-- GÜNCEL PROJELER:
-- GEÇMİŞ PROJELER:


Victor Ananias
101 Soruda Organik Ürün Rehberi




Ekolojik Tarımın Tanımı
Kategoriler: Ekolojik Tarım Yöntemleri, Ekolojik Ürünler
Tarih: 24-Aralık-2012
Yazdır | Arkadaşına Gönder | Yorum Ekle


Reyes Tirado'nun ekolojik tarımın ne olduğuna dair hazırladığı dokümanı sizinle paylaşıyoruz.

 

Yazı Reyes Tirado

Çeviri Yosun Akverdi

Zeina Alhajj, Arnaud Apoteker, Marco Contiero, Janet Cotter, Rafael Cruz, Natwipha Ewasakul, Gopi Krishna, Rajesh Krishnan, Aleira Lara, Lorena Luo, Isabelle Meister, Daniel M. Ocampo, Myrto Pispini, Doreen Stabinsky, Mark Strutt, Sachiyo Tanahashi, Natalia Truchi, Glen Tyler, Jan van Aken, Márta Vetier ve Pan Wenjing’in katkılarıyla.
 

Greenpeace Araştırma Laboratuvarları Teknik Belgeler 04/2009

Haziran 2009

 

Daha sürdürülebilir bir dünya için hiç durmadan çalışan ve bu dokümanın yazılmasına önayak olup bana ilham veren Mark Strutt’a (1957-2007) ithaf edilmiştir.

 

 

İçindekiler

 

Kısa tanımı                                                                                                  2

A. Ekolojik tarımın faydaları                                                                        2

B. Yıkıcı ve çevreyi kirleten mevcut tarım modeli                                       2

C. Veriler ve rakamlar (son bilimsel araştırmalara göre)                              3

Problem                                                                                            3

Çözüm                                                                                                          5

Biyoçeşitlilik                                                                                     5

Agroekolojik toprak verimliliği                                                        6

Zararlılarla kimyasal pestisit olmadan mücadele                              7

Ekolojik tarım hem bugün hem de yarınlar için besin sağlar: ekolojik

tarımın ekonomik başarısı                                                                             8

D. Soru ve cevaplar                                                                                      10

1. Genetiği değiştirilmiş ürünler açlığı yarıya indirmek için

elimizdeki çözümlerden biri. Dünyada besin kıtlığı yaşanırken

neden bu mantıklı çözüme karşısınız?                                                          10

2. Ekolojik tarımla tüm dünyayı doyurabilir miyiz?                                     10

3. Ekolojik tarım yaparak iklim değişikliğini önleyebilir miyiz?                   11

4. Ekolojik tarım işgücü arzı açısından daha mı maliyetli?                           11

5. Diğer ticari, daha az zehirli zararlılarla mücadele yöntemleri (örneğin

böceklere biyolojik müdahale, entegre haşere yönetimi, az zehirli

haşere ilaçları) ‘ekolojik’ sayılabilir mi?                                                        11

6. Organik gübreyle desteklenen topraklar ürünlerin zararlılara karşı

korunmasına nasıl destek verir?                                                                    12

7. Büyük çiftlikler de ekolojik olabilir mi?                                                   12

8. Ekolojik tarımı desteklemek için tüketiciler neler yapabilir?                    12

Kaynakça                                                                                                      14

 

 

 

Kısa tanımı

 

Ekolojik tarım toprak, su ve iklimi koruyarak sağlıklı tarım yapılmasını, bugün ve yarın için sağlıklı besinlerin üretilmesini sağlar, biyoçeşitliliği destekler ve çevreye kimyasal ilaçlar ve genetik mühendislikle zarar vermez.

 

A. Ekolojik tarımın faydaları

1. Ekolojik tarım toplumlara kendi kendilerini doyurma yeteneği kazandırır ve tüm insanlığa sağlıklı tarım ve sağlıklı beslenme şansına sahip bir gelecek sunar.

2. Ekolojik tarım toprağın erozyona uğramasını ve aşınmasını engeller, toprağın verimliliğini artırır, suyu ve doğal yaşam alanlarını korur ve sera gazlarının salınımını azaltır.

3. Ekolojik tarım hem iklim değişikliğinin zararlarını azaltma hem de adaptasyon stratejisidir. Büyük çapta karbon gömülümü sağlar ve iklim değişikliğinin etkilerini azaltmak için başka çözümler de sunar. Ek olarak tarımsal biyoçeşitlilik, tarımın geleceğin iklim koşullarına adapte edilmesi için en etkili stratejidir. Farklı ürünlerin ve türlerin aynı tarlada bir arada yetiştirilmesinin, değişken iklim koşullarına direnci artırmanın en güvenilir yöntemlerinden biri olduğu ispatlanmıştır. 

4. Ekolojik tarım biyoçeşitlilik, beslenme döngüsü, toprağın yenilenmesi ve zararlıların doğal düşmanları gibi doğal ürün ve hizmetlerden faydalanarak ve ayrıca bu ürün ve hizmetleri bugün ve yarın için bize besin sağlayan agro-ekolojik sistemlere entegre ederek hem doğaya sırtını yaslamış olur hem de doğayı korur.

 

B. Yıkıcı ve çevreyi kirleten mevcut tarım modeli

1. Yıkıcı tarım, besin üretimi için gereken temel doğal kaynaklara zarar veren pahalı, yenilenemeyen ve suni kaynaklara (fosil yakıt, agro-kimyasallar ve genetiği değiştirilmiş ürünler) dayanır.

2. Yıkıcı tarım, toprağın verimliliğini alıp götüren sentetik gübreler ve zehirli kimyasallarla doğayı kirletir, biyoçeşitliliği bozar ve doğanın zararlıları ve hastalıkları kontrol altına alma kapasitesini altüst eder.

