-- GÜNCEL PROJELER:
-- GEÇMİŞ PROJELER:


Victor Ananias
101 Soruda Organik Ürün Rehberi




Kendi gücüne dayanmak...
Kategoriler: Adil Ticaret, Doğa Koruma, Gelenekler ve Yerellik, Gelenekler ve Yerellik
Tarih: 18-Temmuz-2005
Yazdır | Arkadaşına Gönder | Yorum Ekle


ÇAĞDAŞ uygarlığın hazırlanmasında temel rolü olan klasik ekonomik anlayışta kalkınma; giderek daha fazla mal ve hizmet üretme ya da oluşmuş bulunan zenginliği daha da genişletme olarak anlamlandırılmış ve sanayileşmeyle, kentleşmeyle özdeş kabul edilmiştir.

Bu anlayışla II. Dünya Savaşı’ndan sonra, hemen her sektörde mal ve hizmet üretimi hızla artmış, daha da önemlisi, teknoloji, tüketim ve üretim kalıpları değişmiş, pek çok mal üretilir hale gelmiştir. Ancak bununla birlikte 1947-1970 arasında doğal kaynaklar üzerindeki baskı yüzde 10’un üzerine yükselmiştir (Aruoba,1997:178). Bu gidişin artarak devam etmesiyle artık ekonomi politikalarıyla çevre politikalarının örtüşmesi gerektiği anlaşılmıştır. Böylece “daha çok üretim ve dolayısıyla da tüketim”i çağrıştıran genel “kalkınma” kavramının ardından, çevrenin korunması dikkate alınarak gerçekleştirilen “sürdürülebilir kalkınma” kavramına ulaşılmıştır.

Oysa kârın ve zenginliğin artırılması anlamında kalkınmanın sürdürülebilirliği, kalkınmaya getirilen eleştirilerle ilgili sakıncaları da beraberinde sürükler. Bunlardan birisi ihtiyaçların giderilmesinde fırsat eşitliğinin olmayışıdır. İkincisi ise, kentleşmeyle özdeş kabul edilmesinde de açıkça görüldüğü gibi, yaşamın sürdürülebilirliğine olumsuz etkisinin devam etmesidir. Bu noktada karşımıza çıkan “kırsal kalkınma” bu sorunların her ikisine birden çözüm olabilecek sihirli bir şey midir? Kırsal kalkınma, sürdürülebilirlik için her türlü haklar konusunda fırsat eşitliği verilerek, küçük ölçekte yaşamın yerinde devamının sağlaması ise mümkün olabilir ve bu anlamıyla değer kazanabilir. Biyolojik ve kültürel değerleri açısından kırsal, yaşam için gerekli kaynaklara sahiptir. Ancak kırsaldaki insan, günümüzde artık vazgeçilmez olan başta eğitim, sağlık gibi ihtiyaçları yüzünden ya bu hizmetleri alabileceği büyük şehirlere göç etmekle dolaylı olarak ya da kırsalda doğrudan, doğal kaynaklar üzerinde baskıya neden olmaktadır. Bu gerçeklik bilinmekle birlikte çözüm için gerekli bazı gerçekler henüz tam fark edilebilmiş değildir.

Bugün kırsal kalkınma adına yapılan çoğu projede, sadece insanın değişen ihtiyaçlarını karşılamak için gerekli parayı kazanabileceği olanakları sağlayacak çalışmalar yapılmaktadır. Oysa bunlar tek başına yeterli değildir. Çünkü her şeyden önce ihtiyaçların giderilme yöntemlerinin bir bütünü olarak, yaşam tarzının dikkate alınması ve bununla ilgili doğru bilincin oluşması gerekmektedir. İşte burada biyolojik çeşitliliğin yanında ikinci kaynağın önemi ortaya çıkmaktadır; kültürel çeşitlilik.

Kültür, Marx’ın tanımıyla; “doğanın yarattıklarına karşılık, insanoğlunun yarattığı herşey”dir. İnsan, ilk ortaya çıktığı andan itibaren ihtiyaçlarını gidermek için doğal kaynaklardan yararlanarak bir uyarlanma süreci geçirmiştir. Fakat bu süreç, son zamanlara kadar doğanın denetiminde olmuştur. İnsanın, bilgiyi biriktirerek gelecek kuşaklara aktarması ve teknolojik gelişmeler, kültürel evrime inanılmaz bir hız kazandırmıştır. Bu sayede modern insan, bir zamanlar “doğayla savaşı”nda üstün geldiği hissine bile kapılmıştır ki kültür kimilerine göre; insanın doğayla savaşında üstün gelme çabası olarak da tanımlamıştır.

Doğa Derneği ve ATLAS dergisi, başlattıkları “Sıfır Yok Oluş” Kampanyası ile “canlıların teknoloji çağlarından önceki dönemlere göre bin kat daha hızlı yok olduğu”nu vurgulayarak uyarıda bulunuyorlar. Ekolojik göstergelerin uyarısı üzerine antropologlar da hep ileriye doğru gidiş olarak gösterilen kültürel evrim ve “ilkel’, “yabanıl” adını verdikleri kültürler üzerinde yeniden düşünmeye başladılar. Örneğin; ünlü Amerikalı antropolog Marvin Harris (1994:8) “bizim çağdaş gelişme sandığımız olguların çoğu, aslında tarih öncesi dönemlerde insanların daha geniş ölçüde yararlanmış oldukları standartların günümüzde yeniden kazandırılmasından ibarettir” diyor. Burada sonradan keşfedilen gerçeklik; geleneksel kültür, yani geleneksel yaşam biçimleridir. Geleneksel yaşam; halkın buna ilişkin bilgisi, istisnalarla birlikte, kültürün yüzyıllar süzgecinden geçerek oluşma süreci yüzünden güvenilir ve yararlıdır. Üstelik de her farklı coğrafyada oluşan farklı yaşam biçimleri yüzünden çeşitlidir de. İşte bu durum, asıl vurucu noktayı oluşturmaktadır. Çünkü, nasıl biyolojik çeşitlilik ekolojik sistemlerin sigortasıysa, kültürel çeşitlilik de insan yaşamının sigortasıdır.

