DESTEK OL!
HABERLER

Şehirde su hasadı

Published on 15 Haziran 2020 under Buğday'dan Haberler
Şehirde su hasadı

“Yeraltı su kaynaklarımızı o kadar hızlı tüketiyoruz ki, kendilerini yenileyecek fırsatı bulamıyorlar. Yüzeye yakın sığ su kuyuları aylar veya yıllar içinde kolayca yenilense de (yağışlarla), özellikle tarım amaçlı tüketilen su, artık çok derinlerden temin ediliyor ve bazen ‘‘fosil su’’ adı verilen bu kaynaklar hiçbir zaman yenilenmiyor.”

Emre Rona

Sıradan bir sabah; uyandık, elimizi yüzümüzü yıkadık, belki hızlı bir duş alıp dişimizi fırçaladık, sifonu çektik ve sabah rutinlerimizin bir kısmını böylece tamamlayıp, güne başladık. Kısaca, gün için temizlendik. Peki, bu sırada şunu hiç düşündük mü: musluğu açtığımız zaman akan su, (İstanbul’da yaşayanlarımız için örnekleyelim) bu koca şehrin çevresindeki 20 küsür barajın birinden, her gün 21 adet içme suyu arıtma tesisinde işlendikten sonra toplam 21.748 km uzunluğunda ana iletim ve şebeke suyu boruları arasından sizin eve ulaşanları kullanarak geliyor ve günde ortalama 16 milyon kişiye sağlanan 2 milyon 733 bin 388 metreküp (ton) suyun yalnızca birkaç damlasından ibaret. (1) Bu sırada suyun bu kadar mesafe itilmesi için pompaların harcadığı enerjiyi de unutmamak lazım.

Sonra, giderden akan bu suyun, kanalizasyon sisteminde toplanarak çapı 3 metreyi bulan borularla 88 adet atıksu arıtma tesisine taşındığını, bir ölçüde temizlendikten sonra kısmen park ve bahçelerin sulama ihtiyacı, kısmen de endüstriyel amaçlarla yeniden değerlendirildiğini, ama büyük bir kısmının Marmara Denizi’ne deşarj edildiğini gözümüzde canlandıralım. 

Kısaca, kilometrelerce boru içinden pompalayarak evimize su getiriyor, sonra atığa dönüştürdüğümüz bu suyu yine kilometrelerce geri pompalayarak arıtma tesislerine gönderiyor ve nihayetinde büyük bir kısmını denize bırakıyoruz. Neredeyse içilebilecek temizlikte suyu, kişisel atıklarımızı evden uzaklaştırmak için harcıyor ve bunu muazzam bir ham madde ve enerji tüketimi pahasına yapıyoruz. Kaldı ki, evlerden çıkan atık suyun (evsel atık su) büyük bir kısmı (gri su), oldukça basit ve düşük maliyetli yöntemlerle yerinde arıtılabilir ve bu sırada ihtiyacımız olan başka işlevleri yerine getirebilir. Söz konusu evsel su tüketimimize dair rakamlar genel hatlarıyla şöyle:


Türkiye’de kişisel su tüketimi ortalaması:(2)
217 Lt / kişi / gün
Evsel su tüketimi oranları: (3)
Banyo, duş ve lavabolar %35
Çamaşır makinesi%22
Tuvaletler%26
Tesisat sızıntıları ve diğer%17


Peki, evlerimize içme suyu sağlayan barajlardaki suyun kaynağı nedir? 

‘‘Su kaynaklarımızın nehirler, dereler, göller, yeraltı suları veya kuyular olmadığını anlamamız gerekiyor. Dünya’daki tüm suların tek kaynağı, yağmurdur.’’ (4)

Sürdürülebilir, ekolojik, yeşil veya adına ne derseniz deyin, doğanın ve insanın sağlığını gözeten sistemlerin temelinde önemli bir ilke yatar: kaynaklar, ortaya çıktığı noktaya en yakın yerde kullanılmalı, atıklar ise, ortaya çıktığı noktaya en yakın yerde değerlendirilmelidir. Konu oldukça geniş, biz işin suyla ilgili kısmına bakalım.

