DESTEK OL!
Gönüllü Ol
HABERLER

Organik üretim krizlere rağmen büyüyor

Yayınlanma Tarihi: 14 Temmuz 2020
Organik üretim krizlere rağmen büyüyor

Yoğun tarımsal girdi (tarım zehiri, kimyasal gübre) kullanımına ve uzun tedarik zincirlerine dayalı endüstriyel tarım sistemi sorunlara çözüm sunmak yerine krizi daha da derinleştirerek küresel bir boyuta taşırken, salgın nedeniyle insanların bağışıklık sistemlerini kuvvetlendirmek amacıyla sağlıklı beslenmeye yönelmesi, organik gıda sektörü için önemli sonuçlar doğuruyor.

Dünya genelinde pandemiye dönüşen koronavirüs tarım ve gıda sektörünün önemini bir kez daha ortaya koydu. Uzmanlar, koronavirüs ile mücadelede alınacak önlemlerin yanı sıra dengeli ve doğru beslenmenin önemine işaret ederken, insan bedenini hastalıklara karşı koruyan ve bağışıklık sistemini güçlendiren gıdaların nasıl yetiştirildiğine de dikkat edilmesi gerektiğini söylüyor. AB tarafından gerçekleştirilen bir araştırmaya göre, ekolojik meyve ve sebzeler en az yüzde 40 daha fazla antioksidan ve daha yüksek seviyede demir ve çinko içeriyor. Çünkü ekolojik üretimde yetiştirilen ürünler daha az “zorlanıyor”, yani büyümeleri genellikle daha yavaş oluyor, böylece organizmalar bileşimlerini sentezlemeye zaman bulabiliyor.

Tüketicilerin sofrasına gelen gıda konusunda tercihlerini gözden geçirmeye başlamasıyla beraber, doğaya uyumlu ve toprağa zarar veren zehirli kimyasalların kullanılmadığı organik gıdalara yönelik talep de artıyor. Sektörün uzmanları, sağlıklı beslenmeye yönelik talebin kalıcı olacağını ve organik pazarın önemli bir büyüme göstereceğini belirtiyor.

Verilerle organik tarım ve gıda pazarının geleceği

Dünyada ve Türkiye’de tüketicilerin sağlıklı ve güvenilir gıdaya ulaşma yolundaki çabaları sürerken, sürekli artan girdi maliyetleri ve çevresel sorunlar nedeniyle çiftçiler de kimyasal-yoğun endüstriyel tarımdan vazgeçerek organik veya diğer doğa dostu yöntemlere yöneliyor. Yaşanılan salgın sürecinde sağlığın her şeyin önüne geçmesi bağışıklık sistemini güçlü tutmak için organik beslenmenin önemini bir kez daha açığa çıkarmış oldu.

Üretici ve tüketici taleplerine bağlı olarak organik gıda pazarında istikrarlı bir gelişim ve büyüme gerçekleşmiş durumda. Organik Tarım Araştırmaları Enstitüsü (FİBL) ve Uluslararası Organik Tarım Hareketleri Federasyonu (IFOAM)’ın dünyada organik tarımın mevcut durumunu ortaya koyduğu son raporda, 2018 yılı verilerine göre dünya genelinde 2.8 milyon üretici 71.5 milyon hektar alanda organik tarım yapıyor. (1)

Kıtalara göre toplam organik alanlarına karşılaştırmalı olarak bakıldığında %50’lik bir pay ile Okyanusya’yı görmekteyiz. Onu %22 ile Avrupa, %11 ile Latin Amerika ve %9 ile Asya izliyor. En geniş organik tarım alanına sahip ülke listesinde Avusturalya 35.687 milyon hektarla ilk sırada yer alırken, Türkiye de son 10 yılda organik tarım arazisi alanını %98,3 arttırarak 646 bin hektara kadar genişletti.

