DESTEK OL!
Gönüllü Ol
HABERLER

Pestisitler bombus arılarının öğrenme sürecini olumsuz etkiliyor

Yayınlanma Tarihi: 14 Temmuz 2020
Pestisitler bombus arılarının öğrenme sürecini olumsuz etkiliyor

Pestisitlerin arı kolonilerinin nüfusu üzerindeki etkilerini gözlemleyen araştırmacılar, henüz larva halindeyken pestisitlere maruz kalan bombus arılarının, hayatlarının ilerleyen dönemlerinde öğrenmeyle ilgili ciddi sıkıntılar yaşadığını ve bu nedenle koloni büyümesinin yavaşladığını tespit etti.

Çiçekler arasında vızıldayarak uçan arıların sesi, dünyanın neresinde olursak olalım havaların ısındığının habercisi. Fakat pek çok yerde bu sesler yavaş yavaş kısılıyor. Ne yazık ki bu durumdan mustarip olan tek arı türü bal arıları değil. Bombus arılarının da parçası olduğu yerli arı nüfusu tüm dünyada hızla azalıyor. İklim değişikliği ve bu canlıların yaşam alanlarının dünyanın her yerinde gittikçe daralıyor olması, sorunun gerisindeki sebeplerden yalnızca birkaçı. Yapılan yeni bir çalışma ise oldukça yaygın kullanılan bir pestisit türünün bu canlılar üzerinde yarattığı tehlikeye dikkat çekiyor. Bu kimyasala maruz kalan bombus arıları öğrenmede güçlük yaşıyor ve bu durum, arı henüz larva halindeyken pestisit bulaşık besinle beslenmiş olsa bile geçerlidir. Zararlı kimyasallardan etkilenen arılar daha sonra yiyecek bulmakta güçlük çekebileceğinden dolayı oldukça endişeli verici bir sorundur.

Bombus arıları, dünyadaki 20.000 arı çeşidinden 250’sini oluşturuyor. Yerli pek çok arı türü yalnız yaşar, bombus arıları ise sosyal varlıklardır. Cinsine bağlı olarak yüzlercesinin oluşturduğu kalabalık koloniler halinde yaşarlar. İşçi bal arıları gibi bombus arıları da polen ve bitki özü toplar. Sonrasında, gençlerini beslemek için bu topladıklarını kovana getirirler. Bu süreçte var olabilecek en ufak sorun, larvalar dahil tüm koloni için tehdit oluşturur.

Maalesef, bombus arılarının geleceği ciddi bir tehlike altında. Neredeyse üçte birinin soyu tükenmek üzere. Bu, hepimiz için büyük bir sorun. Bombus arıları her türlü bitki için polinatör görevindedir. Vücutlarını çiçeklere sürtüp vızıldarlar. Bu da, çiçeklerin, diğer arıların erişemediği bir poleni salgılamasına sebep olur. Yine bu sebepten bu arı türü, domateslerin de içinde olduğu sayısız çiçekli bitki için vazgeçilmez polinatörlerdir. Eğer bol domates soslu makarna veya pizza yemeye devam etmek istiyorsak bombus arılarına ihtiyacımız var!

Pestisit problemi

Gerçekte zehirli kimyasallar olan pestisitler, tarımda, böcekleri bitkilerden uzak tutmak için kullanılıyor. Ne yazık ki bu kimyasalların, hedeflenenin dışındaki hayvanlar için de hayati risk taşıdığı gerçeği çoğu zaman göz ardı ediliyor. Yapılan araştırmalar gösteriyor ki polinatör böcekler, özellikle de çiçekten çiçeğe dolaşan ve dolayısıyla da tekrar tekrar zehirlere maruz kalan arılar bu tehlikeye daha açık. Pestisitin bulaştığı bal özü ve polenlerin yuvaya taşınması larvalar dahil kolonideki tüm arıların hayatını tehlikeye atıyor.

