-- GÜNCEL PROJELER:
-- GEÇMİŞ PROJELER:


Victor Ananias
101 Soruda Organik Ürün Rehberi




Sağlıklı beslenme ve ekolojik ürünler sempozyumu
Kategoriler: Koruyucu Sağlık ve Beslenme
Tarih: 12-Mayıs-2004
Yazdır | Arkadaşına Gönder | Yorum Ekle


LÖSEV’in organize ettiği I. Uluslararası Sağlıklı Beslenme ve Ekolojik Ürünler Sempozyumu 9 Mayıs 2004’de Ankara’da yaklaşık 250 kişinin katılımıyla gerçekleştirildi. Sempozyumda kanser beslenme ilişkisinden organik tarıma pek çok konu tartışıldı.

Sempozyumda “Beslenme ve Kanser İlişkileri” hakkında bilgi veren LÖSEV (Lösemili Çocuklar Vakfı) Yönetim Kurulu Başkanı Pediatrik Hematolog Dr.Üstün Ezer, gelişmiş ülkelerdeki kayıtlara göre her 5 kişiden birinde kanser görüldüğünü, dünyada her yıl yaklaşık 10 milyon kişinin kansere yakalandığını, her gün 16 bin 500 kişinin kanser nedeniyle hayatını kaybettiğini söyledi. Kanser tipleri içerisinde Löseminin ilk sırada yer aldığını, bunu meme, kalın barsak ve akciğer kanserinin izlediğini anlatan Dr. Ezer, bir kanser hastasının tedavi giderinin yaklaşık 100 bin USD olduğunu, ölümle sonuçlanan durumlarda bu kaybın çok daha büyük olduğunu belirtti: “Ancak alınacak bazı önlemlerle (örneğin sigara içilmemesi, sağlıklı beslenilmesi ve düzenli egzersiz yapılması) kanser riski yüzde 33 azaltılabiliyor. Bebek ve çocuk yaştaki kanserler vakalarının azaltılabilmesi için LÖSEV olarak özellikle 0-2 yaş çocukların, hamilelerin ve süt emziren annelerin mutlaka ekolojik ürünlerle daha sağlıklı beslenmeleri gerekiyor.”

TÜBİTAK Tarım Orman ve Gıda Teknolojileri Araştırma Grubu Yürütme Sekreteri Prof.Dr. Neşet Kılınçer ise “Neden Organik Tarım” konulu konuşmasında kimilerine göre bir moda, kimilerine göre yeni ticaret alanı olan organik (ekolojik) tarımın geçmiş deneyimler nedeniyle çevreyle uyumlu sürdürülebilir bir tarım yöntemi olduğunu belirtti. Kılınçer, dünyada nüfus artışının fazla olması nedeniyle tarımda verimi artırmak amacıyla kullanılan kimyasal ilaç ve gübrelerin üretimde büyük verim artışları sağladığı, ancak uygulanan yoğun tarım yöntemleri ve kullanılan kimyasalların insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri nedeniyle bir çoğunun günümüzde yasaklandığını ve daha az zararlı ilaçların geliştirilmeye çalışıldığını anlattı. Kılınçer Türkiye’de kimyasal ilaç ve gübre tüketimi konusunda ise şunları söyledi:

“Türkiye’de kimyasal ilaç ve gübre tüketimi gelişmiş ülkelerdeki kadar yüksek değil. Ancak özellikle Ege ve Akdeniz bölgesinde yoğun tarım yapılan alanlarda kimyasal girdi kullanımı daha yüksek. Seracılığın yaygın olduğu bölgelerdeki üretilen ürünler ise kalıntı açısından daha fazla risk taşıyor.”

Türkiye’de 20 yıldır ekolojik tarım yapılmasına rağmen bu tür ürünlerin iç pazarda tüketimi çok düşük. Kılınçer, bu tür ürünlerin talep ve tüketiminin artırılması için bu tür bilgilendirme toplantılarının sürekli yapılması, tarımda ilaçlamayı azaltan tekniklerin geliştirilmesi ve tüketicinin korunması için kalıntı laboratuvarlarının sayısı ve etkinliklerinin artırılması gerektiğini belirtti.