Sahip olduğu toplam tarım arazisinde organik tarım alanının payı en yüksek olan kıtalar %8,6 ile Okyanusya ve %3,1 ile Avrupa’dır. Ülke sıralamasında, bir Avrupa ülkesi olan Lihtenştayn %38,5 ile ilk sırada yer alıyor. Türkiye ise %1,7 ile bu sıralamanın gerisinde kalmıştır.

186 ülkeden derlenen veriler, küresel ölçekte organik tarım arazilerinin önemli ölçüde arttığını, buna paralel olarak organik üretim yapan çiftçi sayısı ve organik perakende satışlarının da artmaya devam ettiğini gösteriyor. Organik gıda piyasası 2018 yılında dünya genelinde yaklaşık 97 milyar avroluk bir büyüklüğe ulaşmış durumda. Organik ürünler açısından ülkeler arasında en büyük pazarı 40.6 milyar avro ile ABD oluşturuyor. Onu Almanya (10.9 milyar avro), Fransa (9.1 milyar avro) ve Çin (8.1 milyar avro) takip ediyor. Avrupa Birliği’ne bir bütün olarak baktığımızda, organik pazar büyüklüğü 37,4 milyar avroyu buluyor. Avrupa bölgesinin toplam hacmi ise 40.7 milyar avro.

Raporda yayımlanan 2018 verilerine göre, dünya genelinde organik gıda ve içeceklere en yüksek kişi başı harcama (312 avro) İsviçre ve Danimarka’da yapıldı. Onları (231 avro) İsveç ve (221 avro) Lüksemburg izliyor. Türkiye’de bu rakam 1 avronun altında kalıyor.

Türkiye özellikle AB’ye yönelik ihracata dayalı olarak gerçekleştirdiği organik üretimi ile giderek büyüyen organik gıda sektöründeki yerini koruyabiliyor olsa da; tarımsal ürün çeşitliliği, zengin ekosistemi, uygun arazi yapısı, iş gücü ve uluslararası ticaret açısından sahip olduğu rekabet avantajlarına kıyasla pazardaki payı potansiyelinin çok altında seyrediyor.

Organik gıda tarafındaki verilere biraz daha yakından bakacak olursak: Türkiye 1996 yılında 8 adet organik ürün üretirken, bugün artık 79 bin 563 üretici ile birlikte 646 bin hektar alanda yaklaşık 250 farklı çeşit ürün üretiyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, Türkiye genelinde 2008’de 530 bin ton olan organik bitkisel üretim miktarı (geçiş süreci dahil) 2018’de 2 milyon 371 bin tona yükselmiş durumda. Türkiye aynı zamanda; İtalya, Almanya, Hollanda, ABD, Japonya, İngiltere ve Kanada başta olmak üzere 40’tan fazla ülkeye organik ürün ihraç ediyor.

Dünya Gazetesi’nin haberine göre, 2018 yılında 95 milyar doları aşan ve geçtiğimiz yıl 100 milyar doların üzerine çıkan küresel organik gıda satışlarının bu yıl %25’in üzerinde büyümesi ve beş yıl içinde 150 milyar dolarlık bir pazara ulaşması bekleniyor. Organik Ticaret Birliği (OTA), ABD’de organik gıda satışlarının 50 milyar doların üzerine çıktığını ve 2020 yılı ilkbahar döneminde satışların %20’den fazla arttığını bildirdi. Öte yandan, Çin’de organik gıda pazarının 2022 yılında 31 milyar dolarlık büyüklüğe ulaşması öngörülüyor. (2)

Avrupa pestisitlere dayalı tarım sisteminden vazgeçiyor

Mevcut tarım ve gıda sisteminin sürdürülemeyeceğini kabul eden Avrupa Komisyonu yayımladığı Çiftlikten Çatala (F2F) ve Biyoçeşitlilik (BDS) strateji dökümanlarında, biyoçeşitliliği ve toplum sağlığını Avrupa Gıda Politikası’nın merkezine alan ve pestisit kullanımını azaltmaya yönelik hedefler belirlediğini açıkladı. Hem F2F hem de BDS’de ortaya konan çaba ile 2030 yılına kadar pestisitlerin genel kullanımının ve yüksek derecede tehlikeli pestisit kullanımının %50 azaltılması, pestisitlerin agroekolojik uygulamalarla değiştirilmesi, 2030 yılına kadar AB’nin tarım arazilerinin %25’inin organik tarıma ayrılması ve nihayetinde pestisitlerin AB kentsel yeşil alanlarında da yasaklanması hedefleniyor.