3. Yıkıcı tarım, binlerce yıldır yerel koşullara göre kuvvetlenip gelişen tarımsal ürünlerimizin biyoçeşitliliğini tehdit eden genetiği değiştirilmiş türlerin yayılmasına neden olur ve değişen iklim koşullarına göre besin yetiştirebilme yeteneğimizi risk altına sokar. Dünya çapında besin üreticiliğini bir grup kimya şirketinin global hegemonyası altına sokarak besin güvenliğini tehdit eder.

4. Yıkıcı tarım toprağımızın, suyumuzun, iklimimizin ve ormanlarımızın geleceğini tehlikeye atar; doğal kaynakların ayrım gözetmeksizin istismarına ve suni monokültürlere (tek bir ürünün geniş alanlarda üretilmesi) dayanır.

5. Yıkıcı tarım global insan kaynaklı iklim değişikliğine neden olan gaz salınımının temel kaynaklarından biridir. Tarım kaynaklı direkt salınan gazlar, esas olarak çiftlik hayvanlarının ürettiği metan gazı ve azotlu gübrelerden kaynaklanan nitro oksittir (diazot monoksit). İklim değişikliği dünya çapında besin üretimini ciddi bir şekilde etkileyecektir.

6. Yıkıcı tarım agro-kimya şirketleri tarafından dayatılan bir tarım modelidir. Bu şirketlerin temel amacı pestisit (haşere ilacı), sentetik gübre ve genetiği değiştirilmiş tohumların satışından kâr etmektir, dünyayı beslemek değil. Bu şirketler devletler tarafından desteklenir, teşvik ve sübvanse edilir.

 

C. Veriler ve rakamlar (son bilimsel araştırmalara göre)

Problem

Yıkıcı tarım besin üretimi için gereken temel doğal kaynaklara zarar veren, yenilenemeyen ve suni kaynaklara (fosil yakıt, agro-kimyasallar ve genetiği değiştirilmiş ürünler) dayanır.

 

Fosil yakıt: Endüstrileşmiş ülkelerde tarımda kullanılan fosil yakıt, ülkenin toplam tüketiminin yüzde 20’si kadarına denk gelir (Pimentel ve dig., 2008). Çoğunlukla doğal gazdan ama bazı ülkelerde kömür ve ağır yakıttan elde edilen kimyasal gübreler, tüketilen bu petrol enerjisinde en büyük paya sahiptir (yaklaşık yüzde 1,5; ancak Hindistan gibi bazı ülkelerde bu oran yüzde 3’ten de fazla). Sulama ve makinelerde kullanılan dizel yakıt (mazot) ile böcek ilacı yapımında kullanılan petrol, kullanılan toplam yakıtın yüzde 1’ine tekabül eder (Bellarby ve dig., 2008). Fosil yakıta böylesine bağımlı olmanın sonucu olarak tahıl fiyatları, petrol fiyatlarındaki dalgalanmalardan birebir etkilenir.

Agro-kimyasallar: Sentetik nitrojen gübrelerin kullanımı 1961-2006 yılları arasında global olarak sekiz kat arttı; aynı süreçte tahıl mahsulü ise 1,5 katı arttı (FAO-Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü istatistikleri, 2009).

 

Tablo.1

ABD’de kimyasal böcek ilacı kullanımı 1945 ila 2000 yılları arasında 10 kat artarken böceklerin verdiği zarar yüzünden kaybedilen mahsül miktarı ise bu süre içinde iki katına çıktı (Pimentel 2005). Bu kimyasal yoğunluğun maliyeti, yılda 1 ila 5 milyon arasında pestisitten zehirlenme vakası olarak tahmin ediliyor (UNEP 2004). Pek çok böcek ilacı probleminin, dolayısıyla kimyasal girdilere bağımlılığın daha kötü sonucu ise monokültürlerin yayılması ve ürün çeşitliliğinde azalmadır (Letourneau ve Bothwell, 2008).

Yeraltı sularının kirlenmesi, balıkçılıkta zaiyat, zararlı böceklerle mücadele eden doğal düşmanların azalması ve bu böceklerin direncinin artması, tarımda böcek ilacına bağımlılığın sonucunda ortaya çıkan problemlerin sadece birkaçı. Pestisitler aynı zamanda global biyoçeşitliliğin kaybına ve amfibilerin sayısının azalmasına da neden oluyor (Rohr ve diğerleri, 2008).

Yakın zamanda yürütülmüş bir çalışma, pestisitlerin tarıma yeni bir tehdit daha oluşturduğunu ortaya koydu. Bazı pestisitlerin, baklagillerdeki biyolojik azot fiksasyonu mekanizmasına zarar verdiği tespit edildi; bu durum bir mevsimde ekili mahsulün tahminen üçte birinin kaybına ve toprağın verimliliği için gerekli olan baklagil ekim rotasyonunun daha az etkili olmasına neden oluyor (Fox ve diğerleri, 2007).

Tarım alanlarında toprağın bozulmasına ve verimlilik kaybına neden olan kimyasal gübreler aynı zamanda kirliliğe ve göl, nehir ve okyanuslarda ölü bölgelerin oluşmasına da neden oluyor (Carpenter, 2008, Galloway ve diğerleri, 2008). Azotlu gübreler güçlü sera gazı nitro oksit (N2O=diazot monoksit) salınımının da nedeni (Bellarby ve diğerleri, 2008) Fosforlu gübreler ise yenilenemeyen bir kaynak ve mevcut kanaklara göre yaklaşık 50-100 yıl yok olmuyor (Cordell ve dig., 2009).

