ENGLISH


Victor Ananias
101 Soruda Organik Ürün Rehberi




El ve ayak masajıyla tüm organlara yayılan şifa: Refleksoloji
Kategoriler: Koruyucu Sa?l?k,
Tarih: 22-Mart-2004
Yazdır | Arkadaşına Gönder | Yorum Ekle


Hızlı yaşam ve modern teknolojiyle birlikte, çevre sorunları, elektronik kirlilik, parasal problemler ve küresel sorunlar vücudumuza ve ruhumuza dengesizlik getiriyor, sinir sistemimizi yoruyor, direncimizi azaltıyor. Bu da çeşitli fiziksel ve ruhsal rahatsızlıkların kaynağını oluşturuyor. Terapi niteliğinde bir masaj tarzı olan refleksoloji, vücutta tıkanmış olan enerji kanallarını açarak stresin etkilerini hafifletiyor, derin bir rahatlama getirerek sinir sisteminin normal çalışabilmesini sağlıyor ve böylelikle rahatlayan bir vücut kendi kendini iyileştirebiliyor.

STRES, günlük hayatımızın önlenemez bir parçası. Bir dereceye kadar yaşam için gerekli de. İnsan vücudu kısa vadeli stresi yaşayabilecek şekilde düşünülmüş. Fakat hızlı yaşamın ve modern teknolojinin (trafik, televizyon, gürültü, iş baskısı, aile problemleri, savaşlar, açlık, hastalıklar, çevre sorunları, elektronik kirlilik, parasal problemler, küresel sorunlar) vücudumuza ve ruhumuza dengesizlik getirdiği de bir gerçek. Uzun süre stres yaşayan bir vücutta sinir sistemi yoruluyor, vücudun direnci azalıyor.

Stresin uzun vadeli semptomları yorgunluk, anksiyete ve depresyon olabiliyor. Stres herkesi aynı şekilde etkilemiyor. Kimisi yüksek tansiyon, kimisi mide problemleri ya da baş ağrılarından şikayetçi. Refleksoloji, stresin etkilerini hafifletip derin bir rahatlama getirerek sinir sisteminin normal çalışabilmesini sağlıyor. Rahatlamış bir vücut kendi kendini iyileştirebiliyor. Özellikle yüksek tansiyon ve anksieteye, refleksoloji şifa getirebiliyor. Bunun yanı sıra, refleksoloji kan dolaşımı ve hormonal problemlere iyi geldiği gibi ağrı hafifletici niteliğe de sahip. Kanser, multiple-sclerosis ya da AIDS gibi hastalıkları iyileştiremese de, fakat ağrıyı hafifleterek hastanın rahatlamasına yardımcı olur.

Refleksoloji, terapi niteliğinde bir masaj tarzı. Ellerimiz, ayaklarımız ve kulaklarımız vücudumuzun bir çeşit haritasını taşıyor. Başka bir deyişle her organın el, ayak ve kulaklarda "reflect" ettiği yani yansıdığı bir yer var. Refleksoloji bu noktaları masajla harekete geçirerek, vücuttaki tıkalı enerji kanallarını açıyor, kişiye rahatlık getiriyor ve hastalıklara karşı vücudun bağışıklık sistemininin korunmasında yardımcı oluyor.

Vücuttaki her organın el, ayak ve kulaklarda belirli bir noktayla ilişkilendirilmesiyle ilgili bilgiler çok eskilere dayanıyor. MÖ 5000 yıl önce Çinliler, akupunktur noktalarının tedavideki önemini keşfetmişler, MÖ 2500 yıllarında da vücudu uzunlamasına geçen meridyenlere yani enerji akımının geçtiği dilimlere bölmüşler. Ancak refleksolojiye ait en eski bilgilere MÖ 2500-2300 yıllarında Mısır’da rastlanıyor. Bir Mısırlı doktorun mezarından çıkan piktograf, el ve ayak masajının o dönemlerde tedavi olarak uygulandığını gösteriyor.

Harry Bond Bressler’in Zone Therapy adlı kitabında bazı Orta Avrupa ülkelerinde bir çeşit refleksoloji tedavisinin 14. yüzyılda uygulandığı belirtiliyor. 19. yüzyılın ikinci yarısında ise Amerika’da Dr. Fitzgerald "Zone Therapy"nin kurucusu olarak ortaya çıkıyor. Vermont Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olan Fitzgerald, parmaklardaki bazı noktalara bastırmayla el, kol, omuz, çene, burun ve kulaklar üzerinde "anestezik" yani uyuşturucu bir etki elde edilebileceğini görüyor. Ve buradan yola çıkarak "Zone Therapy"yi ortaya atıyor.

