-- GÜNCEL PROJELER:
-- GEÇMİŞ PROJELER:


Victor Ananias
101 Soruda Organik Ürün Rehberi




ÇEVRE VE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK BOYUTUYLA ORGANİK TARIM
Kategoriler: Gıda ve Tarım, Tarımsal Biyoçeşitlilik, Ekolojik Tarım Yöntemleri, Doğa Koruma
Tarih: 14-Aralık-2004
Yazdır | Arkadaşına Gönder | Yorum Ekle


Doğal kaynakların korunması tüm dünya için acil bir sorun niteliği taşımaktadır. Bunun ilk nedeni nüfusun giderek artmasıdır. Her yıl yeryüzüne 87 milyon yeni insan ilave olmaktadır. İkinci neden ise, bu nüfus artışı ile beraber ekonomik faaliyetlerdeki benzeri görülmemiş artıştır.

Dünya nüfusu ve bununla beraber ekonomik faaliyetler arttığı için, toplumlar doğal çevreyi hızla bozmaktadır. Bu durumun yaratacağı tehlike açıktır. Çevre ekonomiyi harkete geçiren, yaşamı mümkün kılan tüm kaynakların orijinidir ve tüm atıklar için de bir birikim ortamıdır. Yaşam kaynağı çevreye verilen zarar, öyle şiddetlidir ki, pek çok uzman toplumların uzun vadeli geleceğinin tehlikede olduğuna inanmaktadır.

İnsanlık uzayı fethettiği ve uzayı incelemeyi sağlayan yeni teknolojileri geliştirdiği için kendi kendine övünmektedir. Ancak, aynı insanlık, teknolojik ilerlemenin iki yüzyıl sonrasında bile hala yeryüzünü yönetme konusunda yeterince başarılı olamamaktadır. Bu başarısızlık biribiriyle bağlantılı üç sorundan kaynaklanan çevresel krize neden olmaktadır; (1) çok sayıda ve hızla artan nüfus, (2) aşırı kaynak tüketimi ve tahribi ve son olarak da (3) kirlilik (Owen ve ark., 1998).

Bugün altı buçuk milyara yakın olan dünya nüfusunun 2025’lerde yaklaşık 8 milyar olması beklenmektedir. Nüfustaki her artış, gıda, su, giyim ve diğer mal ve hizmetler talebini artıracaktır. Bu ihtiyaçların giderilmesi için gereken mal ve hizmet üretiminde ise doğal kaynaklar kullanılmaktadır. Doğal kaynaklara olan bu taleple birlikte, kaynaklar bir yandan tüketilmekte, diğer yandan çevresel kirlilik artmaktadır.

Bütün toplumlar doğal kaynaklara ihtiyaç duyduğu halde, özellikle dünyanın gelişmiş ve endüstrileşmiş ülkelerindeki talep çok daha önemli düzeylerdedir. ABD’nin dünya nüfusunun %5’ine sahip olduğu halde, dünya kaynaklarının %30’unu tüketmesi bu yorumu haklı çıkarmaktadır (Owen ve ark., 1998).

Gerçekte, tüm ekonomik faaliyetler için kaynak talep edilir ve çevre kirlenir. O nedenle, kirlilik, özellikle ekonomik faaliyetlerin çok daha yoğun olduğu endüstrileşmiş ülkelerde aşırı boyutlardadır. Endüstrileşmiş ülkeler, gölleri, okyanusları, yeraltısularını, toprakları; endüstriyel atıklar, radyoaktif materyaller, deterjanlar, gübreler, pestisitler, plastikler vb. ile kirletmektedir. Oranı değişmekle birlikte, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde de çevre kirliliği önemli sorunlar arasında yer almaktadır. Bu sorunların yaşanmasında tarım sektöründeki gelişmelerin de önemli katkısı bulunmaktadır.