Genetiği değiştirilmiş tohumlar: Genetik yapının değiştirilmesi, tarım ürünlerinin biyoçeşitliliğini tehdit eden, insan sağlığı ve çevre için potansiyel riskler yaratan gereksiz ve çağdışı bir teknoloji. BM’in Tarımsal Değerlendirme’si (International Assessment of Agriculture Science and Technology for Development-Kalkınma için Tarımsal Bilgi, Bilim ve Teknoloji Uluslararası Değerlendirme), GDO teknolojisinin dünyanın açlık krizini çözmek için uygun olmadığını ortaya koydu. (IAASTD, 2009). Agroekolojik sistemler, besin güvenliğini sağlayabildiklerini, çok ve değişken streslere rağmen (hastalıklar, zararlılar ve kuraklık gibi) çözebildiklerini kanıtlarken genetik yapının değiştirilmesi tekniği, bu başarılara ulaşabildiğini kanıtlayamadı. Sektörde genetiği değiştirilmiş olup da daha verimli, kuraklığa dayanıklı, besin değeri artmış ya da başka bir ilgi çekici özellik kazandırılmış bir tek tarımsal ürün yok. Genetik yapısı değiştirilmiş ürünler büyük agro-kimya şirketleri tarafından üretiliyor, kendi kârlarını artırmak için patent hakkı alınarak kontrol altına alınıyor. Tohumlar üzerindeki patent hakkı pek çok ülkede tohum fiyatlarının artmasına neden oldu, genetiği değiştirilmemiş tohumlara ulaşımı kısıtlanıp engelleniyor; patent sahibi şirketlerle çiftçiler ve diğer pay sahipleri arasında hukuk davalarına neden oluyor.

Agro-kimya şirketleri pestisit, sentetik gübre ve genetik yapısı değiştirilmiş tohumların satışından kâr elde etme hedefleriyle yıkıcı tarımı destekliyor; dünyayı besleme hedefini değil. Global besin krizinin göbeğinde, girdilerin fiyatının artmasıyla agro-kimya şirketlerinin kârları büyümeye devam etti. Örneğin, ABD Tarım Bakanlığı “tohum için ödenen fiyatların 2008’de yüzde 27 arttığını, 2009’da ise yüzde 7 daha artacağını tahmin ettiklerini”; “2008’de gübre için ödenen miktarın ise yüzde 68 arttığını” açıkladı (USDA, 2009). Dünyanın ticari tohum arzı, sadece birkaç şirketin elinde ve bu şirketler çiftçileri ve devletlere ait bitki üretim kurumlarını kontrol edebiliyor. Şu anda en büyük 10 tohum şirketi, dünya tescilli tohum piyasasının yüzde 67’sini elinde bulunduruyor; ilk üç şirketse (Monsanto, DuPont, Syngenta) neredeyse pazarın yüzde 50’sini kapmış durumda (ETC, 2008).

 

Çözüm

Ekolojik tarım biyoçeşitlilik, beslenme döngüsü, toprağın yenilenmesi ve zararlıların doğal düşmanları gibi doğal ürün ve hizmetlerden faydalanarak ve ayrıca bu ürün ve hizmetleri bugün ve yarın için bize besin sağlayan agro-ekolojik sistemlere entegre ederek hem doğaya sırtını yaslamış olur hem de doğayı korur.

Ekolojik tarım modeli bilimsel verilere dayanır:

 

Biyoçeşitlilik

Çeşitliliğe dayalı tarım, değişen iklim koşullarına rağmen besin güvenliğini sağlamak için tek etkili modern teknolojidir. Biliminsanları çeşitliliğin, ister vahşi doğada ister tarımsal alanlarda olsun, ekosistemdeki büyük değişikliklere karşı doğal bir sigorta olduğunu söylüyor (Chapin ve dig., 2000, Diaz ve dig., 2006, McNaughton,

1977). Bir tarım alanında farklı tarım ürünleri ve türleri yetiştirmek, tahmin edilemeyen iklim değişikliklerine direnci artırdığı kanıtlanmış çok güvenilir bir tarım yöntemi. Saf türlerin stres toleransını artırmanın en iyi yolu, Markör Yardımıyla Genetik Islah (MAS-Marker Assisted Selection) gibi genetik mühendislik gerektirmeyen modern üretim teknolojileridir. Ayrıca genetiğiyle oynanmış bitkilerin değişken iklim ortamında besin güvenliğini artırdığına dair herhangi bir kanıt da yok.

Bu çeşitlendirme stratejisi yeni pek çok yeni bilimsel data ile desteklendirilebilir. Örneğin:

 

• ABD’nin Michigan eyaletinde ziraatçılar üç yıl boyunca monokültür ekilen tarım alanlarıyla farklı seviyelerde karışık ekim yapılan tarım alanlarından alınan mısır mahsullerini karşılaştırdılar. En yüksek çeşitlilik oranına sahip tarlalardan (üç tarımsal ürün, artı üç koruyucu örtü bitkisi olan) gelen mahsulün, devamlı bir şekilde monokültür ekilen tarlalardan alınan mahsulden yüzde 100 daha fazla olduğunu tespit ettiler. Tarımsal ürünün çeşitliliği toprağın verimliliğini artırmış, kimyasal girdilere olan ihtiyacı azaltmış ve bir yandan da mahsul yüksek getirili olmuştu (Smith ve dig., 2008).

• İtalya’da yağmur sularıyla beslenen buğday tarlalarında yüksek genetik çeşitlilik, kuru şartlarda mahsul kıtlığını azaltıyor. Yağışın yüzde 20 düştüğü bir senaryoda, buğday mahsulü dramatik bir şekilde düşer. Ancak çeşitlilik arttığında, bu düşüş tam tersine döner ve mahsul ortalamanın üzerine çıkar (Di Falco and Chavas, 2006, 2008).

 

Agroekolojik toprak verimliliği

Baklagiller yetiştirmek ve/veya kompost, hayvan dışkısı ya da yeşil gübre eklemek, topraktaki organik maddeleri ve dolayısıyla toprağın verimliliğini artırmanın akıllıca yolları arasında. Doğal besin döngüsü ve azot fiksasyonu, sentetik gübrelere ihtiyaç kalmadan verimliliği sağlar; ayrıca çiftçilerin suni eklentiler için ayırdığı masraf kalemini küçültür. Sonuç olarak daha sağlıklı, organik madde açısından zengin, suyu tutma kapasitesi daha yüksek ve erozyona daha az eğimli bir toprak elde edilir.

