DESTEK OL!
Gönüllü Ol
HABERLER

“Evvel zaman içinde, her tohum kendi yemişinin kalbinde…”

Yayınlanma Tarihi: 14 Eylül 2020
“Evvel zaman içinde, her tohum kendi yemişinin kalbinde…”

Leyla Aslan Ünlübay ile, Buğday Hareketi’nin kurucusu Victor Ananias’ın başından geçen gerçek bir olaydan esinlenerek kaleme aldığı “Victor’un Balkabakları” adlı masal kitabını konuştuk.

Röportaj: Lalehan Uysal (Buğday Derneği Kurumsal Kimlik Danışmanı)


Leyla Aslan Ünlübay, 16 yıldır Buğday Derneği’nde çalışıyor. %100 Ekolojik Pazarlar Proje Koordinatörü, Açık Radyo’da Tohumdan Hasada Ekolojik Yaşam programını hazırlıyıp ve sundu. 2017 yılından beri de Buğday Derneği Yönetim Kurulu Başkanı. Aynı zamanda bir anaokulunda masal anlatıcılığı yapıyor.

Victor’un yaşanmış hikayesini çocukların anlayacağı dilde kaleme alarak bir kitaba dönüştürdüğün için öncelikle seni kutluyorum. Ben bu hikayeyi Victor’dan dinlemiştim, bu şansı yakaladım. Sen ne zaman, nerede dinledin bu hikayeyi?

Leyla Aslan Ünlübay: Öncelikle çok güzel bir denk gelme oldu, Victor’un doğum gününde kitabın varoluşu ve insanlara duyuruluyor oluşu. Ben Victor’un balkabağı ile ilgili hikayesini ilk kez Güneşin Aydemir’den dinledim. Zaten kitabın içinde de bu not var. Çamtepe’de Victor’u yâd edip, onun başından geçen komik anıları aramızda konuştuğumuz, çok samimi bir sohbet sırasında, Güneşin’in ağzından duymuştuk. Tabii ben bunu duyar duymaz alıp bir çocuk hikayesine dönüştüreyim demedim ama Victor’un bu olayı yaşadığı hali benim zihnimin bir köşesinde asılı kaldı.


Leyla Aslan Ünlübay

Hikayeyi dinledin, zaten Çamtepe bu hikaye için inanılmaz bir atmosfer… Eminim düşlemişsindir, birkaç hayal geçmiştir. Fakat, yazma arzun ne zaman oluştu? Belli ki bu fikir birden oluşmadı, herhalde olgunlaştı.

Leyla: Evet, hikayeyi duyduğum andan itibaren yazmakla ilgili bir düşüncem yoktu. Sen de biliyorsun ki, ben iki kız çocuğu annesiyim. Kızlarımdan bir tanesi beş yaşında, diğeri bir yaşında. Beş yaşındaki kızıma Buğday’ı ve yaptığım işi anlatırken birazcık zorlandığımı fark ettim… Son zamanlarda masal anlatmakla ilgili ciddi eğitimlere de katılmıştım, anaokulunda çocuklara masal anlatıyordum. Buğday’da “çocuk” kısmını doldurmak, oraya bir şey koymakla ilgili bir heves ve bir niyet çıktı benim içimden. Buğday öyle bir yer ki, bir niyeti ortaya koyduğunuz zaman sizi tam anlamıyla destekleyen ve yolunuzu açan insanlarla dolu.

Çocuklara masalla neyi anlatabilirim diye düşündüm. Aklımın bir tarafında asılı kalan Victor’un bu hikayesi denemelerin ardından çocukların anlayabileceği, onların merakını uyandıracak ve onlara güzel şeyler ifade edecek masalsı bir hikayeye dönüştü. Sonra da zaten yolu açıldı, yayınevi ile görüştük ve yavaş yavaş kitap oldu.

Ben Leyla’yı 17 yaşında tanıdım… Aslında biraz da çocuktun. Bizimle birlikte, bizi de büyüterek, Buğday’ın içinde büyüdün. Zaten Buğday öyle bir yer. İstediğiniz yaşta olun, her şekilde sizi büyüten bir yer. Buğday hareketinin içinde böyle bir evrim, böyle bir dönüşüm çok olanaklı. Yine de şurada araya girmek istiyorum. Tabii ki de seni destekleyen, yolunu açan bir hareketin içindesin, yine de bireysel bir dönüşümün var. Bu dönüşümün içerisinde bu kitabın da seni dönüştürdüğü bir yer var. Bu fikir aklına düşüyor ve de kitaba dönüşüyor. Sen çocuklarla, kızlarla beraber nasıl evrildin, dönüştün?