AB Komisyonu’nun kararını değerlendiren IFOAM EU (Avrupa Birliği Uluslararası Organik Tarım Hareketleri Federasyonu) Başkanı Jan Plagge, çevreye kanıtlanmış faydalarının yanında, başarılı bir ekonomik model olan organik tarımı sürdürülebilir gıda sisteminin temeli haline getirmenin doğru bir karar olduğuna dikkat çektiği açıklamasında: “İklim ve biyolojik çeşitlilik krizini ele almak ve tarım sistemlerimizi daha dayanıklı hale getirmek istiyorsak AB tarımını dönüştürmemiz gerekiyor. F2F stratejisi, AB vatandaşlarının gıda sistemimizin geleceğine dair açık bir görüş sağlıyor.” dedi. (3)

IFOAM AB Grubuna göre, OTP’nin mevcut kırsal kalkınma politikaları veya eko-şemalar gibi yenilikçi araçları sayesinde organik dönüşüm ve onarımın kazancına yönelik gerekli bütçeyi sağlaması durumunda, AB’deki organik tarım arazilerinin %25’e ulaşması mümkün. Danimarka gibi ülkelerde itme-çekme yaklaşımının organik tarımı arttırmada başarılı olduğu kanıtlanmıştır. Dolayısıyla, promosyon programları ve yeşil kamu alımları yoluyla okullarda ve hastanelerde organik ürünlerin payını artırmak gibi talep yönlü önlemleri dahil etmek akıllıca bir seçim olarak görülüyor.

Türkiye organik tarımda hedef büyüttü

“Organic Foods & Beverages – Global Market Trajectory & Analytics” raporuna göre küresel organik gıda ve içecek pazarı 2025 yılına kadar yıllık ortalama yüzde 14.8 büyüme gösterecek. Bu dönem içinde Avrupa’da en büyük büyüme 8.9 milyar dolarla Almanya’dan gelecek. Avrupa’daki diğer pazarlarda da 5-6 yıllık zaman zarfında 10.8 milyar dolar talep oluşması bekleniyor. (4)

FIBL ve IFOAM tarafından yayımlanan son rapor da, 40.1 milyar avroya erişen Avrupa parakende satış piyasasının büyümeye devam ettiğine dikkat çekiyor. ABD’den sonra dünyadaki ikinci en büyük organik pazar payına sahip olan AB, bu rakamın 37.4 milyar avroluk kısmını üstleniyor. Almanya ise 10.9 milyar avro ile AB ülkeleri arasında liderliğini koruyor.

2018 yılında 3.3 milyon ton organik ürün ithal eden AB’nin en büyük tedarikçisi Çin. Türkiye ise Ukrayna ve Rusya ile birlikte AB’nin en büyük tahıl tedarikçisi konumunda. AB ülkelerinin organik turunçgil ithalatında yüzde 25 paya sahip olan Türkiye, organik sebze ithalarında da yüzde 17’lik bir paya sahip. Türkiye, AB’nin organik yağlı tohum alımı için de tercih ettiği pazarlar arasında.

Dolayısıyla, AB’nin en büyük organik gıda tedarikçilerinden biri olan Türkiye için Avrupa’daki büyüme ve hedefler oldukça büyük önem taşıyor. Zira organik tarım standartlarında iyileştirme yönünde atılan adımlar, AB’nin ürün ithalatında da bu kriterlere uyum sağlayabilen ülkeleri tercih edebileceğini gösteriyor.