Organik gübrelerin genellikle ucuz ve yerel kaynaklardan kolayca temin edilebilir olması, ekolojik tarımı daha güvenli yapar ve çiftçiyi dış girdilerin erişilebilirliği ve fiyat dalgalanmalarına karşı daha az hassas kılar. Tarım topraklarında karbonun sekestrasyonu (tecridi) da ayrıca iklim değişikliğinin etkilerinin azaltılmasına belirgin bir katkıda bulunur.

Ekolojik tarım, toprağın doğal verimliliğini ortaya çıkarıp randımanını artırmayı hedefleyerek girdilerin en iyi şekilde değerlendirilmesine imkân tanır. Organik gübreler ve ayrıca biyo-pestisitler aşırı derecede kullanılabilir; ekolojik tarım herhangi bir girdinin aşırıya kaçmadan en etkili şekilde kullanılmasını amaçlar.

• 77 yayımlanmış çalışmadan elde edilen datanın meta analizi, yeşil gübre olarak kullanılan azot fiksasyonunu sağlayan baklagillerin, mevcutta kullanılan sentetik azotlu gübrelerin tamamının sağladığının yerine -besin üretiminde bir kayba neden olmaksızın- biyolojik olarak fikse edilmiş azot üretebileceğini ortaya koyuyor (Badgley ve dig., 2007).

• Avrupa’daki çiftlikler üzerinde sürdürülen 21 yıllık bir çalışmaya göre organik olarak gübrelenen toprakların sentetik gübrelenenlere oranla daha istikrarlı olduğu, verimliliğinin daha fazla olduğu ve (mikrop ve yersolucanları dahil olmak üzere) daha yüksek biyoçeşitliliğe sahip olduğu tespit edildi (Mäder ve dig., 2002).

• ABD’deki elma bahçelerinde yeşil gübre kullanımı (kimyasal gübre kullanımıyla karşılaştırıldığında) topraktaki biriken karbonu, çeşitliliği ve yararlı mikropların miktarını artırıyor; atmosfere yayılan azot oksidi korurken su kütlelerinde yitirilen nitrat miktarını da azaltıyor (Kramer ve dig., 2006).

• Organik tarım yöntemleri, pek çok gelişmekte olan ülkenin karşı karşıya olduğu toprağın verimliliğinin giderek azalması trendini tersine çevirmeye yardımcı oluyor. Toprak erozyonu, asitlenme ve organik madde açısından fakirleşme gibi problemlere karşı, toprağın verimliliğini ve biyoçeşitliliği artıran agroekolojik yöntemler kullanılabilir (Eyhorn, 2007).

 

Zararlılarla kimyasal pestisit olmadan mücadele

Ekolojik tarım sayesinde, pestisit kullanmadan da tarım alanlarında zararlılarla mücadele etmek ve araziyi zararlılara karşı daha dirençli kılmak mümkün.

Tarımla uğraşanlar bitki zararlısı problemlerine çeşitli tarım ürünlerinin bir arada ekme yöntemini ve yerel kaynaklardan temin edebilecekleri düşük girdili teknolojileri kullanarak uzun vadeli çözümler bulabilirler. Zararlılarla ekolojik mücadelenin temelinde agroekosistemin “bağışıklığını” artırmak ve sağlıklı toprak ile sağlıklı bitkileri desteklemek yatar (Altieri and Nicholls, 2005). Çiftçiler, bir yandan zararlıların performansını engelleyebilen bir yandan da zararlıların istilasına daha dayanıklı agroekosistemler tasarlayarak zararlıları büyük ölçüde azaltabilir (Gardiner ve dig., 2009). Son birkaç onyılda yürütülen anaakım araştırmaların gündeminde daha çok zararlılarla kimyasl mücadele yatmış da olsa belirli bazı zararlılarla mücadelede agroekolojik yöntemlerin de başarılı olduğunu ortaya koyan çalışmalar da yürütülmüştür. Birkaç örnek verelim:

• 1998 ile 1999 yıllarında Yünnan’da, Çinli biliminsanlarıyla çiftçilerin oluşturduğu eşsiz bir işbirliği sayesinde araştırmacılar pirinç mantarıyla (yaygın bir pirinç hastalığı) mücadelede biyoçeşitliliğin faydalarını ortaya koydu (Zhu ve dig. 2000). Çin çapında binlerce tarım alanında birkaç pirinç türünün karışımını yetiştirdiler ve hastalığa duyarlı pirinç türlerini daha dirençli türlerle bir arada yetiştirmenin sonucunda yüzde 89 daha fazla mahsul aldılar. Ayrıca monokültür yetiştirmeye oranla yüzde 94 daha az mantar vakasıyla karşılaştılar. İki yıllık programın ardından artık Çin’de mantar önleyici spreylerin kullanımı durdu. Bu yaklaşım, bitki genetiği üzerine çalışan şirketlerce zorla kabul ettirilen ve tüm tarım faliyetlerinde giderek yaygınlaşan aşırı monokültür yetiştiriciliğinden dönülebileceğini gösterdi (Wolfe, 2000, Zhu ve dig., 2000, Zhu ve dig., 2003).