Türkiye’nin yıllık yağış ortalaması, 574 mm (1981-2010 yıllarını temel alan ortalama rakam). (5) Yani yıl boyunca her bir metrekare üzerine 574 litre yağmur (veya kar ya da çiy) düşüyor. Akdeniz, Karadeniz ve Marmara Bölgeleri’ndeki yağış miktarı bu ortalamanın biraz üzerine çıkıyor, İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu’da ise biraz daha altında. Ülkemiz, 574 mm ortlama yağış ile, ileride su kıtlığı yaşayacak bölgeler arasında sınıflandırılıyor.

Araya şunu da ekleyelim; yeraltı su kaynaklarımızı o kadar hızlı tüketiyoruz ki, kendilerini yenileyecek fırsatı bulamıyorlar. Yüzeye yakın sığ su kuyuları aylar veya yıllar içinde kolayca yenilense de (yağışlarla), özellikle tarım amaçlı tüketilen su, artık çok derinlerden temin ediliyor ve bazen ‘‘fosil su’’ adı verilen bu kaynaklar hiçbir zaman yenilenmiyor. Dolayısıyla su bittiği zaman, gerçekten bitecek ve bu çok hızlı olacak. 2015 tarihli bir DSİ raporuna göre, Türkiye’de kamuya ve şahıslara ait belgeli sondaj kuyu sayısı toplamı 271.408. Ruhsatsız kuyuları da unutmamak lazım. (6) 2017 tarihli bir habere göre ise, İstanbul genelinde kayıtlı olan 5.700 adet kuyunun ortalama derinliği 150-250 metre. (7) Yani sular, bu derinlikten yüzeye çekiliyor.

Yağmur suyu hasadının tarihi, ateşin bulunduğu çağlara kadar gidiyor. Bütün kıtalarda, binlerce yıl öncesine giden gelenekler, yağmur ve yüzey sularının koca şehirler için bile başlıca su kaynağı olduğunu gösteriyor. Anadolu’da, MÖ 6. yüzyıldan başlayarak, Roma İmparatorluğu boyunca çatılardan su hasadı yapıldığına dair kanıtlar var. İstanbul’un göbeğindeki Yerebatan Sarnıcı, bunun en görkemli örneklerinden biri.  

On dokuzuncu yüzyılda gerçekleşen Sanayi Devrimi ve fosil yakıtlarla birlikte başlayan teknolojik atılım sayesinde, suyu çok uzaklardan veya derinlerden çıkarıp borularla taşımak daha kolay ve ucuz hâle geldiği için, yağmur suyunu toplama geleneği de diğer birçok gelenek gibi büyük ölçüde terk edilmiş. Son yıllarda yaşanan iklim dengesizlikleri, ekolojik ve ekonomik sıkıntılar nedeniyle yeniden canlanmaya başlamış olsa da, ya gerçekten zorunlu olan bölgelerde (şebeke altyapısı olmayan veya çok az yağış alan), ya da uzak geleceği görebilen yetkililerin çabalarıyla bazı ülkelerde (Hindistan, Avustralya vb.) mecburi hale getirilmiş. Fakat Anadolu’da hala tek su kaynağı yağmur olan köyler de var (Örneğin, Muğla’daki Bozburun Yarımadası’nın ucunda yer alan Taşlıca Köyü).

Yağmur suyu hasat yöntemlerini, şehirlerde ve kırsal bölgelerde (veya arazide) diye ikiye ayırıyoruz, çünkü hasadın temelinde yatan ilkeler aynı olsa da, uygulama koşulları ve ihtiyaçlar birbirinden farklı. Şehirlerde su hasadını ise, genel hatlarıyla üç başlığa bölebilliriz: çatılardan yağmur suyu toplamak (ve depolamak); ortak alanlarda (peyzajda) yüzey akış hasadı; ve atık su (başta gri su) yeniden kullanımı. 