Leyla: Bu soruyu cevaplamak her zaman çok hoşuma gidiyor. Çünkü anneliğe adım attığım yıldan itibaren, yani bundan beş yıl öncesi, gerçekten ciddi bir dönüşüm söz konusu. Annelik, “kadının bilgeliği” diyorum çünkü anne olduktan sonra hayatımda birçok şey dönüştü. Annelik, beni büyütüyor. Aslında çocuklar, kızlar bana rehberlik ediyorlar. Ben sürekli onlardan bir şey öğreniyorum. Annelikle birlikte masalın, anne olsun olmasın, kadın erkek hiç fark etmez, insan hayatındaki kıymetini ve ne kadar önemli olduğunu fark ettim. Bir şeyi masalsılaştırmanın ne kadar büyülü olduğunu fark ettim. Hem çocuklara anlatırken hem yetişkinlerle konuşurken masalsı şeylerin insanda ne kadar etkili olduğunu ve insanın insanla bağlantısını ne kadar kuvvetlendirdiğini fark ettim. Bundan dört sene önce masal anlatıcılığı eğitimleri almaya başladım. Hayattaki her şeyin bir hikmeti, bir büyüsü var. O büyüyü masalsılaştırarak nasıl anlatırım, nasıl yaşarım ve anda nasıl kalırım? Hem kendi çocuklarıma her şeyi masalla anlatayım, bu onların hafızasında yer etsin hem de yaşarken öyle yaşayayım istedim açıkçası. Bu sohbet hali, her şeye bir masalsılık katmak, o büyünün içinde var olma hali benim çok hoşuma gitti. Özellikle de çocuklarda şunu fark ettim, bir şeyi normal anlattığınızda çocuğun bunu hafızasına alma ihtimali çok daha kısıtlı veya unutma ihtimali çok yüksek. Ama bir şeyi masalsılaştırarak anlattığınız zaman çocuk bunu hiç unutmuyor. Çünkü onunla çok ciddi ve kuvvetli bir bağ kuruyor. Bunu fark ettiğim anda, zaten zihnimde kendi kendime uydurduğum hikayeler, başkalarıyla da paylaştığım masallar oluştu. Beş yıllık bir süreç bu. Bunun ilk vücut bulduğu hali de Victor’a kısmet olduğu için çok mutluyum.

Çocuk kitabında elbette ki sayfalar dolusu yazı yok, hikaye belki dinlediğin bir hikaye ama kitabın çizimlerini yapan Mısra Karahan’nın da etkisiyle bütün bu anlattıkların çok renkli bir düş dünyası olarak kitaba geçmiş. Kitaptan da bana geçti, her tarafım turuncu oldu okurken, balkabağı rengi. Victor küçükken Esime Nine ile birlikte yaşadıkları köyü turuncuya boyamış bal kabaklarıyla, kitap da öyle renkli, turuncu bir kitap, balkabağı tutuyor gibi oldum elimde. Özellikle etkilendiğim bir çift sayfa var. Victor, balkabaklarının yeşermesini bekliyor, bir sonraki sayfada altı tane Victor var; sabah, öğle, akşam, akşam üzeri diye gidiyor. Gerçekten dönüşümü de çok iyi anlatmış, Mısra’nın eline sağlık. İllüstrasyon eğitimi almış biri olarak, beni en çok çarpan sayfa oydu. Bana Victor’un hikayesi ve senin kaleme aldığın metin ile çok uyumlu geldi. Mısra ile nasıl denk geldiniz?

Leyla: Burada da bir mucize var aslında. Ben kitabı yayınevine gönderdiğimde ve kabul ettiklerinde bana çok uygun olduğunu düşündükleri bir çizer önerdiler. Mısra’ydı o. Mısra’ya hikayeyi gönderdik ve bir ay bekledik. Bana Mısra’dan şöyle bir mesaj geldi: “Leyla Hanım, ben bu hikayeyi okudum. Benim çocukluğum zeytin bahçelerinin içinde geçti. Sanki ben bu hikayenin içerisinde yaşadım, Victor’la birlikte yürüdüm. İçimden ne geliyorsa onu çizdim ama hiç bir kitabı çizerken bu kadar mutlu ve ait hissetmedim.”

