ENGLISH


Victor Ananias
101 Soruda Organik Ürün Rehberi




Aydan gelen kadın: Şükran Yurdagül
Kategoriler: Koruyucu Sa?l?k ve Beslenme, Bireysel Geli?im, G?da ve Tar?m, Ya?am ve Kültür, Do?a Koruma, E?ilimler, Ekolojik Mimari, Do?a Dostu Yerle?imler, Geri Kazan?m, Koruyucu Sa?l?k, Gelenekler ve Yerellik, Gelenekler ve Yerellik,
Tarih: 17-Temmuz-2005
Yazdır | Arkadaşına Gönder | Yorum Ekle


“ÇAĞIMIZIN, gitgide yapaylaşan yaşam biçimleri için üzgünüm. Doğayı bunca bozduktan sonra insanoğlunun, geri dönüş yaparak teknolojiyi doğal yaşam için kullanması umudunu taşıyorum” diye başlayan, daktilo ile yazılmış mektup şöyle devam ediyor; “ Emekli biyoloji öğretmeniyim. Soluğu tükenmiş kentlerde yaşama zorunluluğum kalkar kalkmaz kırsal kesime göçtüm. Köy süt ürünleri, yumurtası, doğal sebze-meyve..vb yemeyi amaçlıyordum. Ama işin içine girince, köy hayvanların yapay yemlerle beslendiğini, toprağın yapay gübrelendiğini, hormonlandığını gördüm...Kendim hayvan beslemeye karar verdim. Bir inek aldım. Derken güzeller güzeli ana ineğimin adına bir çiftlik kurdum.”

Eskişehir-Afyon yolu üzerindeki Aydan Çiftliği’ne vardığımızda, çam ve meşe koruluklarıyla kaplı tepenin eteğinde, bir köprü ile aşılmayan derenin ardında Şükran Yurdagül karşıladı bizi. Aygaz’ın yılbaşı hediyesi olarak Buğday aboneliği hediye ettiği müşterilerindendi Şükran Yurdagül. Buğday dergisi ile tanışır tanışmaz hemen kağıda kaleme sarılmış, bir mektup yazmıştı ve davet etmişti bizi çiftliğine; paylaşmak için tecrübelerini... Yağmurlu bir günde ulaştığımız çiftliğinin hikayesi, sıcak bir sohbetle, bizim meraklı sorularımız ve Şükran hanımın sakin telaşsız cevapları ile yavaş yavaş şekillendi. Biz kentten gelenler için dinlenme ve dinleme zamanıydı.

“1999 yılında geldim buraya. Ankara’da lise biyoloji öğretmeniydim. Emekli olduktan sonra kentte yaşamak istemedim. Bir çuval keçi boynuzu yiyeceksiniz ki tad alasınız, kentte yaşamaktan keyif almakda buna benziyor.” Şükran hanım biyoloji masterı yapmış. Ama kıra yerleştiğinde psikoloji eğitiminden sonra hiçbirşey öğrenmemiş olduğunu farkettiğini anlatıyor. “Biyoloji eğitiminden sonra yaptığım psikoloji masterım da çok işime yaradı. Ama buraya gelince hiçbirşey öğrenmemiş olduğumu farkettim. Ankara’da Aydınlıkevler’de bir apartmanın üçüncü katında oturuyordum. Apartmana yerleşir yerleşmez bahçesiyle ilgilenmeye başladım. Diktiğim vişne ağacının dalları pencereme kadar ulaşmıştı. Bir gün işten eve döndüğümde en alt katta oturan komşumun, odasındaki ışığı engelliyor diye vişne ağacının dallarını kesmiş olduğunu gördüm. Bütün eşyaları depoya yerleştirip evi hemen sattım...” Dalları kesilmiş vişne ağacı Şükran hanımın öyküsünü hızlandırır” ve kendine bir yer aramaya başlar. Fırsat buldukça dağlara yürüyüşe gitmekte, arabasına atlayıp Doğu’ya Güneydoğu’ya seyahatlere çıkmaktadır. Bolu’ya yaptığı seyahatlerde beğendiği bir kır evi vardır, birgün arkadaşı bu evin satılığa çıkarılmış olduğu haberini verir. Hiç düşünmeden gider ve evi satın alır. “ Kentten çıkışım böyle oldu, bir daha da geri dönmedim. Şimdi 64 yaşındayım ve 16 yıldır kentteki yaşamımı bir kere bile özlemedim.” Beypazarın’daki evde yaşarken alışverişini yakındaki köyden yapar ama bir süre sonra köydeki doğal hayatın gerçekte doğallığını yitirmiş olduğunu görüp kendi sütünü, peynirini, yoğurdunu üretmeye karar verir. “ Bana sattıkları sütün içine su katıyorlar, hayvanları küspe ile besliyorlar, sebzelerini kimyasal gübre ve ilaçla yetiştiriyorlardı... Böylece ilk ineğimi almaya karar verdim. Hayvan bakmayı falan bilmiyordum. Tek istediğim uslu bir hayvan olmasıydı. Hayvan pazarından çok uslu diye aldığım ineğimin sahibinden ayrılırken nasıl gözyaşı döktüğünü gördüm, o an sarıldım ona. Ummadığım bir zamanda yaşamıma giren bu hayvanın bakışları bir ay yumuşaklığındaydı ve ona “aydan gelen” anlamına gelen “Aydan” adını verdim. Çiftliğin adı da buradan geliyor.”

