-- GÜNCEL PROJELER:
-- GEÇMİŞ PROJELER:


Victor Ananias
101 Soruda Organik Ürün Rehberi




Fitoterapi: Bitkilerle Tedavi
Kategoriler: Yaşam ve Kültür
Tarih: 02-Şubat-2009
Yazdır | Arkadaşına Gönder | Yorum Ekle


Bilinen en eski doğal tedavi yöntemlerinden olan fitoterapi giderek yaygınlaşıyor. Almanya’da modern tıp doktorları (hatta başhekimler bile) kendi hastalıklarının tedavisi için hastalarına verdikleri ilaçları kullanmayıp doğal tıp uzmanlarına geliyor.

İnsanlar tarih boyunca bitkileri en önemli besin maddesi olarak tercih ettiler. Bunun yanında bütün kıta ve kültürlerde insanlar hastalıklarını tedavi etmek için şifalı bitkileri kullandı. İnsanlık tarihinin bilinen en eski doğal tedavi yöntemlerinden olan fitoterapi, bitkilerin tamamının veya bazı bölümlerinin kullanılması yoluyla hazırlanarak elde edilen doğal ilaçlarla hastalıkları önlemeyi ve tedavi etmeyi amaç ediniyor. Fitoterapi’de kullanılan bitkilere ise şifalı veya tıbbi bitkiler (drog) adı veriliyor. Yunanca kaynaklı olan fitoterapi, phyton=bitki ve therapeia=hizmet etmek, iyileştirmek, tedavi etmek kelimelerinin birleştirilmesinden meydana geliyor.

Eski kültürlerde şifalı bitkilerin ve bitkisel ilaçların kullanımı, kuşaktan kuşağa özenle aktarılan bir zanaat olarak algılanıyor ve özenle korunuyordu. Bu tedavi şeklinde, bitkilerin hafif etkisi benimseniyor ve sabırla hastalığın iyileşmesi bekleniyordu. Değişime uğramamış bazı yerli kültürlerinde bu zanaat hala devam ettiriliyor olsa da, son zamanlarda modern tıp, fitoterapiyi, hızlılığı ve keskinliğiyle -diğer endüstriyel gelişmeler gibi- sözde önemsiz hale getirdi. Fakat özellikle ortodoks tıbbın da çözemediği kronik hastalıkların tedavisinde gösterdiği başarı ile fitoterapi‚ bugün modern ve tercih edilen doğal tıbbın en önemli tedavi yöntemlerinden biri olarak tekrar hak ettiği yere geliyor.

Fitoterapi Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından onay gören bir tedavi yöntemi.  Bu tedavi yöntemi, Avrupa’da özellikle de Almanya’da yerini tamamen sözüm ona modern tıbba bırakmadığı için önemini de kaybetmemişti. Fitoterapi için gerekli olan ilaçlar eczane ve diğer “drog satış noktaları“nda büyüyen bir ivme ile günümüze kadar geldi.
Fitoterapi, Almanya’da doğal tıp okullarında öğretilmeye devam ediliyor ve bu mesleğin icrası, 1939 yılından itibaren kanunlarla belirlenmiş bir çerçevede, tıp sınavının verilmesi ve meslek lisansı alınması yoluyla resmi olarak uygulanıyor. Bu ülkede fitoterapi uygulamaları da devlet tıp sınavını kazanmış doğal tıp uzmanlarına ve hekimlere verilmiş durumda.
Buna paralel olarak eczaneler de gerekli doğal ilaç ve bitki droglarını kendi uzman personelleriyle hizmete sunuyor. (Çalıştığım eczanede -karıştırılmak üzere verdiğim çay reçetesini kabul eden eczane- yaklaşık 500 çeşit bitki drogu satışa hazır bulunduruluyor.)

Doğal tıbbın genelde büyüyen bir hızla insanların tercih ettiği tedavi yöntemi oluşu
fitoterapinin günümüzde daha da büyük bir önem taşımasının öncelikli nedenleri arasında yer alıyor. Az gelişmiş ülkelerde yaygınlığı ve ekonomik oluşunun yanı sıra, refah düzeyi yüksek olan ülkelerde modern tıbba alternatif olması ve modern tıbbın bir çok konuda sağlık problemlerini çözemeyişi, aksine hastalıkları kronikleştirişi nedeniyle de birçok hasta bilinçli olarak fitoterapiye başvuruyor. Zira Almanya’da modern tıp doktorları (hatta başhekimler bile) kendi hastalıklarının tedavisi için hastalarına verdikleri ilaçları kullanmayıp doğal tıp uzmanlarına geliyor (bir araştırmaya göre doktorların yüzde 80’i kendi hastalığı için, hastasına verdiği ilaçları kullanmadığını vurguluyor).

Çağımızda tükettiğimiz birçok besin maddesinin (hormonlu, suni, vs.) ve diğer yaşam koşullarının (örneğin stres) bizde bazı medeniyet hastalıklarına yol açtığı kesin.    İnsanlar hızla bu konuda hassaslaşıyorlar ve bilinçlenerek, koruyucu olarak doğal tıbbın en eski yöntemlerinden sayılan fitoterapiye başvuruyorlar.

Fitoterapi uygulayabilmek için ne gerekir?

