DESTEK OL!
Gönüllü Ol
HABERLER

Pestisitler en çok çiftçilere ve tarım işçilerine zarar veriyor

Yayınlanma Tarihi: 11 Nisan 2020
Pestisitler en çok çiftçilere ve tarım işçilerine zarar veriyor

Gıda Mühendisi Dr. Bülent Şık ile Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği tarafından yürütülen Zehirsiz Sofralar Projesi’ni ve tarım zehirlerinin zararlarını konuştuk.

Çok değişik günler yaşadığımız zamanlardayız ama hayatımızın tam orta yerinde duran pestisitlerin insan hayatı ve sağlığımız üzerindeki etkilerini hiçbir şekilde inkâr edemeyiz… Pestisit için ilaç tanımını kullanmıyoruz. Birçok çiftçi tarım ilacı diyor ama aslında ilaç değil.

Bülent Şık: Pestisitleri tarım ilacı veya tarımsal ilaç diye nitelemek yaygın kullanılan ve kabul görmüş bir şey ama bu doğru bir niteleme değil. Nihayetinde ilaç, şifa veren bir şey ama tarım alanında kullandığımız, ilaç diye adlandırdığımız bu zehirli ve kimyasal maddeler aslında hem insan sağlığına hem de doğal hayattaki çeşitli canlılara zararları olan ve bazıları yüksek derecede zehirli olan kimyasal maddelerdir. Bu nedenle ya “pestisit” diyerek dünya literatüründeki yaygın kullanımını almak ya da “tarım zehiri” demek daha doğru bir ifade olur.

Türkiye’de pestisit kullanımı ile ilgili bir rakam var mı elimizde? Tarımın yüzde kaçında pestisit kullanılıyor?

Bülent Şık: Tarımsal üretimde pestisit kullanımı yaygın. Dünya genelinde pestisit kullanımının yaygınlığı belirlenirken birim alana atılan pestisit miktarı esas alınır. Türkiye’de pestisit kullanımı, birim alana atılan pestisit miktarına başka ülkelerle kıyaslayarak baktığımızda düşük görünüyor, bu konudaki tespitler yarım kg ile iki kg aralığında değişiyor. Ama Türkiye’de özgül bir durum var. Türkiye’de pestisit kullanımı, Antalya, Adana, Mersin, Manisa ve Aydın gibi belli illerde yoğunlaşmış durumdadır. Türkiye’de pestisitlerin aşağı yukarı %40 gibi bir kısmı bu beş ilde kullanılıyor. Bu kentlerde birim alana kullanım miktarının son derece yüksek olduğunu söylemek mümkün. Tarım ve Orman Bakanlığı pestisit kullanımıyla ilgili verileri 2014’ten bu yana açık etmiyor. Eskiden hangi ilde ne kadar pestisit kullanılıyor bilgisinin dışında, hangi pestisitlerin kullanıldığı bilgisine de erişilebiliyordu. Ama ne yazık ki beş altı yıldır bu bilgiden mahrum durumdayız. 

“Türkiye’nin pestisit gerçeği” başlıklı haberi buradan okuyabilirsiniz.

Pestisit dediğimizde aklımıza farklı kimyasal niteliklere sahip yüzlerce çeşit kimyasal madde gelmeli. Türkiye’de 340 civarında pestisit kullanılıyor. Bunları birbirinden farklı kimyasal yapılara ve toksik etkilere sahip kimyasal maddeler gibi düşünebiliriz. Bundan 10 yıl önce 450 civarında farklı pestisit kullanılıyordu. Çok tehlikeli olanları, Avrupa Birliği’nde ve dünyanın çeşitli yerlerinde yasaklandı ve Türkiye de bu yasak kararına uydu. Yine de kullanımda olan bu 340 pestisitin en az 1/3’lik bir kısmının yüksek derecede zehirli olduğunu ve insan sağlığı ve doğal hayat için büyük bir tehlike yarattığını belirtmek gerekiyor.

