-- GÜNCEL PROJELER:
-- GEÇMİŞ PROJELER:


Victor Ananias
101 Soruda Organik Ürün Rehberi




TaTuTa Bilgeliği
Kategoriler: Ekolojik Tarım Turizmi, TaTuTa
Tarih: 21-Ağustos-2007
Yazdır | Arkadaşına Gönder | Yorum Ekle


TaTuTa Bilgeliği

Yazın sonlarına hızla yaklaştığımız sırada, çınar ağaçları yapraklarını yavaş yavaş dökerken ve kışın habercisi incirler pazarlarda boy boy dizilirken isteristemez bu yaz neler yaptığımızı gözden geçiriyorum. Havanın geçen yıla göre çok daha sıcak olmasıyla birlikte Buğday Derneği’nde de çok farklı bir yaz geçirdik. Yeni yapılanma, strateji oluşturma ve üyelerimiz, destekçi ve gönüllülerimizle bir araya gelme zamanı derken, çok verimli bir dönem oldu. Ama bir baktık ki uzun süredir şehirdeyiz. Bir pervanenin altında ve bilgisayar karşısında geçirmişiz tüm yazı, tabii ki bir de her Cumartesisini ekolojik pazarda. Tüm olumlu enerji ve gelişmelere karşın geçen sene ki gibi TaTuTa çiftliklerine gidip, toplantılar yapıp, köy köy dolaşmayı da özlemedik değil.

 

Geçen sene ABi projesi sayesinde hayatımda ilk defa Anadolu’nun birçok gitmediğim yerine gidip, orada yaşayan TaTuTa çiftçileriyle tanıştım. Hatta belki de ilk defa şehir dışına çıktığımda turistik başka şehircikler yerine gerçek kırsala gitme fırsatı buldum!  Karadeniz, İç Anadolu, Ege,ve Marmara bölgesi derken yaklaşık 15 noktaya gitmiş olduk. Birbirinden değerli TaTuTa aileleriyle tanıştım. Birbirinden farklı yerel kültürler, hava, su, bitki, hayvan, doğa, denge, paylaşım ve kırsalla ilgili aklımın alamadığı birçok şey öğrendim...ama en önemlisi kırsalda bir bilgelik olduğunu, ve TaTuTa’nın bu bilgeliğe şehirliyi ulaştıran bir araç olabileceğini, bu insanların TaTuTa’ya katılmalarının belki bir sebebinin olduğunu, ve daha nice TaTuTa olacak/olabilecek yüzlerce ailelerin olabileceğini anladım. Her TaTuTa ailesinin ayrı bir hikayesi var, ayrı bir dünyası var kesfedilecek. Hepsinin birer hayali var peşinde koştuğu, etrafına yaymaya çalıştığı. Hepsi ekolojik yaşamın gerçek anlamıyla farkında ve yaşama katkıda bulunuyor, kağıtlara, internet sayfalarına aktarılamayacak şekilde....Tüm bunları ancak gidip görünce anlayabildim (eğer gerçekten anlayabildiysem), ve gidip görmeden, birebir konuşup aynı hayatı bir iki gün (hatta keşke daha fazla) paylaşmadan anlaşılabileceğini hiç zannetmiyorum.

 

Tokat Niksar’daki Koçer Çiftliğiyle ilk ayak bastım TaTuTa’ya...İstanbul’dan 10 saatlik bir yolculuk ve Tosya’ya uğrayıp Tosya’nın sadece bir pirinç çeşidi olmadığını öğrendikten sonra. Gecenin bir yarısında bile olsa çok sıcak kanlı karşılandık, bahçedeki sebzelerden hazırlanmış bir yorgunluk yemeği ve mis kokan çarşaflarla bezenmiş misafir odasıyla. İlk defa Karadeniz’de ve ilk defa tanımadığım birilerinin evinde kalıyordum. Ertesi gün uyandığımda bir yamaçdaydım ve vadi boylu boyunca uzanıyo, trafik sesi yerine çeşit çeşit kuş ve horoz sesleri yükseliyordu.

 

Günlük işlerinde yardımcı olur gibi yaptık oradakilerin. Tabii ki de onların bilek gücüne, pratikliğine ve dayanıklılığına erişemedik, şehirdeki hayat şeklimizin bedenlerimizdeki yansımasından dolayı. Hatta sıcağa dayanamayıp eve dönerken hayvanlarını otlamaya yeni çıkaran ve belli ki birkaç saat daha oralarda kalacak 75 yaşındaki amcayla karşılaştık. Gençliğimizden utanarak kaldık bir süre o amcanın yanında...Az da olsa herşeyi denedik, meyve toplamayı, saman savurmayı, uzun uzun yürümeyi, ve 75 yaşındaki amcayla hayvanlarını kısa süreliğine bile olsa otlatmayı...