Kolonilerdeki arı nüfusu arılar yumurtladıkça zaman içerisinde çoğalır. Pestisitlerin, koloni nüfusu üzerindeki etkilerini gözlemleyen araştırmacılar, pestisit maruziyetinden sonra koloni büyümesinin yavaşladığını ancak ilginç bir şekilde bu etkilerin haftalar sonra kendini gösterdiğini tespit etti.

Bu bulgular, Londra’daki Imperial College’da böcek ekoloğu olan Richard Gill’in ilgisini çeker. Pestisitler larvaları etkiliyor muydu? Eğer öyleyse maruz kaldıkları kimyasalların etkilerini gözlemlemek için bu larvaların yetişkin arılara dönüşmesini beklemek gerekiyordu.

Bu soruların cevabını bulmak için Gill ve ekibi 413 arıdan oluşan 22 bombus arısı kolonisini, kolonileri gruplayıp her birine dört farklı yöntemden birini uygulayarak inceledi. Bu gruplardan “kontrol” adını verdikleri beşine pestisit içermeyen şekerli su ve polen verildi. Diğer üç gruba ise imidakloprid (Ih-mid-uh-CLOH-prid) isimli pestisit bulaşık şekerli su verildi. Bu pestisit türü tüm dünyada oldukça yaygın şekilde afidler (yaprak bitleri), tripsler (saçak kanatlılar), beyazsinekler gibi özsu emen ve bitkileri çiğneyen böceklerin kontrolünde kullanılır. Araştırmacılar, arıların bu etken maddenin kullanıldığı bitkilerden besin toplarken maruz kaldıklarını düşündükleri az dozdaki maddeyi şekerli suya eklediler. 

Pestisit, altı koloniye, çalışmanın sadece ilk 3 haftası boyunca verildi. Bu, larvanın pupa aşamasına, ardından da yetişkinliğe eriştiği süreye denktir. Diğer altı koloniye pestisit, yirmi ikinci günden itibaren, çalışmanın son günü olan kırk beşinci güne kadar verildi. Çalışmanın bu kısmında pestisite maruz kalan arıların tamamı yetişkin arılardı. Geri kalan beş koloniye ise pestisit bulaşık su, çalışmanın tamamı boyunca verildi. 

Gill ve ekibi ardından üç ila on iki günlük arıların öğrenme yetilerini test etti. Her birini küçük koşum mekanizmalarına bağlayıp hafif bir rüzgar şiddetinde hava üfleyen pervanelerin önüne yerleştirdiler. Pervane, on saniye boyunca arılara limon aromasıyla kokulandırılmış hava üfledi ve bu sürenin yarısında araştırmacılar, arının antenine bir damla şekerli su değdirdiler. Bu, arının hortuma benzeyen dilini (Pro-BAA-sis) dışarı çıkarmasına sebep oldu. Ardından arının şekerli su ödülünü içmesine izin verildi. 

Sağlıklı arılar çiçeklere koku aracılığıyla ulaşır. Limon kokusu ve şekerli su, arının kokuya yönelim ve kendine besin bulma doğal sürecini taklit etmeye yardımcı olmuştur. Araştırmacılar on dakikanın ardından arıların hepsine şekerli su ödülüyle sonlanan limon aromasını vererek her arıyla bu süreci onar kez tekrarlamışlardır.

Bu öğrenme süreci deneyinin ardından, mikro görüntüleme sistemleriyle tüm arıların beyin yapılarının görüntüleri incelendi. Bunu yaparken ekip daha çok (yandan bakıldığında mantara benzediği için) mantarımsı kısım adını verdikleri ve böceklerde bilgiyi işleyip hafıza oluşturan bölgeye odaklandı.  