Türkiye’de kullanılan pestisit miktarı 60.000 ton civarında ama 340 pestisitten hangileri, hangi ilde ve ne miktarda kullanılıyor bilgisi artık erişime açık değil. Örneğin, dünya genelinde glifosat isimli (daha çok ‘herbisit’ diye nitelenen) otları öldüren bir pestisit hakkında sürekli bir tartışma var. ABD’de kanserojen olduğuna yani kansere yol açtığına yönelik bazı akademik yayınların neticesinde açılmış davalar var. O davalarda, üretici firma Bayer-Monsanto ciddi tazminatlar ödüyor. Glifosat, 2015’te Dünya Sağlık Örgütü’ne bağlı Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı tarafından ‘muhtemelen kanserojen’ yani kansere neden olabilen kimyasal madde olarak nitelendirilmiştir. O zamandan günümüze, beş yıldır devam eden yoğun bir tartışma var. AB’de de yasaklansın/yasaklanmasın tartışmaları sürekli gündemde ancak henüz AB bu konuda bir yasak getirmedi. Avusturya ise, AB üyesi bir ülke olmasına rağmen, geçtiğimiz Temmuz ayında, ülke içinde glifosat kullanımını yasakladı.

Zehirsiz Sofralar Sivil Toplum Ağı’nın dünyayı zehirleyen ilaç şirketlerine yönelik yaptığı açıklamayı buradan okuyabilirsiniz.

Türkiye’nin ithal ettiği glifosat miktarının ne olduğuna dair, geçmiş yıllara göre kullanımındaki artış miktarını baz alarak bazı araştırmalar yaptım. Türkiye’de tarımda glifosat kullanımı 2001-2002 yıllarında 300 ton civarında iken, tahminimce bu rakam 12.000 ton miktarına çıkmış olabilir. Bu muazzam bir artış. Bu etken maddenin kanserojen olma ihtimalinin yüksek olduğunu göz ardı edemeyiz. ‘Non-Hodgkin lenfoma’ gibi birtakım hastalıklarla bağını gösteren çok sayıda akademik çalışma var. Bu çalışmalar göz ardı edilerek bu zehirli maddenin ithalatının ve kullanımının ülke genelinde her yıl ciddi oranlarda arttığını düşünmemiz lazım. Glifosat ile ilgili tartışmalar aslında meclise kadar yansıdı. Son üç yıl içerisinde mecliste Türkiye’de glifosat kullanım miktarının ne olduğu ve kullanımının sınırlandırılması konusunda benim bildiğim en az beş tane soru önergesi var. Ama bunlara yanıt dahi gelmediğini belirtme gereği duyuyorum. Biz, Türkiye’de kanserojen olma ihtimali yüksek olan bir kimyasal maddenin tarımsal üretimde hangi illerde ne kadar kullanıldığı bilgisinden mahrumuz. 

Buğday Derneği’nin yürüttüğü Zehirsiz Sofralar projesi kapsamında, glifosat dışındaki diğer pestisitlerle ilgili yapılmış çalışmalar var. Zehirsiz Sofralar Sivil Toplum Ağı’nı da hatırlatmak gerekebilir. Türkiye’de 100’ün üzerinde sivil toplum örgütünün bir araya geldiği; tarımda kullanılan zehirli kimyasalların miktarını azaltmayı, alternatif yöntemlerin kullanılmasını, devreye girmesini sağlamayı ve sağlıklı bir gıda üretimini temin etmeyi hedef olarak gözeten bir Ağ. Tüketici derneklerinden tutun üreticilere, arı birliğine, çok sayıda gıda, tarım ve çevreyle ilgilenen sivil toplum örgütü içinde yer alıyor. Zehirsiz Sofralar Sivil Toplum Ağı’nın akademik literatürde önem arz eden makale ve rapor çevirilerine zehirsizsofralar.org sitesinden ulaşmak mümkün. Hem tüketiciler hem de üreticiler için pestisitlerin zararları ve alternatiflerine yönelik yayınlanan iki önemli rehberler de yine bu siteden indirilebilir.

Tüketici Rehberi’ni buradan okuyabilirsiniz.