 

Toplantılarımızı yaptıktan sonra ikinci durağımız Samsun Terme oldu. Bu kadar mı yeşil olabilir bir vadi? Fındık ağaçlarıyla çevrelenmiş muhtar Mehmet Özmen’in evinde buz gibi ayranı, ev yapımı mıhlamayı, derin sohbetlerimizi, ertesi sabah uyandığım taze ekmek kokusunu dün gibi hatırlıyorum. Hem ekolojik fındık üretiyor, hem kendi sebzelerini yetiştiriyor hem hayvanlarından süt elde edip peynir, tereyağı yapıyor, hem de etraftaki çiftçileri organik tarıma yönlendiriyor, örgütlüyor bu ev. Eşi Hamide Hanım’ın “burada ekolojik tarım yaptıkça kuşlar arttı, değişik değişik kuşlar gelmeye başladı, Yaradanına şükrettiğim, yepyeni bir hayat başladı” dediğindeki gözlerindeki parıltıyı, ve aynı parıltıyı nasıl olur da dört kızına birden aktarabildiğini düşündüğümü hatırlıyorum. Oksijen yoğunluğu, şehiri ve birkaç gün önce geride bıraktığım tüm alışkanlıkları her nefeste unutturuveriyordu.

 

Daha sonra Gümüşhacıköy’deki Bayrak çiftliğine gittik. Bu sefer merkezde kaldık, ve emekli öğretmen İbrahim Bayrak’ın hikayeleriyle bilgilendik, bazen güldük bazen hayretlere düştük. Meğersem ne kadar zormuş, eski köye yeni adetler getirmek, ekolojik tarım yapın demek, yapıyorum diyebilmek. O zaman birkaç ay öncesinde kundaklanmış çiftlik evlerinin yerine yenisini yapıyor, arkadaşlarını ekolojik tarıma geçiriyor, bizi civar köylerdeki ender bulunan su değirmenlerini gezdiriyor ve elmalarından, çeşit çeşit sebzelerinden ikram ediyordu. Birsel Abla’nın evde yaptığı reçel ise resmen böğürtlenleri dalından yeni kopmuş gibi saklamıştı kavanozun içinde. Birkaç ay önce gelen TaTuTa sayesinde gelen Alman gönüllünün yardımlarını anlatırken, çeşit çeşit reçellerine ekmeklerimizi banarak dinliyorduk hepimiz...

 

Daha neler anlatılabilir sadece bu üç gezi hakkında. Bir yıl geçmesine ve kaldığım yerlerde en fazla birkaç gün kalmama rağmen herşeyi çok net hatırlıyorum. Sonrasında gittiğim Afyon Ersöz çiftliği, Isparta’daki Yasam Ekolojik, Ali Baştuğ Çiftliği, Fehtiye’deki Pastoral Vadi, Yonca Ekolodge, Datca’da Knidia Çiftliği , Canakkale’de Dedetepe çiftliği, Gokceada, Milas gibi yerlerdeki TaTuTa çiftliklerinin de hikayeleri sayfalar alır. Belki burada yazma sırası yeniden bana geldiğinde onları da anlatırım...

 

Neden mi bunları yazıyorum? Bu sene TaTuTa çiftliklerine gidemediğim için hüzünlenerek ve herbirini ayrı ayrı merak ettiğim için yazıyorum. Gidip gördüklerim, telefonda konuşup gidemediklerim ve daha tanımadıklarım şu anda nasıllar acaba? Bu sıcaklar, ve kuraklık onları nasıl etkiledi acaba? Hayatlarında ne değişti?

 

Eminim herbiri, hayatlarında her ne olduysa, çevre şartları her ne kadar değiştiyse, kendi kendine yaşayabilmenin, yetebilmenin bilgeliğiyle, adapte olarak, küresel ısınmaya meydan okuyorlardır farkında olmadan. Eminim, yerel kültürlerini yaşatarak, sahip çıkarak, ekolojik yaşamı destekleyerek, desteklenmesi gerektiğini yürekten savunarak zaten yapabileceklerini yapıyorlardır. Büyük ihtimalle yıllardır doğayı izlerken farkettikleri değişimlerin şehirli tarafından yeni farkedilmesine ve yarattığı paniğe bıyık altından gülüyorlardır.

 

Neden mi bunları yazıyorum? Belki de bir an önce oralara yeniden gidebilmek için, bir an önce birşeyler öğrenmek gerektiğini ve bilginin orada saklı olabileceğinini düşündüğüm için yazıyorum...bir an önce, çok geç olmadan gidip kulaklarımızı açıp iyice dinlemeyebilmemiz için...belki de bu yaz bitmeden.

Haber No: 2148