 

Geleneksel Tarımın Sonuçları

İkinci Dünya savaşından bu yana, özellikle gelişmiş ülkelerin bitkisel üretiminde hemen her yıl yeni rekorlar elde edilmiştir. Bu süreçte, tarım işletmeleri büyük ölçüde mekanize olmuş ve ihtisaslaşmıştır. Aynı dönemde, kimyasal gübreler ve pestisitler olmak üzere yoğun kimyasal girdi kullanılmıştır. Bu konvansiyonel tarım sistemleri, işletmeden işletmeye, ülkeden ülkeye değişmekle birlikte, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde de benzer gelişmeler yaşanmıştır. Bu gelişmelerin olduğu tarım işletmelerinin çoğu bugün; çevre kalitesinin bozulması, kârlılığın azalması ve insan ve hayvan sağlığının tehdidi gibi sorunlarla karşı karşıyadırlar. Konvansiyonel tarımın sonuçlarını aşağıdaki gibi sıralamak mümkündür:

- Maliyetlerin artması, enerji ve tarımsal kimyasalların sağlanmasındaki belirsizlik,

- Herbisitler ve insektisitlere karşı yabani ot ve böcek direncinin artması,

- Toprak verimliliğinin azalması,

- Sediment ve tarımsal kimyasallar nedeniyle yüzey ve yeraltısularının kirlenmesi,

- Yaban hayatı ve faydalı böceklerin yok edilmesi,

- Pestisitler ve gıda katkı maddelerinden kaynaklanan insan ve hayvan sağlığı için tehlikelerin artması ve

- Sınırlı bitki besin maddesi rezervlerinin tükenmesi.

Artık toplumlar, konvansiyonel tarımın çevresel, sosyal ve ekonomik etkilerini sorgulamaktadırlar. Bu nedenle, bir çok işletme daha sürdürülebilir tarım yapabileceği alternatif uygulamalar aramaktadır. Bu alternatif tarım sistemlerinden organik veya ekolojik tarım; ekim nöbeti, yeşil gübre, hayvan gübresi, kompost, organik gübreler, biyolojik pest kontrol ve modern teknolojiye dayanmakta ve tarımsal kimyasalların kullanımını bunun dışında tutmaktadır.

 

Organik Tarımın Ortaya Çıkışı ve Sürdürülebilirlik

Modern organik tarım Avrupa’da 1920’lerde başlamış ve ilk yıllarda güçlü bir kimyasal lobiye karşı mücadele vermiştir. Hükümetler ekonomik, sosyal ve politik nedenlerle tarımsal üretimi en yüksek seviyeye çıkarmakla ilgilenmiş, çevreyi ihmal etmişlerdir. Ancak, 1970’lerden sonra, batıdaki sürekli tarımsal üretim fazlası ile yeryüzünün narin olmasının geç de olsa anlaşılması organik tarıma daha farklı bakılmasına neden olmuştur.

Uluslararası organik hareketin gelişimi üç ana safhada değerlendirilmektedir (Tate, 1994). 1924-70 yılları büyük oranda muhalif bir çevrede ve finansal güçlüklerle organik tarımı düzenleme ve mücadele etme dönemidir. 1970-80 arası organik düzenlemelerde artan tüketici talebi rol oynamakta ve çevre duyarlılığı artmaktadır. 1980’den sonra organik tarım artık kabul görmüştür. Ulusal ve uluslar arası standartlar oluşmuş ve hükümetler üreticilere yönelik organik yardım projelerine başlamıştır. Bu alandaki düzenlemeler, başta Avrupa Birliği olmak üzere bir çok ülkede giderek yoğunluk kazanmıştır.

Avrupa ülkelerinde organik tarıma geçiş, tabandan gelen bir yaklaşımla, kullanılan girdilerin çevre ve insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerini dikkate alan duyarlı üreticiler yolu ile olmuştur. Oysa Türkiye’de, bu durumun aksine tepeden gelen bir istekle, dış alıcıların Türkiye’nin geleneksel tarım ürünlerinin ekolojik olarak üretilmelerini talep etmeleri ile başlamıştır (Aksoy ve Altındişli, 1999).

Organik tarım, biyoçeşitliliği, biyolojik dengeyi ve toprağın biyolojik aktivitesini geliştiren ve artıran bir ekolojik üretim yönetimi sistemidir. Sistem, işletme dışı girdilerin mimimum kullanımına ve ekolojik uyumu düzenleyen ve devamını sağlayan yönetim uygulamalarına dayanmaktadır (Anonymus, 1999). Organik tarım, entegre, insani, çevresel ve ekonomik olarak sürdürülebilir tarımsal üretim sistemlerini oluşturmayı amaçlayan bir yaklaşımdır (Lampkin, 1994). Sürdürülebilirlik amacı organik tarımın can damarıdır. Burada önemli olan, sürdürülebilir üretimi ve uzun vadeli finansal güvenceyi garanti etmektir. Sürdürülebilirlik, tarımı süresiz olarak devam ettirme kapasitesi şeklinde tanımlanmaktadır (Cornish, 1992). Bu tanım; (1)toprağın kimyasal ve fiziksel verimliliğini devam ettirme ve iyileştirme, (2)faydalı organizmalar kadar yabani ot, böcek ve hastalıklardaki değişmeleri kapsayan biyolojik sürdürülebilirlik, (3) iyi ekonomik performans amaçlarını içermektedir. Bunlara, çoğu zaman gözardı edilen iki faktör ilave edilebilir: (4) tarımın sürdürülebilirliğini artıran yeni uygulamaların kabul edilebilirliği ve (5)minimum olumsuz tarım dışı etki.

