-- GÜNCEL PROJELER:
-- GEÇMİŞ PROJELER:


Victor Ananias
101 Soruda Organik Ürün Rehberi




Jade Çiftliği’nde Gönüllü Bir Hafta
Kategoriler: TaTuTa
Tarih: 26-Aralık-2013
Yazdır | Arkadaşına Gönder | Yorum Ekle


Buğday Derneği ekibinden Ece Nahum eylül ayında gönüllü olarak çalışmaya gittiği Jade Çiftliği'nde geçirdiği bir haftayı yazıya döktü.

Bir Cuma günü, bir hafta boyunca Sakarya’ya bağlı Maksudiye Köyü’ndeki Jade Çiftliği’nde, Berin Hanım’a tarla ve bahçe işlerinde yardımcı olmak üzere yola çıktım. İstanbul’dan Çiftliğe gitmek için Adapazarı otobüsüne, otogar çıkışından da Çeşme Meydanı dolmuşuna biniliyormuş. Neden bilmem, biraz gerginim. Belki ilk defa bir çiftlikte gönüllü çalışacağımdan, belki o bölgeyi bilmediğimden, gideceğim yeri bulmakta zorluk çekebileceğim korkusuyla. Harem’e varmamla Adapazarı’na giden bir otobüsün kapıda durup beni neredeyse yaka paça alması bir oluyor. Muavin’e Çeşme Meydanı’na gideceğimi söyleyince oraya servisleri olduğunu öğreniyorum. Şimdilik doğru yoldayım.

Jade Çiftliği’nde gönüllü çalışmaya iki ay önce, bir iş merkezindeki ofisimde boğulmak üzereyken, Buğday Derneği’nin yönlendirdiği Tatuta sayfasını incelemem sonucunda karar vermiştim. Türkiye’de 90’a yakın ekolojik tarım çiftliği, dışarıya gönüllü çalışma ya da isterseniz yalnızca konaklama imkanı sağlıyor. İlgi alanınıza uygun bir çiftlik seçebilirsiniz. En son baktığımda yeni bir keçi çiftliği kuruluyordu.

İtiraf etmem gerekirse benim Jade Çiftliği’ni seçmemdeki en büyük etken İstanbul’a yakınlığı olmuştu. Her ne kadar Karadeniz’in doğu kıyılarındaki çiftlikler de uzaklıkları ve yemyeşil olduğunu tahmin ettiğim bitki örtüsüyle çok çekici gelse de bu benim ilk gerçek toprağa temas deneyimim olacağından çok uzağa gitmeye pek cesaret edemeyip olabilecek en yakın çiftliğe başvurumu göndermiştim. Ama ne kadar şanslı olduğumu Berin Hanım’ın alabildiğine uzanan arazisini gördüğümde anlıyorum. O canlı yeşil ve önümüzdeki dağa kadar uzanan toprağın görüntüsü daha ilk anda nefesimi kesiyor. Bu yazıda Jade Çiftliği’nde geçirdiğim o muhteşem bir haftayı anlatacağım.

Adapazarı otobüsünden otogarda indiğimde Çeşme Meydanı’na doğrudan giden servislerinin olmadığını öğrenip biraz endişeleniyorum ama Çarşı’da indiğinizde Çeşme Meydanı aslında çok yakın. Yürüyerek bile gidilebilir. Oradan da Maksudiye dolmuşuna binmem gerek. Dolmuş şoförüne Jade Çiftliği’ni sorduğumda “Berin Abla’ya mı gidiyon sen?” cevabını alarak rahatlıyorum. Dolmuştaki bir başka hanım da “gönüllü mü?” deyince endişelerim tamamen kayboluyor. Tamam, artık geldim sayılır. Yol indi bindiler ve beklemelerle toplam dört saat sürüyor.

Fotoğraf makinem bavulda kaldığından minibüsten indiğim zaman köyün resimlerini çekemiyorum. Ama müthiş güzel bir ışık altında müthiş güzel bir köy yolu var önümde. Şimdiden büyülenmiş gibiyim. Minibüsten inip, bir otlağı geçer geçmez Jade Çiftliği’nin önündeyim. Çiftliğin görüntüsünü iyice aklıma kazımak için bir an duruyorum, çekçekli bavulumun vırıltısı kesiliyor. Nasıl güzel bir sessizlik.

Koca bir bahçenin kenarında kutu gibi bir ev. Önünde terası. Bahçeye indirilmiş masalar. Berin Hanım sımsıcak bir şekilde beni kapıda karşılıyor. Biraz sohbetin ardından, hemen bahçeye çıkıyoruz. Akşam yemeği için kabak ve pazı topluyoruz. Ben bir parti daha bahçeyi gezerken elma ağaçlarından dökülmüş sağlam elmaları topluyorum. Çok leziz, küçük, sert ve sulular. Heryerde kendiliğinden bitmiş yabani semizotlarını görünce çok seviniyorum. Ekşi ekşiler. Hiç balkonda yetiştirdiğim tatsız tuzsuz semizotlarına benzemiyorlar. Berin Hanım, salataya koyarız, deyince hevesle semizotu toplamaya çıkıyorum. Arkamdan “biz o kadar çok yedik ki artık yüzüne bakmıyoruz pek,” diyerek beni kalbimden vuruyor.

