyorlarsa bugün, şu anda yapıyorlar. İnsanların günlük yaşamlarına ilişkin önemli bir sorunlarını çözüyorlar: Karınlarını doyuruyorlar! Mesala eski yerleşim yerlerinde herkes 8 saat çalışır ve eşit ücreti alır, ama kadınlar 4 saat çalışarak aynı ücret alır. Bu bir pozitif eşitsizlik. Çünkü bütün ev işlerini her yerde olduğu gibi kadınlar yapıyor orada ve bu yüzden bu yükün azaltılmasına yönelik aldıkları kararı uyguluyorlar.

Suç ve ceza konularına nasıl bakıyorlar?

En önemli ceza “hareketten atılma” dır. Bu ne demek? MST içindeki kişilerin çoğu çok zor koşullardan gelen insanlar. Küçücük mekanlarda, fakirlik ve açlıkla yaşayan kişiler çoğunlukla. Alkol ve uyuşturucu en temel dertleri. Hareketten atıldıklarında gidecekleri yer bu yaşam. O nedenle kimse atılmak istemiyor. Vurguncu düzen aslında topraksızların işine yarıyor. Çünkü eşitliğin, demokrasinin kendileri için tek şans olduğunun farkındalar.

Brezilya Devleti’nin seçimlerine seçmen olarak katılıyorlar mı?

En son seçimlerde İşçi Partisi’ni destekledi, Topraksızların yüzde 95 gibi bir kısmından geldi bu destek. Ancak İşçi Partisi (Lulla hükümeti) verdiği sözü tutmadı. Genetik olarak değiştirilmiş tohumlara izin vereceğini açıklaması üzerine desteklerini çektiler.

Siyasi tarafları var yani?

Elbette, MST siyasi bir yapılanma. Sadece kendileri için değil bütün dünya için siyasi görüşleri var. Devlet toprak reformu yapacağını söylüyor ancak yapmıyor. Topraksızlar büyük toprakların bölünmesine karşılar. Kollektif üretimin yapılmasını istiyorlar ve kendi içlerinde de eğer bir topraksız ölürse toprağı çocuğu orada yaşamıyorsa- ona kalmıyor, kollektife kalıyor.

Diğer gruplarla olan ilişkileri ne düzeyde?

MST’nin temel mücadelesi uluslararası tekellere karşı aslında. Örneğin tohum konusunda Topraksızlar, bir yandan patentlere karşı mücadele verirken bir yandan da kendi yerel tohumlarını yaşatıyorlar, üretiyorlar. Küçük Çiftçi Hareketi (MPA) ile çalışıyorlar. Küçük çiftçilerle, birlikte kurdukları kooperatiflerde, kendi ürettikleri tohumlardan ürettiklerini işleyerek satıyorlar.

Köylüler tamam. Peki ya zavallı kentliler?

“Kendi yediklerini satıyorlar” kooperatifleri aracılığıyla ve tüketici de onu tercih ediyor. Çünkü sağlıklı olduğuna inanıyor. Böylece bir ilişki kurulmuş oluyor.

Kentliler öncelikle sağlıklı gıdalarla beslenmeliler. MST bunu öngörüyor. Ama genel ilkeleri “önce kendi karınlarını doyurmak”.

Son olarak, kitabında üzerinde ısrarla durmuşsun. Televizyon hakkında ne düşünüyorsun?

Felaket! Maalesef televizyonu gençler ve çocuklar seyrediyorlar. Yaşlılarsa bu duruma hem kızıyor, hem de üzülüyorlar. “Televizyon yokken daha fazla kollektif konulara, sorunların çözümlerine, örgütlenmeye vakit ayırabiliyorduk” diyorlar. Televizyona karşı ne yapacaklarını düşünüyorlardı ben oradayken...

* Joao Pedro Stedile

Haber No: 820