Ege İhracatçı Birlikleri Organik Ürünler Kurulu Başkanı Mehmet Ali Işık, Tarım Gazetecileri ve Yazarları Derneği (TAGYAD) tarafından düzenlenen TAGYAD Sohbetleri Toplantısı’nda, Türkiye’de organik sektörünün 30 yıl önce ithalatçıların talebiyle yola çıkmasına karşın bugün Türkiye’nin her tarafında yaygınlaştığına dikkat çekerek şu açıklamayı yaptı: “İlk önce Türkiye’nin dünya lideri olduğu incir, üzüm, kayısı ve fındık ile başlayan organik üretimimiz bugün gıdanın haricinde tekstil, pamuk, pamuk ipliği, yağlar, kozmetik olmak üzere pek çok sektöre yaygınlaştı. Türkiye’nin organik sektöründeki başarısının altında, kamu, üniversiteler, sivil toplum örgütleri, özel sektör ve sektörün diğer paydaşları arasındaki işbirliği yatmakta. Hep birlikte çalışarak Türkiye’nin organik altyapısını oluşturduk. Bugün 500 milyon Avro’luk bir sektör büyüklüğüne ulaştık. Dünya genelinde organik ürünler eskiden küçük reyonlarda satılırken bugün 2 bin çeşit organik ürün satan hipermarketler oluştu. 40’tan fazla ülkeye organik ürün ihraç ediyoruz. Hedefimiz Türk organik sektörünü 1 milyar Avro büyüklüğe yükseltmek” (5)



Gıda güvenliği her zamankinden daha önemli

Sağlıklı ve güvenilir gıdaya ulaşmanın giderek zorlaştığı günümüzde tüketiciler gıdanın güvenilirliğini sorgulama konusunda daha hassas davranıyor. 

Pazarlarda, dükkânlarda, doğal ürün sattığını iddia eden çiftliklerin e-ticaret sitelerinde ya da kırsalda yol kenarlarında sıkça karşılaşılan “doğal ürün”, “köy ürünü”, “naturel ürün”, “hormonsuz”, “arılı ürün”, “hakiki ürün”, “saf ürün”, “%100 naturel” vb. ifadeler bir ürünün organik ya da ekolojik olduğu anlamına gelmiyor. Çünkü herkesin “doğal” tanımı ayrı. Kimine göre doğadan toplananlar, kimine göre tarlada zirai ilaca, serada hormona maruz kalmayan ürünler, kimine göre gıda katkı maddesi eklenmemiş olanlar, kimine göre de herhangi bir işleme maruz kalmadan üretilenler doğal olabiliyor.

Doğal ürün tanımında fikir birliğine varılabilmiş olsa da, cevaplanması gereken önemli bir soru daha var: “Bir ürünün doğal ürün olduğundan nasıl emin oluruz?” Bu noktada, uluslararası düzeyde ilke, kriter, standart ve yönetmeliklere gerek duyuluyor. Bu ortak kuralları ve dili oluşturmak da kendi başına yeterli değil. Bu ürünlerin bu sisteme göre yetiştirildiğinin, üretildiğinin kontrol edilmesi, belgelenmesi, etiketlenmesi, ayrıca bu belge ve etiketlerde bir standart ve ortak bir dil olması gerekiyor. Aksi halde doğal, naturel, hakiki, köy ürünü gibi ifadeler tüketiciyi yanıltmaktan, onun güven arayışından yarar sağlamaktan ve haksız bir rekabet ifadesi olmaktan öteye gitmez. Bu tip ifadeler herhangi bir standarda, yönetmeliğe ve belgeye dayanmadığı için suistimale açık. Gıda sektörüne karşı güvensizlik ve tüketicinin sağlıklı, güvenilir gıda arayışı, üretici firmaları bu tip ifadeler kullanmaya yöneltiyor ve ne yazık ki bu ifadeler sadece pazarlama yönteminin bir parçası. 