• Afrika’da Uluslararası Böcek Fizyolojisi ve Ekoloji Merkezi’ndeki (ICIPE-International Centre of Insect Physiology and Ecology) biliminsanları darı sapkurduyla kimyasal ilaçlara başvurmadan savaşabilmek için bir itme-çekme sistemi geliştirdiler. Darı tarlalarının sınırlarına ekilen otlar zararlı böcekleri darılardan kendilerine çekiyor (çekme) ve darıyla birlikte yetiştirilen iki bitki türü (şeker kamışı ve bir tür dane baklagil olan legume silverleaf) zararlıları mahsulden çekiyor (itme) (Hassanali ve dig., 2008, Khan ve dig., 1997). İtme-çekme sistemi Kenya’da 4000’in üzerinde, Uganda ve Tanzanya’da ise yakalaşık 500 çiftçi tarafından test edildi ve son derece etkileyici sonuçlara ulaşıldı. Bu sistemin uygulandığı tarlalarda yüzde 40 ila 90 arası daha az sapkurdu istilası yaşandı ve tek başına darı ekilen tarlalara oranla ortalama yüzde 50 daha fazla mahsul elde edildi. Ek olarak örneğin sapkurdu ve striga’dan (bir çeşit canavarotu) muzdarip yarıkurak Suba bölgesinde, çiftçiler daha fazla süt ineğinin yemini elde ettikleri mahsulle desteklemeye başlayınca süt üretimi de arttı. Kenya’daki dört farklı bölgede yedi yıl boyunca itme-çekme sistemini kullanan çiftçiler, tek tür yetiştiren çiftçilere oranla hektar başına ortalama yüzde 74 daha fazla gelir elde etti. (Hassanali ve dig., 2008).

• Hindistan’ın Andhra Pradesh eyaletinde son birkaç yıldır pestisitsiz tarım devrimi yaşanıyor. Yerel kaynaklar ve geleneksel yöntemlerin modern bilimle desteklenmesiyle oluşturulan bu pestisitsiz yaklaşım, çiftçiye hem ekolojik hem de ekonomik olarak fayda sağladı. Bu tür uygulamalarla zarara uğrayan mahsulün oranı kimyasal pestisit kullanmadan yüzde 10-15 azatılabiliyor; bu sayede ürünü korumanın maliyeti de düşük oluyordu. Birkaç köyde ulaşılan başarı giderek yayıldı ve 1,5 milyon hektara ulaştı. Sonuçta eyalet çapında 18 bölgede yer alan 1800 köyde yaşayan 350 bin çiftçi bu uygulamalardan faydalandı. 50 köy pestisitten arındırıldı, 7 köy ise tamamen organik tarıma geçti (Ramanjaneyulu ve dig., 2008). Benzer bir diğer örnekse Kurak Alan Bitkileri Merkez Araştırma Enstitüsü’nün (CRIDA- Central Research Institute of Dryland Agricuture) yürüttüğü genetik yapısı değiştirilmiş Bt pamuk2 ve non-Bt pamuğun pestisitsiz yönetim performansının ulaştığı başarı. Bu çalışma, non-Bt pamuğun pestisitsiz yönetiminin, Bt pamuğun pestisitli ya da pestisitsiz yönetimine göre daha ekonomik olduğunu ortaya koydu (Prasad ve Rao, 2006).

 

Ekolojik tarım hem bugün hem de yarınlar için besin sağlar: Ekolojik tarımın ekonomik başarısı

Sentetik gübre ya da pestisitlerin kullanılmadığı, biyoçeşitlilik temelli ekolojik tarım yöntemleriyle, özellikle gelişmekte olan ülkelerde geleneksel tarım sistemleri kullanılarak elde edildiği kadar mahsule ulaşmak mümkündür. Yakın tarihte yapılan bir metaanalizine göre global anlamda ekolojik tarımla, hektar başına konvansiyonel yöntemlerle elde edilebileceğinden ortalama yüzde 30 daha fazla besin elde edilebiliyor; gelişmekte olan ülkelerde organik tarımla hektar başına yüzde 80 daha fazla besin üretilebiliyor (Badgley ve dig., 2007).

Ekolojik tarım mevcut yıkıcı tarım modelinin yıkıcılığına karşı en gelecek vadeden, gerçekçi ve ekonomik açıdan uygulanabilir çözüm yöntemi. BM’nin yakın zamanda yürttüğü bir çalışmada Afrika’daki 15 organik tarım örneği derinlemesine analiz edilmiş ve mahsullerde hektar başına verimliliğin arttığı, çiftçilerin gelirinin yükseldiği, daha fazla çevresel fayda elde edildiği, toplumsal yapının kuvvetlendiği ve beşeri sermayenin kalitesinin arttığı görülmüştür. Organik tarım çevreye herhangi bir zarar vermeden tarımsal verimliliği artırabilir ve düşük maliyet, yerellik ve uygun teknoloji aracılığıyla gelirin artmasını sağlayabilir (UNEP and UNCTAD, 2008).

Ekolojik tarım, son derece kârlı bir sistemdir. Örneğin Avrupa çapında yürütülen bir araştırma, organik çiftliklerin en az konvansiyonel tarım yapan çiftlikler kadar ortalama kâr elde ettiğini ortaya koymuştur (Offermann ve Nieberg, 2000). ABD’nin batısındaki konvansiyonel ve entegre tarım yapılan elma bahçeleriyle organik çiftlikler karşılaştırıldığında, organik çiftliklerde yetiştirilen elmaların daha tatlı ve az mayhoş olduğu tespit edildi (Reganold ve dig., 2001).

Wisconsin’de (ABD) on yıl süresince yürütülen bir araştırmada biliminsanları, yüksek biyoçeşitliliğe sahip ve pestisit ya da kimyasal gübre kullanılmayan tarım alanlarının kimyasal kullanılan monokültürlere göre daha kârlı olduğunu tespit etti (Chavas ve dig., 2009).

 

Tablo.2

Ekolojik tarımın ekonomik faydalarına bir örnek de Andhra Pradesh’te (Hindistan) tarım faaliyetlerinin maliyetini azaltmak ve çiftçilerin gelirini artırmak amacıyla yürütülen Pestisitsiz Yönetim programının başarısıdır. Kimyasal pestisitlere hektar başına ödenen 600 ila 6000 Hint rupeesi (15-150 ABD doları) kadar tutar tasarruf edilerek mahsule zarar vermeden ziraat maliyetleri belirgin bir oranda düşürülmüştür (Ramanjaneyulu ve dig., 2008). Bu başarı Hindistan başbakanının dikkatini çekmiş, ve Ulusal Tarım Kalkındırma Projesi olarak seçilerek sonraki beş yıl boyunca 5000 köyde (10 milyon hektarlık tarım alanına tekabül ediyor) uygulanacak şekilde yaygınlaştırılmıştır.