Tarımda kimyasal kullanımı azaltmak ile ilgili yapılan çalışmalarda göz ardı edilmemesi, hatta öne çıkarılması gereken bir konu var: Çiftçi sağlığı. Türkiye’de gerek medyadaki yaygın tartışma gerek sosyal medyadaki tespitler üzerinden dönen tartışmalarda tüketici sağlığı ön planda. Bunu anlaşılır buluyorum aslında ama sadece tüketiciler odağında tartışılmasının önemli bir eksikliği var. Aslında pestisit kullanımı sağlık açısından en ciddi ve ilk anda çiftçilere zarar veriyor. Bunun altını kalın kalın çizmek gerekiyor. Çünkü tarımsal alana atılan pestisit orada belli bir süre toksik etkisini devam ettiriyor. Çeşitli pestisitlerin bir tarlaya, bir seraya yani tarımsal üretim yapılan bir alana atıldığındaki zehirli etkisi; kimisinin 3 gün, kiminin 30 gün, kimininki 3 ay olmak üzere orada devam eder. Hem orada yetiştirilen bitkilerde hem de o toprakta pestisitler varlığını, zehirli etkisini devam ettirir. Tarımsal alana atılan pestisitlerin önemli bir kısmı çevreye yayılır. Bu konudaki çeşitli çalışmalara göre, birim alana atılan pestisitlerin %95’i, bazılarına göre %99’u hava olayları, yağış, sulama vesaire gibi çeşitli faktörler vasıtasıyla atıldığı bölgenin dışına taşınıyor.

Zehirsiz Kampanya’ya destek ol, biyoçeşitliliğe zarar veren, dünyayı zehirleyen pestisitler yasaklansın: Change.org/ZehirsizSofralar

Çiftçilerin yoğun üretim yaptığı bir bölgede pestisit kullanımının da yoğun olduğunu düşünürsek; burada yaşayan çiftçilerin, tarımsal üretim yapan kişilerin, onların ailelerinin ya da yevmiyeli çalışan tarım işçilerinin sürekli bu işi yapmaktan dolayı karşı karşıya oldukları risk tüketicilerden daha fazla. Bu konuda, halk sağlığı alanında yapılmış çok sayıda çalışma var. Çiftçiler, tarım işçileri ve onların ailelerinden bahsederken, özellikle çocukları dikkate almak gerekiyor. Çocuk nüfus yani yaşı 0-18 aralığında hatta daha da küçük 0-5 yaş aralığında olan çocuklar, pestisitlerin olumsuz etkilerine karşı yetişkinlere kıyasla çok daha duyarlı. 

Pestisitlerin anne karnındaki çocuğa dahi etkisi olduğu, otizm ve sebebi bilinemeyen diğer bir sürü hastalığın da kaynağı olduğu söyleniyor… 

Bülent Şık: Pestisitler bu konunun günah keçisi değildir. Çeşitli metabolik ve kanser gibi hastalıkların kirletilmiş bir çevrede yaşamakla çok yakından ilgisi var. Yaşadığınız bölgede toprak kirliyse, suları kirletilmişse, havası kirliyse bazı hastalıklara yakalanma riskiniz, daha sağlıklı bir çevrede yaşayan insanlara kıyasla ciddi şekilde artıyor. Tarım işçileri ve çiftçiler üzerinden konuşursak, onların içinde yaşadıkları ortamda maruz kaldıkları toksik kimyasal: pestisitler. Ürün bazında baktığımızda, bazı ürünlerde 7-8 kez, bazı ürünlerde ise 25-30’a kadar varan pestisit uygulamaları söz konusu. Türkiye genelinde pestisit uygulaması yapan insanların kendilerini korumak, o zehirli kimyasalların olumsuz etkisinden korunmak için aldıkları önlemler çok çok düşük noktadadır. Solunmaması gereken pestisitleri soluyabilirler, deri yoluyla emilim olur. Çiftçilerin pestisit kullanmaya mahkûm edildiğine ve aynı zamanda çiftçilerin piyasaya pestisitli, zararlı ürün sunduklarına dair bir algı var, bu doğru değil. Türkiye’de tarım işçilerinin pestisitlerden mağduriyeti üzerine geniş ölçekte gıda ve saha çalışması yapılsa durumun ne kadar vahim olduğu ortaya çıkarılabilir. Dünyada bu konuda yapılmış çalışma örneklerini model aldığımızda veya onlara baktığımızda benzer şekilde Türkiye’de de tarım işçilerinin, çiftçilerin ve onların çocuklarının sorun yaşadığını söylemek mümkün. 