Beypazarın’daki bu evde uzun süre duramaz Şükran hanım; ev karayoluna çok yakındır, gürültüden ve ezilen hayvanlarından dolayı buradan da ayrılmaya karar verir. Hayvanlarını bırakamadığı için farklı yönlere üçer saatlik yolculuklar yapmaya başlar. Su kıyısı ve dağ eteği şartıyla, kendine yeni bir yer arar ve bulur. Şu anda çiftliğin kurulu olduğu 13 dönümlük araziyi satın alır ve parası yettiğince, kalan bölümlerini de kendisi yaparak inşa etmeye başlar yerini. Evin planını tamamen kendi yaşantısına göre çizer. “Kırsal kesimde insan sürekli mutfakla içiçe oluyor. Bu yüzden üst katta mutfak ve salon bir arada, banyo tuvalet ve yatak odaları var. Aşağıda peynir, yoğurt odası yaptım ayrıca süt odası ve otopark bulunuyor.” Elektirik ve ısınmayı sağlayan gaz hariç tamamen kendi kendine yeten bir hayat sürüyor. Memur bir ailenin çocuğu olan Şükran hanım, Ankara’da doğmuş ve daha önce köy yaşamıyla herhangi bir tanışıklığı olmamış. Bu çiftlikte ise hemen hemen herşeyi kendisi yapıyor.

Hayvanların sütünden peynir, yoğurt üretiyor, köylülerle yaptığı pancar pekmezini tatlı niyetine kullanıyor, yetiştirdiği çavdarı değirmende kepeğinden ayırmadan öğütüp kendi ekmeğini ve eriştesini hazırlıyor. Köylülerin birçoğu beyaz ekmek yerken ya da peynirini pazardan alırken, Şükran hanım bunları kendisi üretiyor ve peynirini salçasını köylülere hediye olarak götürüyor. Dışarıdan aldığı şeyler; tuz-şeker ki çok az kullanıyormuş ve kızartmalar için fındık yağı. Bizim merakımız acaba hiç korkmaz mı ya da sıkılmaz mı Şükran hanım. “ Korkulsa korkulsa insandan korkulur.

Doğal yollarla zaten korunuyorum ben burada, sıkılmaya da zamanım olmuyor. Burada hayvan sevgisi insan sevgisini bastırıyor. Gün ağarırken uyanır, hava karardığında yatarım. Kışın hayvanlar kalktığında erkenden kalkarım, sütlerini sağar, yemlerini verir, altlarını temizlerim. Kahvaltım çoğu zaman öğle yemeğim ile birleşir. Kışsa hayvanlarla oynar onlarla sohbet ederim. Televizyonda belgeseller izliyorum. Gazete eskiden daha çok okurdum, şimdi çok takip etmiyorum; gazete kentliler için. Kırsaldaki insan için bir şey yok. Bahar ve yaz aylarında bahçeyle ilgilenirim. Şu sıralar bir kitap yazıyorum. Hayvanlarla başımdan geçen olaylara ilgili, çocukların da okuyabileceği tarzda gerçek öykülerden oluşuyor kitap. Adı Aydan Çiftliği olacak.” Böylesi renkli bir yaşantının kitabını merakla bekliyoruz. Bu çiftliğin sakinleri olan bir kedi, iki köpek, bir inek, üç dana, iki koyun, bir kuzu, dört keçi ve bir sürü de tavuk, kitabın kahramanları. Tabii ki Aydan’nın yavruları Ceylan, Ceylan’ın kızı Aygül çiftliğin önemli karakterlerinden. Çiftliğin ilerisinde bir köy var. Köye çoğu zaman yürüyerek giden Şükran hanım köylüler için sıradışı bir yaşantı sürüyor. Kendi ihtiyaçlarını kendi karşılıyor, artezyen suyu kullanıyor, çöplerini ayırıyor, kağıtlarını TEMA’ya gönderiyor, plastikleri şehre inince çöpe atıyor, organik çöpleri zaten hayvanlar yiyor ya da gübre olarak kullanıyor. Büyük bir foseptik var, kendi atıkları da toprağa karışıyor. Şükran hanımın çiftliğinde oluşturduğu dünya içinde herşey birbiri ile ilişkili ve anlamlı, karayolunu geçip dereyi geçtiğinizde başka bir yere adım attığınızı hissediyorsunuz.

Bir de heyecan verici bir projesi var Şükran hanımın Darülaceze’ye bir mektup yazmış ve orada öylece oturan yaşlıları çiftliğine çalışmaya, üretmeye davet emiş. O bildiklerini öğretmek istiyor. “Bu çiftlik bir sürü emekliye farklı bir dünya olabilir, ama tabii cesaret ister cesarette bilinçtir” diyor. Dergimize yolladığı mektubun sonunda söylediği gibi o bilgisini paylaşmak için insanlara çağrı yapıyor. “Ben çalışıyorum, üretiyorum ama bunları anlatmaya üşeniyorum.

Gerçekte buna zamanım da yok. Bu çiftlik hayvanların beslenmesi gibi barınaklarıyla da oldukça özeldir. İlgilenirseniz ve daha çok bilgi isterseniz bağlantı kurabiliriz. ”

Haber No: 760
comments powered by Disqus