%100 Ekolojik Pazarlar ve ürünler ile ilgili ayrıntılı bilgi için: ekolojikpazarlar.org

Bir ürünün organik ürün olduğunu nasıl anlarız?

Organik ürünler, 5262 sayılı Organik Tarım Kanunu ve Organik Tarımın Esasları ve Uygulanmasına İlişkin Yönetmeliğe uygun olarak, tohumdan hasada, hasattan tüketicinin eline ulaşıncaya kadar tüm süreçlerde insan sağlığına zararlı hiçbir kimyasal girdi, katkı maddesi ve yöntem kullanılmadan, doğaya ve tüm canlılara zarar vermeden yetiştiriliyor, işleniyor, depolanıyor, ambalajlanıyor, etiketleniyor ve pazarlanıyor.

Bir ürün paketlenmişse organik ürün olduğunu üzerindeki etiketinden ve etiketinde bulunması gereken; organik tarım logosu, kontrol ve sertifika kuruluşu kodu ve logosu, Yönetmeliğe göre üretildiğine dair ifade ve sertifika numarasını bakarak anlaşılabilir. Şüpheli bir etiketleme söz konusu ise etiket üstündeki parti no, üretim tarihi ve sertifika numarası alınarak ilgili kontrol ve sertifika kuruluşu aranmalıdır.

Dökme (pazarlarda kilo/adet ile) olarak satılan bir ürünse (domates, biber, karpuz vb.) üreticinin müteşebbis sertifikası ve ürüne ait düzenlenmiş ürün sertifikalarından organik olup olmadığı anlaşılabilir. Üretici değil manav vs gibi bir satıcıdan/aracıdan alınıyor ise ürünün sertifikası dışında faturası da muhakkak sorulmalı, sertifikadaki ürünler ile satılan ürün karşılaştırılmalı, sertifika ve fatura tarihi kontrol edilmelidir.

Her sertifika “organik ürün sertifikası” değildir. Türkiye’ de “iyi tarım uygulamaları” ürünlerine de sertifika verilmektedir. Bu ürünler kimyasal girdilerin asgari miktarda ve doğru kullanıldığı ve hijyenik koşullara dikkat edilerek üretilen kontrollü ve sertifikalı ürünlerdir, sağlık ve çevreye etkileri açısından organik ürünlerle karşılaştırılamazlar.

Buğday Derneği ve National Geographic Türkiye işbirliğiyle yayımlanan 101 Soruda Organik Ürün Rehberi’ni buradan okuyabilirsiniz.

Sağlıklı gıda talebi karşılık buldu, 16 tarım zehiri yasaklandı

Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği’nin Avrupa Pestisit Eylem Ağı ile ortaklaşa yürüttüğü Zehirsiz Sofralar Projesi kapsamında açılan kampanyayı imzalayan 135 bin kişi, Tarım ve Orgam Bakanlığı’ndan sağlık ve çevre için çok tehlikeli tarım zehirlerinin yasaklanarak alternatif tarım yöntem ve tekniklerinin desteklenmesi ve yaygınlaşmasını talep ediyor. Proje kapsamında 100’den fazla sivil toplum kuruluşunun oluşturduğu Zehirsiz Sofralar Sivil Toplum Ağı tarafından, hem üreticilerde hem de tüketicilerde bu konuda bir farkındalık yaratmak amacıyla bilgilendirici rehberler ve 16 bölümlük bir belgesel serisi hazırladı. Karar vericilere yönelik olarak da Zehirsiz Sofralar için Yol Haritası sunuldu.

Zehirsiz Sofralar Sivil Toplum Ağı’nın Nisan 2019’dan beri yürüttüğü çalışmalar kamuoyunda ve karar vericiler nezdinde karşılık bulmaya devam ediyor. Dünya Sağlık Örgütü tarafından “son derece tehlikeli”, “yüksek seviyede tehlikeli” ve “muhtemel kanserojen” olarak belirlenen ve pestisitlerde kullanılan 13 etken maddeden 4’ünün (difenacoum, cyfluthrin, methomyl, methiocarb) aralarında yer aldığı 16 etken madde Meclis ve Bakanlık gündemine gelmesinin ardından, kampanyanın altıncı ayında Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından yasaklandı.