Bunu Anadolu’dan örnekleyerek biraz açabiliriz. Geleneksel kültür, temel bazı ihtiyaçları giderme yollarından oluştuğundan kabaca yiyeceğin temini, giyinme, barınma gibi ana başlıklar altında incelenebilir. Zaten bu pratiklerin insanın dünyayı algılayış, düşünüş biçimleriyle yoğrulmasıyla, inanışlar, doğum-evlenme-ölüm gibi geçiş dönemlerine ilişkin gelenekler vb. ortaya çıkmıştır. Biz bunlardan beslenme konusunu ele alalım. Bu konu da kendi içinde, besin maddelerinin yetiştirilme şekilleri yani halk ekonomisi de diyebileceğimiz tarım, hayvancılık gibi konular, bu ürünlerin yiyeceğe dönüştürülme yolları; pişirme, saklama gibi halk mutfağını içeren konular vb. dallara ayrılır.Anadolu geleneksel yaşamında en yaygın geçim kaynağı tarımdır. Özellikleri ise, son on yıllarda değişimle gelen olumsuzlukları göz önünde bulundurursak, kimyasal kullanımının olmayışı, zengin yerli tohum kullanımı, ayrıca ürünlerin karışık ekimi gibi verim arttırıcı yöntemler içermesidir. Bunun üstüne şekillenen halk mutfağında, ekmek mutfağın yapıtaşlarından birini oluşturur. Buğday konusunda bir gen bankası olan Anadolu için ekmek deyince tabii ki buğday ekmeği akla gelir ve buğdayın, buğday ununun girmediği yiyecek yok gibidir. Oysa Doğu Karadeniz’de ne buğday ekecek arazi, ne de bunu yetiştirecek güneş vardır. Bunun sonucu olarak buradaki ekmek mısır unundan yapılır. Yani buğdayın, buğday ununun yerini burada mısır unu alır. Bu, kültürel çeşitliliğin bir yansımasıdır. Doğu Karadeniz’deki bu farklılık insan yaşamının bugüne değin süregelmesinin en önemli nedenlerinden biridir. Kültürel çeşitliliğin önemi de bu süreklilikle kurulan ilişkidedir.Ayrıca burada geleneksel yaşam biçiminin önemini ortaya koyan başka unsurlar da vardır ki, bunlardan biri hiç göz ardı edilmemelidir; kendi kendine yeterlilik, yani dışarıya bağımlı olmamak. Tüketilen ürünler tek bir merkezde üretilip oradan dağıtılmadığı için, bu hem üstüne artı maliyetin eklenmemesi, hem de kaynak (petrol vb. gibi) tüketimine yol açmaması yüzünden önemlidir.

Aynı örnek üzerinden gidecek olursak; Doğu Karadeniz’de, bol yağışlı iklimi nedeniyle, Orta Anadolu’da olduğu gibi yerde oturulamaz. Bunun için iskemleler kullanılır ve iskemlenin üzerindeki örgü malzemesi mısır kabuğundan yapılan iplerdir. Eldeki malzemenin değerlendirilmesiyle çözüm bulunmuştur. Kendi kendine yeterlilik ve doğru kaynak kullanımına bir örnek olan Anadolu, coğrafi açıdan neredeyse bir kıta özellikleri gösterdiğinden, kültürel açıdan bakıldığında da yukarıdakilere benzer pek çok pratiğin, bununla ilgili bilginin deryasıdır. Ancak kültür dinamiktir, değişkendir. Çeşitli etkiler altında değişerek devam eder. İletişim çağında bu gittikçe hızlanmakta, kırsal yaşama ilişkin bilgiler de yok olmaktadır. Oysa bir kez de Hunn (1999:25’dan aktaran Ersoy (2002:137)’un ifadesiyle tekrarlayacak olursak geleneksel yaşam biçimleri: “küresel pazar anlayışına karşı, ondan bağımsız bir alternatif tasarım olanaklarını barındırdığı” için önemlidir. O halde yapılması gereken günümüzde şehirlerdeki yaşama bile can veren geleneksel yaşamın kırsaldaki köklerine su vermektir.

Kaynaklar

  • Aruoba, Prof. Dr. Çelik. Çevre Ekonomisi, Gelişme Ekonomisi 1997. İnsan Çevre Toplum (Ed.Ruşen Keleş) İmge Yayınları s: 173-192
  • Ersoy, Yard. Doç. Dr. Erhan. Modern Batı Bilimi Karşısında Geleneksel Çevre Bilgisi ve Geleceğimiz. 2002. VI.Milletlerarası Türk Halk Kültürü Kongresi Genel Konular Seksiyon Bildirileri Kültür Bakanlığı Yayınları: 2929 s: 127-142
  • Harris, Marvin. Yamyamlar ve Krallar 1994. (Çev. Doç. Dr. M. Fatih Gümüş) İmge Yayınları

Haber No: 768