Richard Gill’in araştırmasından alınmış bu mikro-CT görüntüsü, bir bombus arısının beynindeki mantarımsı bölgeyi gösteriyor (mor kısımlar)
Dylan Smith/Imperial College, Londra

Hasar görmüş beyinler

Deney sonunda Gill ve ekibi, pestisitlere maruz kalmamış arılarda öğrenme süreçlerinin çok daha hızlı ilerlediği sonucuna ulaştı. Arıların bazıları iki, en fazla üç denemenin ardından limon kokusunu alır almaz “hortum”larını dışarı çıkarmayı öğrenirken, pestisitlere maruz kalan üç arı grubundaki arıların tamamı koku ve ödül arasındaki bağı kurmakta zorlandı. Bazılarının limon kokusuna tepki vermesi uzun sürerken bazıları bu bağı hiç kuramadı.

On iki günlük arılar genç arılara kıyasla daha hızlı öğrense de yetişkinlik evresinin ilk üç gününde pestisitlere maruz kalmalarının, yetişkin evrede pek çok soruna sebep olduğu sonucuna ulaşıldı. Gill, “büyürken pek çok değişimden geçen arıların beyinleri özellikle bu dönemde zararlı dış etkenlere karşı çok daha savunmasız” diye açıklıyor.  

Pestisitlere maruz kalan arıların beynindeki mantarımsı bölge, “kontrol” grubundaki arılardan ne yazık ki çok daha küçük. Kontrol grubunda ve iri mantarımsı bölgelere sahip arılar çok daha hızlı öğreniyor fakat büyük mantarımsı bölgelere sahip olsalar da pestisit grubundaki arılarda aynı şey geçerli değil.

Mantarımsı bölgenin, öğrenme ve bilişsel süreçten sorumlu olduğunu ifade eden Gill: “Erken dönemde pestisitlere maruz kalmaları, mantarımsı bölgedeki nöronların gelişimine etki ediyor olabilir. Bu aslında bir nevi beyin hasarı. Arı, basit bir görevi uygulaması için gerekli olan sinir ağına sahip değil.” diyor.

Ekip, bu deneyler aracılığıyla ulaştıkları sonuçları 4 Mart’ta Proceedings of the Royal Society B’de internet üzerinden yayınladı. 

Minnesota Üniversitesi’nde bombus arısı araştırmacısı olan Elaine Evans: “Bu çalışma, imidakloprid ve benzeri kimyasal tarım zehirlerinin bombus kolonilerinin hayatlarının tüm evrelerini nasıl tehdit ettiğini ortaya koyuyor,” diyor. “Bu tehlike, yuvayı bulan yalnız kraliçe arılardan, işçi arıları, erkekleri ve kraliçeleriyle gelişmiş kolonilere kadar uzanıyor.” Yine de gündelik hayatlarında arıların ne dozda pestisite maruz kaldıklarından emin olamadığımızdan bu deneyler aracılığıyla onların karşı karşıya oldukları tehlikenin büyüklüğüne dair ancak fikir yürütebiliyoruz” diye ekliyor.

Gill: “Bu ve benzeri pestisitlerin etkileri hakkında daha geniş düşünmeliyiz.  Kolonilerin bu zehirlere maruz kalması, yuva içinde gelişmekte olan yavru arıları büyük tehlikeye sokuyor. Koloninin beyin fonksiyonları bozulmuş işçi arılar üretmesi, o koloninin çökmesi anlamına gelir,” diyor.

Üreticiler, hasatlarını zararlı böceklerden korumak için ne yapmalı? Bunun tek bir çözümü var, o da farklı yerel bitkiler ekmek. Bunlar bitki zararlılarını yok eden doğal düşmanlarını (predatörleri) çeker. Böylece böcekler kontrol altında tutulabilir ve kayıp, tozlayıcılara (polinatörlere) zarar vermeden  önlenmiş olur.


Zehirsiz Kampanya’ya destek ol; arıları öldüren, bizi zehirleyen pestisitler yasaklansın: Change.org/ZehirsizSofralar

Kaynak:

Çeviri: Dila Balça Öğün

Buğday Gönüllü İletişim Ekibi
Etiketler: , , ,

Henüz yorum yapılmamış

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Paylaş