Sürdürülebilirlik, çevresel, ekonomik ve sosyal sürdürülebilirlik konularını içermektedir (Owen ve ark., 1998). Çevresel sürdürülebilirlik; enerji etkinliği, toprak ve suyun kalitesi ve korunması, yaban hayatın korunması, gıda ve yem güvenliği ile işletme güvenliğini kapsamaktadır. Ekonomik sürdürülebilirlik; tarım işletmesinin kârlılığı, işletme masrafları, gelir değişkenliği, finansal riskler, gıda masrafları ve yatırımlar konularındaki sürdürülebilirliği içermektedir. Sosyal sürdürülebilirlik ise; verimlerin yeterli olması, gıda ve lif kalitesi, işletme çalışanlarının ücretleri, üreticilerin yaşam kalitesi ve işletme uygulamalarında etik konularını kapsamaktadır.

Bir tarım işletmesi, organik tarım gibi alternatif tarım yöntemini uyguluyor olsa bile, bu o işletmenin sürdürülebilir olduğu anlamına gelmemektedir. O işletmenin; yeterli miktarda yüksek kaliteli gıda üretmesi, kaynaklarını koruması ve sosyal olarak da yaptıklarının sorumluluğunu üstlenmesi gerekmektedir. Bu nedenle, eğer bir organik tarım işletmesi yüksek verimli ürün üretiyor ve çevreye dost ancak, kârlı değilse o zaman sürdürülebilir olarak nitelendirilmemesi gerekir. O halde, bir işletmenin sürdürülebilir olması için çevresel, ekonomik ve sosyal olmak üzere tüm sürdürülebilirlik kriterlerini sağlaması gerekmektedir.

Organik tarım felsefesinin en takdir edilen yönü, doğanın doğal döngüsünü desteklemesi ve özellikle tarım işletmesini bir sistem olarak görmesi. Organik tarım gibi daha sürdürülebilir sistemlerin benimsenmesindeki en büyük engel, sistemlerin karmaşık olması ve gelişmiş işletme yönetimine ihtiyaç duymasıdır. Bu nedenle, organik tarıma ilişkin geleceğe yönelik araştırma ve yayım konusundaki önceliğin daha iyi bilgi elde etmek ve kullanma yolunu geliştirmek için üreticilerle ortak programlara verilmesi gerekmektedir.

Doç.Dr. Ela ATIŞ / E.Ü. Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölüm

Kaynaklar

-Aksoy, U., Altındişli, A., 1999. Dünya’da ve Türkiye’de Ekolojik Tarım Ürünleri Üretimi,İhracatı ve Geliştirme Olanakları, İstanbul Ticaret Odası Yayın No: 1999-70, İstanbul.

-Anonymus, 1999. Sustainable Agriculture: Definitions and Terms, Special Reference Brief Series No:SRB 99-02, comp.by: Mary V. Gold.

-Cornish, P.S., 1992. Organic and Conservation Farming-Bridging The Gap-To the Future, 25 yeas of the Riverina Outlook Conference, Wagga Wagga.

-Lampkin, N.H., 1994. Organic Farming: Sustainable Agriculture in Pactice, The Economics of Organic Farming: An International Perspective, Ed:N.H. Lampkin and S. Padel, Guilford.

-Owen, O.S., Chiras, D.D., Reganold, J.P., 1998. Natural Resource Conservation: Management for a Sustainable Future, Prentice Hall, New Jersey.

-Tate, W.B., 1994. The Development of the Organic Industry and Market: An International Perspective, The Economics of Organic Farming: An International Perspective, Ed:N.H. Lampkin and S. Padel, Guilford.

Haber No: 466