Ekolojik tarım vatandaşlar için de belirgin bir tasarruf anlamına gelir. Örneğin İngiltere’de tüm tarım sistemi organik tarıma dönüştürülürse, çevre koruma faaliyetlerinin maliyetinde yılda yaklaşık 1 milyar sterlin (1,5 milyar ABD doları) tasarruf edilebilirdi (Pretty ve dig., 2005).

Ekolojik tarım uygulamaları, yüksek kalitede mahsul üretmek için çok az ya da hiç dış girdiye ihtiyaç duymaması, yerel ve doğal kaynaklar kullanılarak yapılabilmesi nedeniyle yoksul ve küçük toprak sahipleri için de idealdir; tarımda daha çeşitli ve strese dayanıklı bütünsel sistemik bir yaklaşımın özümsenmesini kolaylaştırır (UNEP-Birleşmiş Milletler Çevre Programı ve UNCTAD-Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı/Örgütü, 2008).

Birleşmiş Milletler’in Tarımsal Değerlendirme’sinde (International Assessment of Agriculture Science and Technology for Development-Kalkınma için Tarımsal Bilgi, Bilim ve Teknoloji Uluslararası Değerlendirme) besin güvenliği hakkında yazıldığı gibi “sürdürülebilir tarımı destekleyen politikalar, agroekolojik yaklaşımlar ve organik tarım gibi yoksulluğu azaltan ve besin güvenliğini artıran teknolojik yenilikleri teşvik eder” (IAASTD, 2009) Global Summary, Options for Action).

 

D. Soru ve cevaplar:

 

1. Genetiği değiştirilmiş ürünler açlığı yarıya indirmek için elimizdeki çözümlerden biri. Dünyada besin kıtlığı yaşanırken neden bu mantıklı çözüme karşısınız?

Genetiği değiştirilmiş organizmaların değişen iklim koşullarına karşı besin güvenliğini artırabileceğine dair elimizde hiçbir kanıt yok. Besin güvensizliği birkaç faktöre bağlı: endüstriyel tarım, iklim değişimiyle alakalı olarak zamansız hasat, gıdanın adaletsiz dağılımı, tüketim alışkanlıklarındaki değişimler, tarımsal meta üzerinden yürütülen spekülasyonlar ve agroyakıta hücum.

Genetik mühendislik mahsulü artırmıyor ve genetiğiyle oynanmış ürünler ısıdaki aşırı dalgalanmalara dayanamıyor. Artan kritik biyoçeşitlilikten çok genetik mühendislik dünyanın doğal biyoçeşitliliğini öngörülemez ve kontrol edilemez bir şekilde bozma riski oluşturuyor. 1996’dan bu yana 57 ülkede 216 genetiği GDO’ya maruz kalmış mahsul vakasıyla karşılaşıldı (www.gmcontaminationregister.org).

Genetik mühendislik ayrıca çiftçiler için hem pahalı hem de riskli. GDO’lu tohumlar, üzerlerinde patent hakkı iddia edilebildiğinden dolaylı olarak gıdanın fiyatında bir artışa da neden oluyor; bunun sonucunda yoksulluğu, açlığı dindirmek ya da gıda egemenliğine karşı duruş sergilemek gibi bir meselesi yok. Bu analiz, 2008 Kalkınma için Tarımsal Bilgi, Bilim ve Teknoloji Uluslararası Değerlendirme (IAASTD) raporunda paylaşıldı. Dünyanın dört bir yanından gelen 400’ün üzerinde biliminsanının katkılarıyla hazırlanan değerlendirme, genetik yapısıyla oynanmış mahsullerin Binyıl Kalkınma Hedefleri’ne ulaşmaya ya da açlığı ortadan kaldırmaya bir katkısı olmadığını ortaya koydu.

 

2. Ekolojik tarımla tüm dünyayı doyurabilir miyiz?                                          

Evet, bunu yapabiliriz. Ekolojik tarım, yıkıcı tarımın kötü çevresel etkilerini azaltırken tüm insanlık için yeteri kadar gıda üretimini de mümkün kılar. Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) ve Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) gibi uluslararası kurumlar ve üniversitelerdeki biliminsanlarının son çalışmaları, ekolojik sistemlerin özellikle yoksulluk ve açlığın en şiddetli yaşandığı bölgelerde gıda güvenliğini artırdığını ortaya koyuyor (IAASTD, 2009).

Genetik yapısı değiştirilmiş tohumlar ve patent hakları gıda güvenliği için bir tehdit oluşturabilir. BM Tarım değerlendirmesinde belirtildiği gibi “Özellikle gelişmekte olan ülkelerde patent gibi enstrümanlar maliyetleri artırabilir, tarımla uğraşan bireylerin ya da kamu araştırmacılarının deneyler yapmasına mani olur; ayrıca gıda güvenliğini ve ekonomik sürdürülebilirliği artıran yerel uygulamaları da baltalar.” (IAASTD, 2009).

Suni gübre ve pestisitler gibi dış girdilere bağımlılığı minimize eden eko-tarım sistemlerinde çiftçileri ve tarım işçilerini desteklemek, UNEP’in açlıkla mücadelede ve dünya çapında gıda güvenliğini geliştirmek için önerdiği üç orta vadeli öneriden biri (Nellemann ve dig., 2009).

 

3. Ekolojik tarım yaparak iklim değişikliğini önleyebilir miyiz?           

Evet, kesinlikle. Mevcut yıkıcı tarım modeli, en büyük global seragazı emisyonu kaynağı. Ekolojik tarım aslında hem iklim değişikliğinin etkilerini azaltma hem de adaptasyon stratejisi:

• Sentetik gübre kullanımını azaltan ve karbon açısından zengin verimli toprağı destekleyen etkili bir ekolojik tarım uygulaması, global tarımsal emisyonu yüzde 70’lere kadar azaltabilir.