Kitaptan o kadar etkilenmiş, o kadar kendini kaptırmış ki kitaba, inanılmaz mutlu çizmiş. İki gün sonra resimler geldi ve ben resimlere bakınca dedim ki, inanamıyorum, gerçekten benim hayallerimi çizmiş Mısra. Victor’u hayalimdeki gibi çizmiş, Victor’un annesini, Esime Nine’yi, balkabaklarını, kurtları, kuşları… Düzeltilecek, ilave edilecek hiçbir şey yoktu. Mısra da hikayeyi okuduktan sonra Victor’u araştırdığını ve onun “Tel Dolap” yazısını okuduğunu, çok etkilendiğini, kitabı çizdiği için de çok mutlu olduğunu söyledi. O kadar birbirini tamamlayan bir çizerlik ve yazarlık ilişkisi oldu ki, tam hayallerimdeki gibi. Bu mucizeyi görmezden gelmek mümkün değil. Mısra’ya her zaman çok teşekkür ediyorum, buradan da bir teşekkürü hak ediyor, ellerine kollarına sağlık.

Video: Paraşüt Kitap

Bir çilek sepeti var, çilekleri seninle Mısra toplamışsınız, Victor arkadaşınızmış ve siz onu izliyormuşsunuz gibi geldi. Yazarı ve çizeri kitabın içinde dolanıyormuş hissi oldu. Sen arkada civcivlere yem veriyormuşsun, Mısra da mutfakta bir şeyler yiyor gibi, Victor’un annesinin mutfağında. Tabii beni en çok güldüren, tatlı bulduğum şey, kurtlardı. Yayın serimizin de adı olan “Kurda, Kuşa, Aşa.” O kadar güzel görünüyor ki, keşke tohumumuz olsa da bu kurtlara versek, o kurtları da yastığımızın altında saklasak, yanımızda uyutsak. Kuşlar zaten güzel hayvanlar ama kurtları itici buluruz ya, bu kurtlar şahane kurtlar. Victor’un o bahçıvan tulumu, heybesi ve şapkası küçük Victor’u çok güzel ifade ediyor. Tabii ki bizim için çok doğal ama Mısra Victor’u tanımadan çizdi. Ben biri Mısra’ya anlatmıştır, sen paylaşmışsındır diye düşündüm…

Leyla: Hayır, tamamen Victor’un Balkabakları’nı okuduktan sonra zihninde canlananlarla çizdi.

Senin dediğin gibi, bu daha büyük bir mucize. Victor öte diyarlardan yine yapacağını yapmış gibi hissettim… O kadar tatlı çizmiş ki Victor’u. Sadece sepet değil, heybe. Eminim, küçükken sepetlerle düşündüğümüz Victor’un sepeti önce heybeydi. Bu birliktelikleri, uyumları mucizevi buluyorum. Dilerim ki benim içime doğan bu balkabağı turunculuğu, bu kitabı eline alan çocuklara da güneş ışığı gibi olur, tohumlarla iletişimleri artar. Kitabın konusu da Victor’un balkabaklarından tohumlara akan bir serüven. Kitabın ana teması olan tohumdan devam edelim istiyorum. Çocuklar ve tohum ilişkisi için ne diyorsun?

Leyla: Çok kıymetli. Çünkü ben çocukları, hayatın bize bahşettiği mucize tohumlar olarak görüyorum. Çocukların da bizim kurda, kuşa, aşa diye saçtığımız tohumlardan bir farkı yok. Her ikisi de içinde güzel potansiyeller saklayan ve o potansiyeller bir şekilde açığa çıktığında mucizelere gebe olan varlıklar, tohumlar ve çocuklar. Anaokulunda ve annelik deneyimimde çocuklarla çok haşır neşir olduğum için onları tohumlar ile birbirine çok benzetiyorum. Fakat çocuklar tohumu çok bilmiyorlar ve bilmeleri gerekiyor diye düşünüyorum. Tohumu bir metafor olarak çocuğa anlatmak değil, gündelik hayatta çocuğun o tohuma nasıl sahip çıkabileceğini anlatmak niyetiyle tohumu kitabın orta yerine aldım.