Fitzgerald, vücudu baştan başlayıp ayaklara inen, ayakların altından vücudun arkasına geçip başta biten eşit genişlikte 10 dilime bölmüş. Örneğin vücudun sağ tarafındaki ikinci dilimde yer alan bir ağrı, sağ ayakta ikinci dilimde hassas bir bölge oluşturuyor. Bu terapiye göre ağrının tedavisi ayaktaki ilişkilendirilmiş noktadan mümkün olabiliyor.

Eunice Ingham (1879-1974), vücudumuzdaki organların ayaklara yansıdığı noktalarda yaptığı çalışmalarıyla tanınıyor. Modern refleksolojinin anası olarak kabul edilen Ingham "Zone Therapy"nin yardımıyla ayaklarda bütün vücudun haritasını çıkararak refleksolojiye büyük katkıda bulundu.

Holistik (bütüncül) düşüncede, insan vücudu sürekli değişen, dinamik enerji sistemi olarak kabul ediliyor. Çinlilerin "Ch’i", Hintlilerin "Prana", Tibetlilerin "Lung-gom", Japonların "Sakia-tundra" ve Batılıların "hayat enerjisi" diye adlandırdıkları bu enerji, Doğu geleneklerine göre, her şeyi yaratan kuvvetin bir parçası ve diğer dolaşım yolları gibi kendine has yolları, kanalları (buna meridyen de diyebiliriz) olup, kesin bir akış yönüyle vücuttaki her yaşayan hücreye varabilecek bir niteliğe sahip. Uzakdoğu kültürüne göre bu enerjinin elektrik, manyetik, kızılötesi ve enfrasonik özellikleri bulunuyor. Çinlilerde ve Ayurvedik tıpta, düzgün akan, vücuda dengeli dağılan enerji, sağlığın temelini oluşturur. İşte Meridyen Terapisi bu düşünceyi temel alıyor.

Sağlıklı bir vücutta yaşam enerjisi rahatça dolaşabiliyor. Ama stres, hastalıklar, travmalar, bu enerjinin dengesizce akmasına neden oluyor. Dolayısıyla enerji bazı organlarda gereğinden fazla oluyor, bazılarınaysa gerektiği kadar ulaşamıyor. Refleksoloji terapisinde organların ilişkilendirildiği noktalara yapılan masajla bu meridyenlerde bloke olan enerji açılıyor ve vücutta dengeli bir şekilde akmaya başlıyor.

Refleksoloji, her yaştaki ve cinsteki insana ya da bebeklere uygun. Ancak tromboz ve diyabet durumlarında refleksoloji uygulanamıyor. Hamileliğin ilk üç ayında da dikkatli ve daha yavaş olmak üzere uygulanabiliyor.

 

MERİDYENLER

Akciğer Meridyeni: Akciğerler solunumu dengeler, havadaki "Ch’i"yi alıp, vücuda dağılmasından sorumludur. Bu meridyendeki bir dengesizlik, astım, öksürük, "dolu göğüs" dediğimiz semptomlara yol açabilir. Solunum fonksiyonları kan dolaşımı dahil vücudun bütün ritimlerini etkiler.

Kalınbağırsak Meridyeni: Kalınbağırsak meridyeninin görevleri, taşımak, değiştirmek ve arındırmaktır. Bu meridyendeki tıkanıklık mide ağrısı, ishal, kabızlık, gaz, şişme, akne, dolu geniz ve baş ağrısına sebep olabilir.

Mide Meridyeni: Mide hazımdan sorumludur. Mide meridyenindeki tıkanıklık, yorgunluk, zayıflık, akne, larenjit, tiroid problemleri, göğüste kist, fıtık, karaciğer, pankreas, dalak, safra kesesi sorunları, hazım, kabızlık, kolik, apandisit ve yumurtalık sorunları, bacak, diz ağrıları, deride mantar ve varis gibi başka dertlere yol açabilir.

Dalak/Pankreas Meridyeni: Dalak, kanın oluşumu ve düzgün akışından sorumludur. Ayrıca, kullanılmış kırmızı kan hücrelerini yok edip zararlı bakterileri nötralize eden yapılar oluşturur. Bu organdaki dengesizlik, zayıf adaleler, renksiz ve kuru dudaklara sebep olabildiği gibi, bu meridyendeki tıkanıklık, göğüste kist, kol altı lenflerinde şişme, mide ağrısı, rahimde kist, aybaşı sorunları, fıtık, bacak ve diz ağrıları, deride mantar gibi semptomları da ortaya çıkarır. Dalak meridyeni aynı zamanda vücuttaki sıvının transformasyonunda da rol oynar. Ödem (fazla sıvının vücutta birikmesi) bu meridyendeki tıkanıklıktan da kaynaklanabilir.

