-- GÜNCEL PROJELER:
-- GEÇMİŞ PROJELER:


Victor Ananias
101 Soruda Organik Ürün Rehberi




Heinz’in cenneti; bir meyve bahçesi
Kategoriler: Bitkiler, Ekolojik Tarım Yöntemleri, Ekolojik Ürünler, Doğa Koruma, Dünyadan
Tarih: 18-Temmuz-2005
Yazdır | Arkadaşına Gönder | Yorum Ekle


ONU, 30 yıl kadar önce Almanya’da bir doğal ürünler dükkanından alıp okuduğum bültenin sayfalarında tanıdım. Hiçbir kimyasal kullanmadan tamamen doğanın döngülerine teslim olarak meyve ve sebze yetiştiren Heinz Erven ile tanışabilmek için, hemen ertesi gün beni Bonn’dan 50 km. uzaklıktaki çiftliğine götürecek olan trene bindim. Erven’in “Benim Cennetim” adını verdiği bahçesi Ren Nehri kıyısındaki Remagen’deydi.

85 yaşıdaki Heinz Erven eşi Lilly ile birlikte karşıladı beni. Çiftlikte eşiyle birlikte barakayı andıran tek odalı evlerinde yaşıyorlardı. Orada bir gün kaldım ve Heinz Erven’in bana dolaştırdığı çiftliğinde gördüklerim ve duyduklarım yaşamımda beni geliştiren en önemli tecrübelerden biriydi.

“Erven’in Cenneti”nde 4500 şahane elma ağacının yanında meyve ve sebze yetiştiriyordu. Bu koca çiftlikte elma toplama zamanları dışında yalnız çalışıyordu ama o, karıncaları, solucanları, kirpileri, kuşları göstererek “Benim milyonlarca yardımcım var” diyordu.

Çiftliği gezerken meyve ve sebzelerin tadına bakıyorduk birlikte. Lezzetli, kokulu mükemmel meyve ve sebzeler... Ogün birkaç araba kentten sebze ve meyve almaya geldiler. Heinz çok canlı ve heyecanlıydı. Bana iki asma dalını göstererek çiftlikte yaptığı denemeleri anlatıyordu: “Birinin dibine hiçbir şey koymadım. Kendi kendine yolunu bulup uzuyor toprakta... Diğerinin yanına ise bir metal koydum, o kendi kendine yetişenden daha uzun bir asma oldu...”

Toprağı hiç çapalamıyor, sadece üzerini organik atıklarla kapatıyor, kendi haline bırakıyordu sonra... Solucanlar ve diğer toprak canlıları havalandırma işini zaten yapıyorlardı. Kanada’dan getirdiği bir cins solucanı iki cam arasında koyduğu toprağa bırakmış, solucanın nasıl toprakta tüneller açarak ilerlediğini ve toprağı havalandırdığını gösteriyordu. Çiftlikte hiçbir canlının yaşamına müdahale etmiyordu Erven. Karıncalar ezilmesin diye ahşaptan basit körüler bile yapmıştı. 200 metreye kadar bir alanda karıncaların pek çok zararlıyı temizlediğini anlatıyordu.

Bahçede yaptığı suni göl ise sıradan bir su birikintisi değildi. Her bir ağaç altında toprağı nemli tutmaya ve beslemeye yarayan ısırgan otlarını zaman zaman keserek suya atıyor ve daha sonra hastalıklara karşı ağaçlara ve sebzelere bu suyu püskürtüyordu.

Erven’in bahçesinin yanı başındaki çiftlikte ortaya çıkan hastalıklar onun ağaçlarını etkilemiyordu. Nedenini ise “benim ağaçlarım sağlam, hastalığı almıyor” diye açıklıyordu. Her ağaca asılı olan kuş yuvaları ise zararlı böceklerle mücadele için birebirdi. Çiftlik gezimizin ardından istasyona kadar beni arabayla bırakan Heinz hızlı gittiği için kendisini uyarmıştım ama o bana “arabayı da kendimi de tanıyorum” diye yanıt vermişti.

Bu onu son görüşüm oldu. Yıllar sonra Şili’ye gidip vejetaryen bir restoran açtım ve bir gün restorana gelen iki genç Alman’la sohbet ederken bana Remagen’de yaşadıklarını söylemişlerdi. Hatta gençlerden biri Heinz Erven’in çiftliğinde elma toplayıcılığı bile yapmıştı. İki ay sonra postadan gelen bir zarfın içinden Heinz Erven’in çiftliğini ve buradaki tecrübelerini yazdığı “Benim Cennetim” (Mein Paradies) kitabı çıkmış. Bu harika bir şeydi ve Erven’in tecrübelerine yıllar sonra bu kez yazdıklarından tanık oluyordum. Erven’in artık aramızda olmadığını da yine bir başka mucize eseri öğrendim.

Bir Alman arkadaşımın restoranıma getirdiği dergileri karıştırırken “Heinz Erven artık yok!” başlıklı ilanı gördüm. Bir trafik kazasında ölmüştü ve arabayı o kullanmıyordu. Heinz Erven sadece ağaçlarından değil, yaşamda sunduklarının da meyvesini alan insanlardandı. Benim için insan yaptıklarından meyve alamıyorsa hem zarar verir, hem de zarar görür. Çünkü meyve oluyor, olgunlaşıyor, elini koyuyorsun dalın altına, avucuna düşüyor; zarar vermeden aynen devam ediyor her yıl yeniden meyve vermeye... Ama olduğu gibi bırakırsan!

Haber No: 777