Günümüzde fitoterapiyi bir doğal tedavi yöntemi olarak uygulayabilmek için bazı noktaların dikkate alınması büyük önem taşıyor.
Öncelikle yeterli derecede tıp bilgisi/eğitimine (anatomi, fizyoloji ve pataloji) ve detaylı  tıbbi bitkiler bilgisine sahip olmak gerekiyor. Bu da tıbbi bitkilerin etki alanları, tıbbi bitkilerin içerik maddeleri, bu bitkilerin hangi bölümlerinin ne şekilde kullanılması gerektiği, tıbbi bitkilerin karşılıklı olumlu ve olumsuz etkileşim durumları, yani hangi bitkilerin birlikte kullanılması yararlı veya zararlı olduğunu bilmekten geçiyor. Örneğin, kansızlık konusunda demir içeren bitkilerden oluşan bir çaya, tanen ihtiva eden bitkilerin karıştırılmaması gerekiyor; çünkü tanen demir alımını frenliyor.

Fitoterapi uygulayabilmek için iyi bir patofizyoloji bilgisine de sahip olmak gerekiyor. Ancak bütüncül bakışa sahip olmayan bir fitoterapistin hata yapma şansı da yüksektir.
Doğal tıbbın bütünsellik ilkesi gereği, bitkiler ile tedavi uygulanırken diğer organların durumlarının da göz önünde bulundurulması şarttır. Örneğin tiroit bezleri yetersiz çalışan bir hasta bize idrar yolları iltihabı nedeniyle gelir ise ve onun tedavisinde ilk akla gelen atkuyruğu otu kullanılırsa, bu bitki brom içerdiğinden troit bezlerinin diğer besinlerden iyot alımını engeller. Bu nedenle bu tedavide aynı görevi yapan fakat brom içermeyen diğer tıbbi bitkilerin kullanılması tercih edilmesi gerekir.

Tıbbi bitkilerin doğal yaşam ortamlarındaki signatur ve enerjilerinin gözlemleri de fitoterapi uygulamalarında büyük önem taşıyor. Doğayı çok iyi tanıyan hekim Paracelsus tarafından geliştirilen signatur öğretisine göre, her bitki bize hangi hastalıklara iyi geldiğini belli işaretlerle gösteriyor. Bu öğreti ünlü botanikçi Goethe tarafından bilimsel bir boyuta getirilerek, Rudolf Steiner sayesinde de Antropozofik tıbbın en önemli unsuru haline getirildi. Bunun kanıtını Antropozofi çalışan doktorların kanser tedavisinde kullandıkları ökseotu iğnelerinin verdiği olumlu sonuçlarında görüyoruz. Sigantur öğretisine göre, ökseotunun yaşam şekli kanser hücresiyle yakın benzerlik gösteriyor.
Bir fitoterapist, her ne kadar başta, ondan önce kullanılmış ve olumlu tecrübe edinilmiş bitki karışımlarını örnek alsa da, gerçekte fitoterapistin kendi edindiği deneyimler çok önemlidir. Bu nedenle bir fitoterapistin gerçek eğitimi hiç bir zaman bitmez.

Ancak bitkisel tedavi tamamen uzmanlık isteyen ve bireysel uygulanması gereken bir tedavi yöntemidir. Şifalı bitki zararsız bitki anlamına gelmez. Bu bitkilerin, doğru kullanıldıkları takdirde şifalı, yanlış dozda kullanılması durumunda ise zararlı etki göstereceğini unutmamak gerekir. Bazı durumlarda daha kötüleşme veya yeni rahatsızlıklar ortaya çıkabilir. Bu nedenle kitaplardan veya internetten alınan bilgilerle hastaların kendi kendilerini tedavi etmekten kaçınması, hastalık durumunda mutlaka bir fitoterapi uzmanına danışmaları gerekir.

Göz Diyagnozu’nda fitoterapiyi nasıl uyguluyorum?
Hastalarım herhangi bir sağlık problemi ile bana başvuruyorlar. Mümkün olduğunca bütünsel bir tedavi uygulayabilmek için güvenilir bir teşhis gerekiyor. Hasta ile yaptığım ön görüşmede (anamnez) hastalık hikayesinin yanında bir de iris diyagnozu verilerini kaydediyorum.
Hastamın iris yapısından genel olarak hangi organ sisteminde doğuştan gelen veya sonradan kazanılmış kronik  rahatsızlıkların veya zayıflıkların olduğunu görüyorum (buna konstitüsyon yani yapı diyoruz). Gözün durumuna ve hastadan aldığım bilgilere göre yaklaşık 10 bitkiden oluşan bir çay karışımını içeren reçetesini hazırlıyorum. Düzenli olarak (günde 3x) çay içilmesi durumunda yaklaşık 8 hafta sonra hastanın gözünü tekrardan inceleyip ve hastadan aldığım rapora bağlı olarak çayın karışımında değişiklikler yapıyorum. Duruma göre çaya ek olarak, diyet ve tamamlayıcı mineral tabletleri de yazıyorum. (Örneğin: ‘Schüssler Tuzları’ bitkiler ile tedaviyi en olumlu destekleyen homeopatik hazırlanmiş minerallerdir).

Fitoterapinin başarılı olduğu hastalık ve alanlardan bazıları:
Migren, diğer baş ağrıları
Atardamar ve toplardamar kan dolaşımı bozukluğu
Kalp hastalıkları, tansiyon problemleri
Alerji, cilt hastalıkları
Solunum yolları hastalıkları, astım
Romatizma, osteoporoz
Hormonal dengesizlikler
Uykusuzluk, değişik kriz dönemi problemleri
Üşütme, nezle, sinüzit, grip (Üst Solunum Yolları Enfeksiyonları –ÜSYE)
Aşırı kilo, kilo alamama
Kadın hastalıkları, menstrual düzensizlik
Kadınlarda buhran dönemi, menopoza giriş zorlukları
Mide ve bağırsak rahatsızlıkları
Tiroit bezi hastalıkları
Kemoterapi sonrası tedavi
Şeker hastalığı
Böbrek ve idrar yolları rahatsızlıkları
Karaciğer ve safra kesesi hastalıkları

Haber No: 2821