• İklim değişikliğinin etkilerini azaltmak için ekolojik tarım uygulamalarında anahtar sağlıklı, karbon açısından zengin topraktır. Yüklü miktarda karbon gömülümü sağlar ve aynı zamanda sağlıklı tarım için kimyasal olmayan, biyoçeşitliliğe meydan veren bir ortam yaratır.

• Emisyonu belirgin miktarlarda azaltmak için gübrenin aşırı kullanımının önüne geçilmelidir. Bu üç açıdan kazanç sağlar: Çiftçiler sadece bitki için gerektiği kadar gübre kullanarak tasarruf eder, emisyon oranı belirgin bir miktarda azaltılır ve göl, nehir, okyanus ve yeraltı sularında nitrat kirlenmesi azalır. Baklagiller yetiştirmek ve/veya kompost, hayvan gübresi ya da yeşil gübre eklemekle doğal besin döngüsü ve nitrojen fiksasyonu ortaya çıkar ve sentetik gübrelere gerek kalmadan verilmlilik artırılır. Aynı zamanda çiftçilerin suni girdiler için harcadıkları para azalır; daha sağlıklı, organik madde açısından zengin, suyu daha iyi tutabilen ve erozyona dayanıklı bir toprak elde edilir.

• Gelişmiş ülkelerde azaltılan et tüketimi, besi hayvancılığının meydana çıkardığı sera gazları emisyonunun azaltılmasına katkıda bulunur.

 

4. Ekolojik tarım işgücü arzı açısından daha mı maliyetli?

Evet ve bu sayede ekolojik tarım, yoksul kırsal kesimde çiftçilerin maliyetlerini artırmadan istihdam yaratır: kimyasallardan tasarruf edip bu tasarrufu işgücüne harcayabilir; oluşan fayda Amerikalı ya da Alman bir kimya devi şirkete değil, yerel işgücüne akar.

Ekolojik çiftliklerde genellikle dış girdileri karşılamak için çiftçi kendi emeğini ortaya koyar. Sentetik gübreler ve pestisitler, yönetsel uygulamalar ve çiftlikte kendi ürettikleri girdilerle (hayvan gübresi, kompost vs.) karşılanır.

Bu yüzden pahalı agrokimyasallarla işgücüne daha fazla yatırım yapmak arasında bir alışveriş vardır. Ancak çalışmalar genelde ekolojik tarımın dışarıdan girdileri azaltarak çiftçinin kârını arttırdığını ve yerel istihdama daha fazla katkıda bulunduğunu ortaya koyuyor (Scialabba ve Hattam, 2002).

 

5. Diğer ticari, daha az zehirli zararlılarla mücadele yöntemleri (örneğin

böceklere biyolojik müdahale, entegre haşere yönetimi, az zehirli

haşere ilaçları) ‘ekolojik’ sayılabilir mi?

Genelde sayılamaz. Tarım sistemini ekolojiğe dönüştürme sürecinde kimyasal girdileri biyolojik ya da organik muadilleriyle değiştirme adımı kabul edilebilir. Ancak sadece bir girdiyi diğeriyle değiştirerek çiftçiler ekolojik tarım sistemine geçiş yapmış sayılmaz. Ekolojik tarım için çiftliğin fosil yakıt, agrokimyasallar ve genetik mühendisliğe dayalı mevcut yıkıcı tarım sistemi bozulup biyoçeşitliliğe ve doğanın kaynak ve hizmetlerine dayanan yeni bir sistem tasarlanmalıdır.

 

6. Organik gübreyle desteklenen topraklar ürünlerin zararlılara karşı korunmasına nasıl destek verir?

Sağlıklı bir toprak, sağlıklı ürün demektir. Araştırmalar bir tarım ürününün hastalık ve zararlılara direnci ve tolerasyonunun, toprağın optimal özellikleriyle alakalı olduğunu gösteriyor. Organik gübreyle beslenen toprakta yetişen ürünlerde genel olarak daha az otobur böcekler bulunur. Buna karşın organik olmayan gübrelerin aşırı kullanımı besin dengesizliğine neden olabilir ve bitkinin böceğe direncini azaltır (Altieri ve Nicholls, 2003).

 

7. Büyük çiftlikler de ekolojik olabilir mi?                                  

Evet. Agroekolojik prensipler her büyüklükte çiftliğe uyarlanabilir bu nedenle direkt çiftlikteki kaynakların ve doğal kaynakların kullanımı sayesinde –ki büyük ölçekli çiftliklerde coğrafi ve toplumsal açıdan bunların kullanımı son derece mantıklıdır- bu çiftlikler de ekolojik olabilir.

Farklı çeşitlerin bir arada ekimi, tarım alanları arasında ya da sınırları boyunca vahşi doğayı yaşatmak gibi yaratıcı biyoçeşitliliği artırma ve doğayla omuz omuza çalışma yaklaşımlarını kullanan çok sayıda büyük çiftlik var.

• Montana’da (ABD) Bob Quinn ailesine ait 1500 hektarlık tarım alanında organik tarım yapmaya başladı: farklı buğday türleri (khorasan, durum, hard red winter and soft white), karabuğday, ayrıca arpa, keten, mercimek, yonca (yeşil gübre ve saman balyaları için) ve bezelye (yeşil gübre için) yetiştirmeye başladı. Beş yıllık rotasyonu böcekleri, hastalıkları ve zararlı otları yok etti ve toprağın kalitesini artırarak birinci sınıf mahsul elde etmesini sağladı.

Endüstri bitkisi yetiştirme tercihini o sezonun toprak testinde çıkan nitrojen seviyesine göre yaptı: “Burada Büyük Ovalar’ın kuzeyinde tarım alanları o kadar büyük ki kompost ya da gübreyi yaymak imkânsız. Onun yerine Quinn, Yeşil gübre kullanıyor.