Pestisit kullanımının sağlık üzerinde çeşitli zararları, hormonal sistem üzerinde etkileri, hormonal açıdan anne karnından başlayıp yaşamın ilk dönemlerinde gerçekten çok önemli olan olumsuz etkileri var ve bu pestisitlerin yasaklanmasına ilişkin çok ciddi çalışmalar var. Zehirsiz Sofralar Sivil Toplum Ağı’nın hazırladığı Üretici Rehberi’nde, çiftçiler pestisit kullanmadığı zaman yerine ne yapacaklar sorusunun çok çeşitli yanıtlarının olduğu alternatifler var.

Zehirsiz Sofralar Üretici Rehberi’ni buradan okuyabilirsiniz.

Tüketiciler ilaçlı bir şey yememesi konusunda ikna olmuş durumda. Fakat üreticiyi pestisit kullanmadan üretim yapma konusunda ikna etmek daha zor oluyor. Bununla ilgili alternatifleri de üreticiye sunmak gerekiyor. Bu bahsettiğiniz rehberde bu alternatifler mevcut ve üreticiye de sunuluyor…

Bülent Şık: Bu işin çözümsüz olmadığını deklare eden bir rehber. Pestisit kullanımının bir zorunluluk haliymiş imajını ortadan kaldırmaya yönelik bir belge. Pestisit kullanımını azaltmak, ekolojik ya da çevreye ve doğal hayata zararı olmayan yöntemleri ve teknikleri uygulamak ciddi bir kamu desteği gerektiriyor. Danimarka gibi dünyada pestisit kullanımını azaltmayı başaran ülkeler var. Danimarka, 20 yıldan fazla süredir pestisit kullanımı azaltma projesi uyguluyor çünkü 1990’lı yılların başında yapılan ana çalışmalar yeraltı sularında insan sağlığını tehdit edecek ölçüde pestisit kirlenmesi olduğunu gösterdi. Bunun üzerine su varlıklarını korumak için tarımda pestisit kullanımını azaltma doğrultusunda oradaki tarım bakanlığı benzeri bir kurum ciddi bir proje geliştirdi. 20 yıldır aralıksız süren projeyle bu süre içinde pestisit kullanımında %40 oranında azalma oldu. Böyle kayda değer iyi örnekler var. Bizde ise tam aksi bir durum söz konusu; pestisit kullanımını azaltmak şöyle dursun, yıldan yıla ne yazık ki artıyor.

Pestisit; böcek, haşerat ve benzerinin bir bağışıklık oluşturduğu ve onları yok etmek için her sene daha fazla kullanmayı gerektiren bir şey değil mi?

Bülent Şık: Direnç gelişimi, pestisit kullanım miktarını arttıran çok önemli bir sorun. Bir yandan da tarımsal üretimde kullanılan tekniklerin giderek pestisitlere doğru kaydırılmasında sorun var. Türkiye’de 1980’li yılların başında pestisit kullanımı çok düşük, 7-8 ton civarında. Şu an geldiğimiz nokta ise 60.000 ton civarında ve belki de daha fazla… Bakanlık deklare etmediği için net rakamları bilemiyoruz.