Hasat edilebilecek yağmur suyu miktarını küçümsememek lazım. Her 100 m2 alan üzerine düşen her 100 mm yağış, 10.000 litre (veya ton) potansiyel su demek. Türkiye yağış ortalamasına bakarsak, 100 m2 çatı alanı olan bir binadan yılda hasat edilebilecek su miktarı 50 ton civarı. (50 ton su ile, standart bir çamaşır makinesini yılda 284 kere, bulaşık makinesini 4166 kere çalıştırabilir, tuvalet sifonunu 8333 kere çekebilirsiniz.) (8)

Şehirler, betonlaşmayla birlikte genişliyor ve genişlemeyle birlikte geçirimsiz yüzey alanı da artıyor. Yani, yağmurun toprakla buluşmasını engelliyor. Yağmurun toprakla buluşması engellendiği zaman bu suyun hızla uzaklaştırılması gerekiyor ve bunun için çok ince hesaplanmış, risk faktörlerini hesaba katan bir altyapı sistemine ihtiyaç duyuluyor. Altyapı sistemleri yetersizse, sel ve ani su baskın riski artıyor. Küresel ısınma ve iklim değişikliğinin getirdiği yağış dengesizlikleri de göz önüne alınınca, tehlikenin boyutu her geçen gün artıyor diyebiliriz. Bunların yanı sıra, normal şartlar altında topraktan süzülerek yeraltı su kaynaklarının yenileyecek çok önemli bir kaynak hem ziyan oluyor, hem de üst üste binen ekolojik ve ekonomik maliyetler doğuruyor. (ABD’de yürütülen yakın zamanlı bir çalışma, şehirlerdeki geçirimsiz yüzeylerin %1 artmasıyla, bölgedeki sel riskinin %3 arttığını belirlemiş. (9) Suudi Arabistan’ın Kızıl Deniz kıyısındaki 4 milyon nüfuslu kenti Cidde üzerinde yapılan bir araştırma, termal kütle işlevi gören betonlaşmanın, ”flash flood” adı verilen ani yağmur sellerini (kenti çevreleyen çöle kıyasla) %26 oranında artırdığını öne sürüyor.) (10)


Kaynak: www.sozcu.com.tr/2016/gundem/yagmur-ankarada-hayati-felc-etti-1368025/

Bunları engellemek için, şehirlerdeki yeşil alanların ve geçirimli yüzeylerin miktarını artırmaktan başka çare yok. Toprak, özellikle de organik maddece zengin ve/veya organik madde (malç) ile örtülü toprak, üzerine düşen suyu sünger gibi emer, yavaş yavaş alt katmanlara sızmasını sağlar,  böylece yağışlı dönemlerde sel riskini düşürür, kurak dönemlerde sulama ihtiyacını azaltır.

İstanbul’un yeşil alan oranı (park ve bahçeler), World Cities Culture Forum 2015 raporuna göre %2.2 (Araştırmaya dahil edilen 37 ülke arasında sonuncu sıradayız). (11) Maalesef pek iç açıcı bir başarı değil.

Yeşil alanlar genişletilemese bile, geçirimsiz yüzeylerden akan suyu hemen uzaklaştırmaya çalışmaktansa, mevcut geçirimli yüzeylere yönlendirerek toprağın emmesini sağlamak gerekir. Bu sayede yeraltı su kaynakları yenilenir, aksi takdirde ziyan olacak bir kaynak, ağaçlara dönüşür. Ağaçlar gölge yapar, şehirlerde yaşam kalitesini artırır, doğru tür seçimleriyle insanlara ve diğer hayvanlara gıda sağlar, şehir arıcılığını destekler ve saymakla bitmeyen daha birçok olumlu ‘‘meyve’’ verir. 

Yağmur suyu hasadına dair birçok detaylı ilke ve tekniğin temelinde, suyu yavaşlatmak, yaymak ve emdirmek (slow, spread, sink) gelir. Akışı yavaşlatmak için yüzey eğimini azaltmak (örneğin teraslama) ve/veya yüzey akışını suyun oturabileceği geçirimli (toprak+malç) çanaklar ve havzalara yönlendirmek gerekir. Akan suyu geçirimsiz yüzeylerden geçirimli yüzeylere yönlendirmek, oldukça düşük maliyetli bir yöntem olmakla beraber, sağladığı fayda harcanan kaynaklara oranla kat kat yüksektir. Yağmurdan korkarak, yüzey akışını bir an önce uzaklaştırmaya çalışan bir toplum yerine, yağmuru seven, düştüğü yerde toprakla buluşturan, böylece yük olmaktan çıkarıp kaynağa dönüştüren bir toplum olmalıyız. 