Hacettepe Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Mine Yurttagil ise “Besinlerdeki Tarım İlacı Kalıntıları” konulu konuşmasında çeşitli ülkelerde ve ülkemizde bitkisel ve hayvansal ürünlerdeki insan sağlığına zararlı tarım ilacı kalıntıları hakkında bilgi verdi:

“Sağlıksız beslenme nedeniyle İzmir bölgesinde alınan 30 anne sütü örneğinde inek sütünden daha fazla kalıntıya rastlandı. Bu nedenle hamile ve emziren kadınların sağlıklı beslenmeleri özellikle bebek sağlığı açısından son derece önemli. Gıda kaynaklı kirlenme ve sağlık sorunlarının azaltılabilmesi için ilaçların ruhsatlandırılması ve kontrollü kullanımının sağlanması, yetiştiricilerin eğitimi, yetiştiricilikte ilaçlamanın uygun ilaçlarla, gerektiği şekilde, miktarda ve zamanda yapılması, üretimde HACCP ilkelerine uyulması, donanımlı laboratuvarlarla gıda denetimlerinin etkin bir şekilde yapılması ve insanların daha sağlıklı beslenmelerine olanak sağlayan organik tarımın desteklenmesi ve geliştirilmesi gerekiyor.”

Danimarka Tarım Bilimleri Araştırma Enstitüsünden Dr.Jens Peter Mollgaard “Organik Tarım ve İnsan Sağlığı Arasındaki İlişkiye Genel Bir Bakış” konulu konuşmasında organik tarımın doğa ile savaşan değil doğa ile birlikte uyum içerisinde birlikte çalışan bir üretim yöntemi olduğunu anlattı. Organik tarım ürünlerinin zararlı katkı maddeleri içeriğinin daha düşük olduğunu, sağlıklı beslenme açısından önem taşıyan ikincil metabolitler bakımından daha zengin olduğunu belirten Mollgaard şöyle konuştu:
“Organik ürünlerde insan sağlığı açısından risk taşıyan nitrat içeriği düşüktür. Pestisit içermez. Hayvansal ürünlerde antibiyotik kalıntı riski daha düşüktür ve sentetik katkı maddeleri kullanılmaz. Ancak, gelişmiş kurutma yöntemleri uygulamayan bazı küçük çiftliklerde organik ürünlerde mikotoksin içeriği açısından bazı olumsuzluklar bulunuyor. Bu nedenle önlem alınması gerekiyor. Açıkta yetişme nedeniyle hayvanların daha fazla dioksine maruz kalması da mümkün. Organik tarımın hayvanlarda üreme performansını da olumlu etkiliyor ve döl verimini artırıyor. Bu nedenle gelişmiş ülkelerde hayvan haklarına duyarlılık nedeniyle de organik ürünlere olan talebin sürekli artış gösteriyor.”

Avusturya Tarım, Orman, Çevre ve Sular İdaresi Koordinasyon Bakanlığından Ernest Unger ise “Avrupa Birliği’nde Organik Tarım ve Avusturya Modeli” konulu bir sunum yaptı. Unger, konuşmasında Şubat 2004 verilerine göre dünyada 24 milyon ha alanda (Okyanusya %41.8, Güney Amerika %24.2 ve Avrupa %23.1) organik tarım yapıldığını belirtti ve şöyle devam etti: “Dünyada organik tarım uygulamalarında artış ve gelişme gözleniyor. AB ortak tarım politikasında, organik tarım yapan işletmelere doğrudan gelir desteği yapılıyor ve kırsal kalkınma destekleniyor. AB’de organik tarım yapılan alanların yarıdan fazlasını (%52) hayvan otlakları oluşturuyor. Hayvan gübreleri organik tarımda bitkisel üretimde değerlendiriliyor, ancak hayvancılık olmayan organik tarım çiftliklerinde bu bir sorun oluşturuyor. Organik tarım ürünleri başlangıçta çiftlikten doğrudan tüketiciye ulaştırılıyordu, ancak günümüzde süpermarketler, organik marketler yada doğrudan pazarlama yöntemleri de devreye girdi. Avusturya’da yetiştiricilerin kendilerini bu işe adamaları, tüketicilerin çevreye duyarlı olması, ortak kuralların geliştirilmesi, pazarlama stratejileri ve organik tarıma sübvansiyon (yetiştiriciye doğrudan gelir desteği) uygulanması nedeniyle organik tarım 1992 yılından itibaren büyük gelişme gösterdi.”

Katılımcıların soru ve tartışmaları ile sona eren sempozyumun ardından Karum Alışveriş Merkezi bahçesinde kurulan Ekolojik ve Doğal Ürünler Standları ziyaret edildi.

Haber No: 227