Ertesi gün cumartesi ama yağmur yağıyor, bahçede çalışabilecek gibi değil hava. Balkonda çay içerken köyün sütçü ve Çerkes peynircisi Mualla Hanım uğruyor. Mualla Hanım’a 2,5 kilo manda sütü ve bir kalıp Çerkes peyniri ısmarlıyoruz.

Ertesi gün misafirlerimiz geliyor. Senem’le Şehriban iki arkadaş, bir de Senem’in kızı minik Temmuz var. Senemler haftalık sebze ihtiyacını buradan alacak. Bahçede dağılıyoruz. Kabak, pazı, karalahana, kişniş, rezene, tere, marul topluyoruz.

Onları uğurladıktan sonra köy meydanına ekmek almaya gidiyorum. Yolda dört buzağı yan yana yatıyor. Bir süre onları izliyorum. Dönüşte de bakarım derken birden yağmur bastırıyor, sonra buzağıları ara ki bulasın. Ben de zaten eve kaçıyorum.

Salı günü en sonunda hava açıyor. Ayten, Sevinç, Cevriye ve Fatma Hanımlar ile patates topluyoruz, marul ve soğan ekiyoruz, meyve ağaçlarının altını çapalıyoruz. Ertesi gün kargoyla gönderilecek olan sebzelerin bir kısmını bugünden toplayıp kuru bir yere yerleştiriyoruz. Ben bütün görevleri yerine hakkıyla getirememiş olsam da çapalama işinde fena değilim bence. Kızlar gittikten sonra Berin Hanım’la ormandan atkuyruğu toplamaya gidiyoruz. Berin Hanım bu otları kurutup seneye bitkilerine ilaç yapacak.

Perşembe erişte yapıyoruz. Sabah sekizde dört hanımdan oluşan aynı ekip bahçeye kuruluyor. İki elle dolu dolu tutabildiğin elli avuç una elli köy yumurtası kırarsın, aldığı kadar suyla kocaman bir hamur yaparsın. Odun toplayıp bahçedeki ocağı hazırlarsın, sacın yanına da çay demliğini koyuverirsin. Cevriye Hanım hamuru yoğurur, Ayten Hanım toparlak toparlak yaptığı hamurları “yazar.” Sevinç Hanım açılan hamuru odun ateşinde pişirir. Fatma Hanım da hazır şimdilik boşta kalmışken mutfağa girer, kahvaltılık biber kızartır, masayı kurar kaldırır. Ama bu durum “pazıların,” yani pişirilmiş yuvarlak yufkamsı hamurların erişte şeklinde kesilmesi başlayana kadar sürer ancak. İşte o sırada herkesin işe koyulması gerekir çünkü o kesme işlemi sizi bütün gün oyalar. Titiz bir el işi gerekir burada, eğer çok kalın keserseniz Cevriye Hanım’dan kibar bir uyarı alırsınız; “güzelim, onları incelt, kalın olursa çirkin gözükür, mahcup oluruz.”

Derken artık gitme vakti gelir. Bir yandan eşini dostuna kavuşacağın için sevinirken öte yandan bu koca ovanın güzelliğini geride bırakacağın için hüzünlenirsin. Kuş, inek, böcek sesleri yerine araba motoru, topraktan yeşil yeşil fışkıran mis gibi bitkiler yerine otoyollar, trafik ışıkları, kaldırımlar; alabildiğine uzanan tarlalardaki ıssızlık yerine hareketi imkânsız kılan bir kalabalık. Tek tesellin arabanın bagajına doldurduğun sebze meyve, daha bugün elceğizinle kestiğin erişte, Ayten Hanım’ın eltisi Fahriye Hanım’ın arabanın camından eline tutuşturduğu hediye süs kabağı olur. Bir de Berin Hanım’ı tanımış olmanın mutluluğu tabii. Böyle işini seven, tekdüze işlerden sıkılıp bırakıvermesine rağmen bıkmadan usanmadan tohum biriktiren, onları özenle eleyen, ayıran, minik notlarla saklayan bu hoşsohbet kadının bundan sonra hayatında olacağını düşünüp sevinirsin. Kendi kendine söz verirsin; en kısa zamanda yeniden gelirim, gelmek için her fırsatı değerlendiririm. Gündelik hayatın koşuşturmacası içinde yalan dolan bahanelerle bu ziyaretleri erteleyip duracağın düşüncesini aklından uzaklaştırmaya çalışırsın.

Jade Çiftliği fotoğrafları buradan görülebilir. 

Haber No: 6800