Öte yandan, sağlıklı bir doğal ekosistemde her şey birbirine nasıl bağlıysa, sağlıklı bir şehir ekosistemini oluşturan öğeler de birbiriyle etkileşim içinde olmalıdır. Şöyle ki, geçirimsiz yüzeylerden akan suyu yavaşlatıp toprağa emdirmek için kullanılacak süngerimsi malzeme (tercihen karbon içeriği yüksek organik madde, yani malç), evler ve bahçelerden çıkan organik atıklardan elde edilebilir. Ama bunun için belediyeler ölçeğinde başarılı bir organik atık yönetim sistemi kurulması gerekir. Ayrıca, yağmur suyunu biyokütleye, yani bitkilere, tercihen de ağaç ve çalılara dönüştürerek, su hasadında kullanılacak malç malzemeleri de üretilmiş olur. Düzenli budamalar ile, ağır makineler ve vasıtalar kullanılmadan, ihtiyaç duyulan organik madde, ihtiyaç duyulan yerde üretilmiş olur. Bu, doğal döngüleri ihtiyaçlarımız doğrultusunda kullanmanın en iyi örneklerinden biri değil de nedir?

Hatırlarsanız, şehirlerde su hasadını üç başlığa ayırmıştık. Sonuncu yaklaşım, atık suların yerinde değerlendirilmesi, yani gri su dediğimiz, banyo, duş, lavabolar, çamaşır ve bulaşık gibi nedenlerle ortaya çıkan atık suyun, kanalizasyona verilmeden, yerinde dönüştürülmesiyle ilişkili. Renginden dolayı bu adı alan gri su, aslında atık su değildir. 

Evsel atık suları gri ve siyah olmak üzere ikiye ayırıyoruz. Evdeki tuvalet gideri hariç, diğer tüm giderlerden akan suya gri su diyoruz ve odağımız da bu, çünkü evsel tüketimin büyük bir kısmını oluşturuyor, başa çıkması kolay ve maliyetsiz, dolayısıyla kanalizasyon sistemleri üzerindeki yükü büyük ölçüde azaltmak için ele alınması gereken başlıca öge. Siyah su, yani tuvalet rezervuarlarından gidere akan organik madde yükü yüksek atık su, uzmanlarca ele alınmadığı takdirde, çevre ve halk sağlığı için tehdit oluşturabilecek kadar ‘‘kirli’’. Fakat, bunu da fazla pahalı olmayan biyolojik yöntemlerle, mikroorganizmalar ve bitkileri kullanarak arıtmak ve doğaya bırakmak mümkün. (Bkz. yapay sulak alanlar, vermikompost tuvaletler vb.) Önemli olan, koşullara uygun çözümler aramak. Yani koşulların elvermediği durumlarda illa ki yapacağım diye tutturmak, iyilik yapmaktan çok zarar verebilir, kaldı ki Dünya’nın karşı karşıya olduğu sorunların büyük bir kısmı, insanoğlunun karakterine has olan bu ‘‘illa ki yapacağım’’ tutumundan kaynaklanmaktadır.




Aslında fazla kirli de olmayan gri suyun içindeki ‘‘besin maddeleri’’, bitkilerin tam da ihtiyaç duyduğu şeyler; azot, fosfor, potasyum, kalsiyum vb. bileşikler. Kolay dedik ama, tabii ki koşullara uygun bir gri su sistemi kurmanın incelikleri var. Örneğin, gri suyu bahçede devamlı aynı yere tahliye etmek, topraktaki tuzluluk seviyesini artırabilir. Veya, gri suyun yüzeyde birikmesi gibi, kazayla temasa yol açacak şartların ortadan kaldırılması gerekir.

Gri suyu pahalı bir tesisat, filtreler, pompalar ve dezenfeksiyon üniteleriyle evin içinde yeniden kullanacak kadar arıtmak da mümkün, fakat çoğu zaman uzun vadede amaçlanan ekolojik ayak izi azaltma emeklerini boşa çıkaracak kadar yüksek maliyetli çabalar. Dolayısıyla, bu suyu bahçede, toprağın ve bitkilerin insafına, ama bilgili ve sağduyulu biçimde bırakmak, evsel su tüketiminin neredeyse %70’ini, çok düşük karbon ayak iziyle dönüştürebilir. Yanı sıra, aksi takdirde boşa gidecek ve arıtmak için ayrıca enerji sarfiyatına yol açacak bu ‘‘kirli su’’, bitkilere besin olur.