Karar için “bu olumlu bir adım ve kullanılan diğer tüm pestisitlere yönelik de aynı kararın alınmasını bekliyoruz” açıklamasını yapan Zehirsiz Sofralar Sivil Toplum Ağı; AB Komisyonu’nun pestisit kullanımının %50 azaltılması, pestisitlerin agroekolojik uygulamalarla değiştirilmesi, 2030 yılına kadar AB’nin tarım arazilerinin %25’inin organik tarıma ayrılması ve nihayetinde pestisitlerin AB kentsel yeşil alanlarında da yasaklanması yönündeki kararını örnek göstererek, Türkiye’nin AB geçiş sürecinde bugüne kadar 180’in üstünde pestisit etken maddesinin yasaklandığını ancak meselenin sadece pestisitleri yasaklamak değil, mevcut tarım sisteminin sürdürülemezliğini görüp ekolojik, sağlıklı, adil ve sürdürülebilir bir tarım – gıda sistemine bir an evvel geçebilmek için AB gibi hedefleri ve yol haritasını belirlemek olduğunu belirtti. (6)

Yasaklama kararı ile ilgili detayları buradan okuyabilirsiniz.

Zehirsiz Sofralar Sivil Toplum Ağı, platform olma, sadece pestisitler konusunda değil; gıda güvenliğini ilgilendiren tohum, organik tarım ve iklim gibi farklı alanlarda da ağlar kurarak çalışmalarına devam etme kararı aldı. Ağ üyelerinden Ekolojik Tarım Organizasyonu Derneği Başkanı Prof. Dr. Uygun Aksoy, katıldığı TAGYAD Sohbetleri Toplantısı’nda; Türkiye’de organik tarım ile ilgili bilgi kirliliğinin önüne geçilmesi için sektörde faaliyet gösteren kurumların da yer alacağı bir organik ağ ile sektörün daha hızlı büyümesini hedeflediklerini kaydetti.

“Tüketici güvenini kazanmak ve iç pazarı genişletmek için stratejik plan hazırlıyoruz” diyen Aksoy sözlerini şöyle tamamladı: “Sorunları analiz edip, bir yol haritası izlemeliyiz. Türkiye organik ağında bu da gündeme gelecek. Ortak hareket edersek dünyada ön sıralarda yerimizi alırız. Öncelikle kendi insanımızın sağlığı için organik sektörünü desteklemeliyiz.”

Güvenilir gıda konusunda hepimize sorumluluk düşüyor. Üreticinin sorumluluğu nasıl kaliteli ve sağlıklı olanı üretmekse, tüketicinin sorumluluğu da sağlıklı gıdanın sürekliliği ve yaygınlaşması için bireysel tercihlerini organik olandan yana kullanması. Organik ürün kullanmak sadece bugün, kendimizin ve çocuklarımızın sağlıklı kalabilmesi için değil; gelecek kuşakların yaşamasını düşlediğimiz dünya için yapılan bir tercih. 

Kaynaklar:

(1) The World of Organic AgricultureStatistics and Emerging Trends 2020

(2) Organik gıda pazarı COVID ile büyüyor!

(3) IFOAM EU welcomes landmark decision to put organic at the heart of future European food system

(4) Organic Foods & Beverages – Global Market Trajectory & Analytics

(5) Türk organik sektörü 1 milyar Avro büyüklüğe ulaşma hedefi koydu

(6) Başardık: 16 Tarım Zehiri Yasaklandı

Haber: Ayşe Nur Ayan – Buğday Derneği İletişim Ekibi

Etiketler: , , ,

Henüz yorum yapılmamış

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Paylaş