“Organik tarım konvansiyonel tarımdan kesinlikle daha eğlenceli ve kârlı,” diyen Quinn ekliyor: “Bu dönüşüm beni daha iyi bir çiftçi haline getirdi çünkü tarlalarım, ürünlerim, zararlı otlar ve hastalıklar hakkında bir şeyleri gerçekten çalışıp öğrenmeye zorlandım.” (Rodale Institute, 2003).

 

8. Ekolojik tarımı desteklemek için tüketiciler neler yapabilir?

Besin alın. Çok fazla yemeyin. Daha çok ot yiyin.

Michael Pollan’ın bu sözlerini seviyoruz çünkü biz tüketicilerin üreticileri nasıl çatal ve bıçaklarımızı kullanarak destekleyebileceğimizi özetliyor.

Besin alın. Neler yediğinizi bir düşünün: Gerçek besin mi alıyorsunuz yoksa genetiğiyle oynanmış, plastiklere ve kimyasallara bulanmış, toprak ve güneş yardımıyla değil, biyoteknoloji ve fosil yakıtla yetiştirilmiş besinleri mi? Besinleri çiftlikten çıktığı haline en yakın şekilde alıp kendiniz pişirip yemeyi deneyin. Çiftlikleri ve çiftçileri destekleyerek kendinize hem sağlık, hem mutluluk hem de bütçenize tasarruf sağlayabilirsiniz. Mümkün mertebe mevsimsel ürünleri tüketin; hem yerel üreticileri desteklemiş olacaksınız hem de daha fazla lezzete kavuşacaksınız.

Çok fazla yemeyin. Aşırı tüketim ve israftan uzak durun. UNEP’in Şubat 2009 tarihli besin güvenliği raporuna göre günümüzde üretilen besinlerin yarısından fazlası ya tüketilmeden kayboluyor ya da besin zincirimizdeki verimsiz kullanım ve aşırı tüketim nedeniyle çöpe gidiyor. İngiltere’de her yıl satın alınan besinin yaklaşık üçte biri yenmiyor (Nellemann ve dig., 2009). Daha az, ancak ekolojik çiftliklerde yetiştirilmiş, daha kaliteli besinleri satın almayı deneyebilirsiniz.

Daha çok ot yiyin. Besin zincirinin alt basamaklarından tüketin; diyetinizin merkezine daha çok bitkisel ürünleri koyun. Et ve süt ürünleri seviyorsanız onlara daha çok lezzetlendirici ve özel günlerde tüketilecek besinler olarak görmeyi alışkanlık haline getirin. Daha kaliteli, küçük porsiyonlar olarak az tüketin. Bitkilerde yetişen kaloriler enerji, toprak, su, işgücü, besinler ve iklim değişikliğine neden olan gazlar açısından, et ve hayvansal gıdalardaki kalorilere oranla daha verimlidir (Galloway ve dig., 2007, McAlpine ve dig., 2009). Ette kalori üretmek için gereken ortalama fosil yakıt, bitkilerdekine oranla 10 kat daha fazladır (Bellarby ve dig., 2008, Pimentel ve Pimentel, 2003). Bitkisel temelli bir beslenme tarzı, sağlığımız, iklimimiz, ormanlarımız, nehirler ve okyanuslarımız ve global besin güvenliği için çok daha önemlidir; ayrıca besin fiyatlarının daha aşağıda kalmasına yardımcı olur (Nellemann ve dig., 2009).

 

Neler yediğimiz üzerine birkaç not:

- UNEP’e göre hayvanları beslemek için ayırdığımız tahılları insanlar için kullanabilsek, yılda 3,5 milyar insanı doyurabilirdik. UNEP’in besin güvenliğini artırmak için önerdiği yedi maddeden ikisi hayvan besininde kullanılan tahılları ve yemeklik balığı azaltmak ile tüketim alışkanlıkları konusunda bilinç kazandırmak (Nellemann ve dig., 2009).

- Mevcutta küresel hayvan üreticiliği endüstrisinde yetiştirilen kümes hayvanlarının yüzde 72’si ile domuzların yüzde 55’ine, dünyanın başka bir bölgesinden gelen besinler veriliyor ve bu hayvanlar üretildikleri yerden çok uzakta tüketiliyor (Galloway ve dig., 2007). Bunun sonucunda toprağa gübre olarak kullanılabilecek ama üretimin yapıldığı topraktan çok uzakta inanılmaz bir hayvan dışkısı kirliliği ortaya çıkıyor (Naylor ve dig., 2005).

- Brezilya’nın tarım alanlarının büyük bir kısmı, Çin ve Avrupa’da domuz ve tavuk yetişticiliğinde yem olarak kullanılmak üzere ekilen soya fasulyesine ayrılmış durumda. Brezilya’da yetiştirilen kabaca 4 milyon hektarlık soyanın yaklaşık yüzde 40’ı Avrupa’ya, yüzde 20’si ise Çin’e satılıyor ve domuz ve tavuk yemine dönüştürülüyor (Galloway ve dig., 2007).

- Sığır, hayvan yemine dönüştürülmesi en az verimli olan yerel besi hayvanı: hayvanın kilogramı başına 9-13 kilogram yem kullanılıyor ve 1 kilogram sığır eti için 13.500 litre su kullanılması gerekiyor. Son yıllarda sığıra olan artan talebin, sığır ve soyanın yükselen fiyatlarının, Latin Amerika ve Avustralya’da ormansızlaşmaya ve diğer çevresel sonuçlara neden olduğu düşünülüyor (McAlpine ve dig., 2009).

- Et ve süt ürünlerinin üretiminde, besinlere oranla daha fazla fosfora ihtiyaç duyulduğundan, ortalama bir batılı diyetinden vejetaryen diyete dönüşüldüğü takdirde gübrede fosfor talebinde yüzde 20-45 oranında düşüş olabilir (Cordell ve dig., 2009).

 

Gönüllü çevirmenimiz Yosun Akverdi’ye çok teşekkür ediyoruz.

Haber No: 5986