En kolay yapılan şeylerden biri pestisit kullanmak. Yoksa tarımda kullanılabilecek çok sayıda teknik var. Zaten üreticilere de bunlar anlatılıyor. Tarım ve Orman Bakanlığı gibi ülke genelinde tarımı organize etme, yön verme sorumluluğu olan bir kurumun hangi yöntem ve tekniklerin önünü açtığını düşünmeliyiz. Bakanlık, pestisit kullanımını gerektirmeyen agro-ekolojik uygulamaları teşvik edebilir, bunları destekleyebilir, bu uygulamalara ücretsiz erişimini sağlayabilir. Bunlar yapılmadığı sürece, sadece çiftçilerden bir duyarlılık beklemek yanlış. Bu talepleri ileteceğimiz, karşımızdaki sorumlu kurum Tarım ve Orman Bakanlığı olmalı. Pestisit konusunu bir sorunu ortaya koyduğumuzda bu sorunun çözümü üzerinde bir uzlaşı var: Agro-ekolojik teknikler hem doğal hayat için daha az zararlı hem de üretim verimliliği açısından dikkate değer ölçüde pestisit kullanımını sınırlandırıyor. Çiftçilere “pestisit kullanmayın” dediğimizde, faili olmayan bir şeye sesleniyoruz çünkü Türkiye’de milyonlarca çiftçi var. Tek tek çiftçilere ulaşmak ve bunu milyonlarca çiftçiye anlatmak çok zor. Burada fail, çiftçilerle birebir temas eden, Türkiye’de il, ilçe, köy bazında en yaygın örgütlenmeye ve on binlerce personele sahip kurumlardan bir tanesi olan Tarım ve Orman Bakanlığı. Ancak o kurum, “ben bu işi çözeceğim” dediğinde birtakım olumlu adımlar gözleme şansımız var. 

Bir başka olumlu örnek, dünyadaki çok önemli pirinç üreticisi ülkelerden biri olan Endonezya’dır. 1980’lerin sonundan itibaren, tarımsal üretimlerde pestisit kullanımını üretim verimliliğinde düşme olmadan ciddi oranda azaltan ülkelerden biridir. Bu çok önemli çünkü pestisit kullanımı konusunda verimlilikte kayıp olacağı çok sık dile getirilir. Dediğim gibi, bu meselelerin çözümü için karşımızda milyonlarca çiftçiye erişimi olan kamu kurumundan isteyebiliriz. Çünkü faili biliyoruz. Biz ancak seslenebiliriz, yayınlar, konuşmalar yapabiliriz… 

Farkındalık yaratabiliriz ama aslında karar alma mekanizmalarının harekete geçmesiyle bir netice alabiliriz.

Bülent Şık: Tarım ve Orman Bakanlığı bunun asıl sorumlusudur, oradan talep ediyoruz. Bizim, yurttaşlar, örgütler, platformlar, akademi, medya olarak bu konuda muhataplık ilişkisini doğru kurmamız çok önemli. 

Ek olarak, Türkiye’de kullanılan bu pestisitlerin hangilerinin çiftçi, tarım işçisi ve çocuk sağlığı için çok tehlikeli olduğu, hangilerinin sistemimizi bozduğu, hangilerinin vücudumuza girdiğinde çeşitli dokularda biriktiği, hangilerinin su ve toprakta uzun süre kalıcı olduğu konusunda Zehirsiz Sofralar Sivil Toplum Ağı bir çalışma yaptı. Bu çalışmada 41 tane pestisit etken maddesinin çiftçi sağlığı, tarım işçisi sağlığı, çocuk sağlığı için çok tehlikeli olduğuna ilişkin bir belge hazırlandı. Lütfen çiftçilerimiz ve sorumlu kurum olarak Tarım ve Orman Bakanlığı bu pestisitlerin yasaklanmasını sağlasın.  

Zehirsiz Sofralar Sivil Toplum Ağı’nın 41 pestisit etken maddesi için yaptığı araştırma sonuçlarını buradan okuyabilirsiniz.

Bu röportaj Leyla Aslan Ünlübay’ın hazırlayıp sunduğu Açık Radyo’daki Tohumdan Hasada Ekolojik Yaşam programından yazıya aktarılmıştır.

Deşifre: Gamze Sevin (Buğday Derneği Gönüllü İletişim Ekibi)

Etiketler: , , , ,

Henüz yorum yapılmamış

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Paylaş