İncebağırsak Meridyeni: Bu meridyen arınmışı ve arınmamışı birbirinden ayırmakla gorevlidir. Midede başlayan ayırma ve emme işlevini devam ettirir. Omuzda ve dirsekte tutukluk, el küçük parmağında artrit, siğil, gene aynı parmağın tırnağında beyaz lekeler, kulakta sorunlar, yüzdeki nöralji (şiddetli ağrı) ve boğaz etrafındaki lenflerde şişme bu meridyendeki tıkanıklıktan olabilir.

Kalp Meridyeni: Kalp ve incebağırsak meridyenleri eş meridyenlerdir. Kalp kanı ve damarları idare eder, kan dolaşımını düzenler. Bu meridyendeki tıkanıklık, kolun iç tarafında ağrı, uyuşma, el küçük parmağında ağrı veya tutukluk, gene bu parmağın tırnağında beyaz noktalara sebep olabilecegi gibi, uykusuzluk, unutkanlık, histeri, mantıksız hareketler gibi sorunlara da yol açar.

Mesane Meridyeni: Mesane meridyeni böbrekleri uyarmak ve düzenlemekle sorumludur. Mesane iyi çalışmazsa sistemin geri kalan kısmı da toksinlerle zehirlenir. Bu meridyen, omurilik ve etrafındaki sinirler üzerinde etkilidir. Bu meridyendeki tıkanıklık, başağrısı, saç dökülmesi, omurilikte tutukluk, ense ve bel ağrıları, hemoroid, siyatik ağrıları, varis, bacaklarda kramp, zayıf ayak bilekleri, bükük ayak parmaklarına sebep olabilir.

Böbrek Meridyeni: Böbrekler Ch’i enerjisinin depolandığı yerdir. Bu enerjiyi depoladıklarından, vücuda hayati faaliyeti, canlılığı sunarlar. Böbreklerin iyi çalışmaması toksinlerin birikmesine, kan dolaşımının iyi yapılmamasına sebep olur. Bu meridyendeki tıkanıklık, yüksek tansiyon, akciğerlerde tıkanıklık, göğüste kist, mesane sorunları, kasıklarda egzama ve mantar, cinsel sorunlar, kısırlık, varis, alt bacağın arka adalesinde filebit, şiş ayak bilekleri, ayak altlarında yanma ve acımaya yol açabilir.

Kan Dolaşımı/Perikardium Meridyeni: Bu meridyenin en önemli görevi kalbi fazla yorulmaktan korumaktır. Bu meridyendeki zayıflık, kol altlarında acı ve şişkinlik, dirseklerde egzama, sıcak avuçlar, el orta parmağında egzama, siğil ve bu parmağın tırnağında beyaz noktalara sebep olabilir.

Hormon Meridyeni: Çinlilere göre bütün organlar bu meridyen tarafından korunduğu gibi, vücut sıcaklığı dengesi de bu meridyenin görevlerinden biridir. Bu meridyendeki tıkanıklık, gözün arka kısmında ve dış köşesinde ağrı, kulaklarda sorunlar, omuz ağrısı, kollarda tutukluk ve ağrı, yüzük parmağında (ya da dördüncü parmak) egzama, siğil, gene bu parmağın tırnağında beyaz noktalara sebep olabilir.

Safrakesesi Meridyeni: Eğer karaciğer stratejik planlar yapan askeri bir liderse, safra kesesi de Çinlilere göre yüksek rütbeli bir asker olup önemli kararlar alır. Vücutta uzun bir yol katettiği için, safrakesesi meridyenindeki tıkanıklık bir çok soruna yol açabilir. Şakaklarda ağrı, boyunda ağrı ve tutukluk, göz ve kulaklarda zayıflık, omuz ve kasıklardaki ağrılar, kalçadaki artrit ağrısı, diz sorunları, ayak dördüncü parmağında nasır, astım ve zona bu meridyendeki tıkanıklıktan gelen sorunlar olabilir.

Karaciğer Meridyeni: Doğu düşüncesine göre, bu organdaki Ch’i, vücut faaliyetlerini dengeler. Bu organ Ch’i enerjisini ve kanı her yöne yollar. Karaciğerin Çinlilerce askeri bir lidere benzetilmesi, vücuttaki eşitlilik ve iç organların hareketlerindeki uyumu sağlamakla görevli olmasına ilişkindir. Bu meridyen sinir sistemini kontrol ettiğinden, depresyon, kızgınlık gibi psiklojik sorunlarda da önemli rol oynar. Hayata gösterilen ilgi ya da ilgisizlik bu meridyendeki dengeyle sıkı sıkıya bağlıdır. Karaciğer meridyenindeki tıkanıklık, karaciğer, dalak, mide sorunları, cinsel organlarda egzama, uçuk, düşük sperm sayısı, iktidarsızlık, cinsel arzularda azalma, filebit, ayak başparmağında gut, mantar, ayrıca varis ve diz ağrılarına da sebep olabilir.

Haber No: 56
comments powered by Disqus