Şimdiye kadar gri su ile temas ettiği için hastaneye giden veya hayatını kaybeden kimse olmadığı gibi, gri suyu bahçede kullandığı için yakınan kimseyi de görmedik. Yeter ki ilgili, bilgili ve araştırmacı bir bakış açısıyla, eldeki iş için gerekli kaynakları ve işin sonuçlarını öngörebilelim. Ayrıca, bunlar kolayca hata kaldırabilen uygulamalar olduğundan, zamanla deneyim kazanarak kurduğunuz sistemi iyileştirebilirsiniz. 

Tüm bunlar doğrultusunda, sürdürülebilir su yönetiminden bahsedeceksek şöyle düşünmeye başlamamız gerekiyor:

– Şehir su hatları üzerindeki yükü azaltmalıyız;

– Atıklarımızı kaynağa dönüştürmeyi hedeflemeliyiz;

– Yağmur suyunu düştüğü yerde toplamalıyız;

– Doğrusal değil, döngüsel su sistemleri kurmalıyız.

Dengesiz havalar, ılık ama yağışsız kışlar, yaz ortasında yaşanan seller, sıcaklık rekorları ve son yıllarda yaşanan daha birçok ‘‘doğal’’ olay, özellikle de etkilerini daha uzun bir süre göstereceğe benzeyen pandemi gelişmeleri, birçoğumuzu endişelendirmeye devam ediyor. Sağlık, gıda, enerji gibi konuları ve artık hayatımızın olmazsa olmazı haline gelmiş bazı kolaylıkları sorgulayarak, çarkın geri kalanından habersiz küçük dişliler olmaktan vazgeçip, birbirini tamamlayan döngülerin bir parçası olduğumuzu itiraf etmeliyiz. Belki de en önemlisi, içtiğimiz suya pislememeyi öğrenmeliyiz.

*Metinde kullanılan görsel malzemeler, Brad Lancaster’ın izniyle Rainwater Harvesting for Drylands and Beyond kitaplarından alınmıştır. www.harvestingrainwater.com 

Kaynaklar:

(1)  İstanbul için su verileri, İSKİ resmi internet sitesinden alınmıştır.www.iski.istanbul/web/tr-TR/kurumsal

(2) TÜİK 2018 verileri. www.tuik.gov.tr

(3) Evsel su tüketim oranları, TEMA Vakfı’nın www.sutema.org adresinden alınmıştır.

(4) Yağmur Varili Hasat Rehberi, Arizona Üniversitesi.wrrc.arizona.edu/publications/rain-barrel-water-harvesting-guide

(5) Yağış verileri, Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün resmi internet sitesinden alınmıştır. www.mgm.gov.tr/veridegerlendirme/yillik-toplam-yagis-verileri.aspx

(6) Orman ve Su İşleri Bakanlığı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, Türkiye’de Yeraltısuyu Potansiyeli ve Kullanımı, İhsan Boz.

(7) T24 – İstanbul’da 5 bin 700 kuyu için inceleme başlatıldı.

(8) Evsel su tüketim oranları, TEMA Vakfı’nın www.sutema.org adresinden alınmıştır. 

(9) Scientific American – Expanding Paved Areas Has an Outsize Effect on Urban Flooding

(10) The Science X – Jeddah gets caught in the rain

(11) The World Cities Culture Forum

Yazı: Emre Rona

Tagged: , ,

2 Comments

  1. Burcu Altıntas

    Merhaba,çocuklarımızın geleceğinden büyük kaygı duyan bir anne olarak yazıyorum. Su tüketimi için sizin projeniz dahil bir çok çözüm varken uygulama yok… Bunun için elbiriliği ile neler yapabilirizi konuşmak daha iyi olmazmı ?
    Yani çözüm var ama uygulayıcı yok… sonuç çözüm bir işe yaramıyor… İlgili mecraları hareket geçirmek için ne yapılmalı çok acil… ben özveri ile yapmaya hazırım…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Paylaş