Kızlarımla evde oynadığımız bir oyun var. Yediğimiz meyvelerin çekirdeklerine hep bir şans daha veriyoruz, onları toprakla buluşturuyoruz. Kızlarımla bir elma çekirdeğinden bir elma ağacının çıkma ihtimalinin ne kadar güzel olduğunu ve bunu hayal etmenin bile insana verdiği mutluluğu konuşuyoruz. Tohum o kadar mucizevi bir şey ki, çocukların bunu benimsemesi benim için çok kıymetliydi. Victor’un Balkabakları hikayesinde, çocuklara gündelik hayatta ellerine geçen tohumların aslında ne kadar kıymetli olduğunu, yaşamın bütün sırrının o tohumda saklı olduğunu ve bunun gözden kaçırılacak bir şey olmadığını anlatmak için tohuma odaklandım. Umut ediyorum ki, çocuklar kitabı okuduktan sonra her bir tohumun ne kadar kıymetli olduğunu kendileri keşfedecekler. Orada sadece bal kabağı tohumu anlatılıyor olabilir ama çocuklar bundan sonra her gördükleri çekirdek ve tohumun ne kadar mucizevi olabileceğini idrak edecekler. Bunu niyet ettim, umarım niyetim gerçekleşir.

Niyetin şu anda gerçekleşmiş, bir kitaba dönüşmüş. Sonuçta kitap da bir meyve, bir tohumun meyvesi. Başlangıç cümlen çok etkileyici: “Evvel zaman içinde, her tohum kendi yemişinin kalbinde…” Ben bu başlangıçla bile heyecan duyuyorum. İnşallah bu kitabı aldığında her çocuk, her çocuğun annesi, babası aynı heyecanla çocuklara tohumun önemini, tohumun kadim bir yerden, kadim duygularla toprağa girişini, toprağa atılışını anlar, aktarır.

Tam bu konu açılmışken, yayınımızın adı olan “Kurda, Kuşa, Aşa”yı soracağım. Kadim Anadolu geleneğinde tohum toprağa atılırken tekrarlanan bu tekerleme çok anlamlı. Kitabında da yeri var. Biraz söz eder misin bu konudan, kurda, kuşa, aşa ne demek?

Leyla: Kurda, kuşa, aşa eskiden ve belki hala Anadolu’da tohumları saçarken çiftçilerin, kurdun, kuşun hakkını savurduktan sonra kalanın aş olduğunu anlatan bir cümle. Ben bunun sadece tohum atarken söylenen bir söz olduğunu düşünmüyorum. Bu insanın bu hayattaki varlık sebebi aslında, yani benmerkezcilikten çıkıp, dışarıdaki her şeyi kapsayan, bize giden yol aslında. Bu cümle çok sırlı, çok hikmetli bir cümle, bir yaşam felsefesi. Eskiden insanlar bu şekilde yaşıyorlarmış. Bir kitap yazıyorsanız, bir tohum atıyorsanız, bir bilgi dağıtıyorsanız herkesin orada hakkı var. Neredeyse yaşamın sırrını barındıran bu cümleyi çocuklar da unutmasın, sorgulasınlar istedim. Ben bu kitabı yazarken, denemelerimi yaparken, önce kendi kızıma anlatıyordum. Aldığım reaksiyonlar sonucunda son haline getirdim. O ilk bu cümleyi sordu mesela, “kurda, kuşa, aşa ne demek?” diye. Ona anlattığımda, “çok değişikmiş” dedi. O merak pırıltısı bile çıktı ya onun kafasından, süper dedim. Hem yetişkin olarak hem çocuk olarak, insanın bütün hayatını kapsayacak bir cümle… O niyetle kitaba koydum.

Senin de söylediğin gibi insanların bu tekerlemeyi hayatlarının her anına geçirmelerini diliyorum… Tohum böyle bir şey. Fikir, tohum akla düşüyor. Yediğimiz içtiğimiz toprağa düşüyor. Bütün çocuklar ve biz de birer tohumuz. Birlikte yaşamayı, paylaşmayı, dayanışmayı sürdürerek, biz olmayı öğreniriz diye dua ediyorum. Eminim kitabını eline alan herkese bu geçirecek. Şimdi son sayfaya gelelim… Bir soru ile bitiriyorsun. Diyorsun ki, “Masal burada bitmiş, gökten üç balkabağı düşmüş, biri bu masalı okuyana, biri Esime Nine’ye, biri de Victor’a. Peki balkabağının çekirdeklerini ne yapsak acaba?” Bu soru başka kitaplarda mı cevaplanıyor, yoksa cevaplar bizde mi?

Leyla: Aslında her ikisi de. Orada soru ile bitirmemin en büyük nedenlerinden bir tanesi, çocuklar soru ile biten şeylerde sorunun cevabını arayıp, sonra da onu uygulamaya geçirmeyi çok iyi başarabiliyorlar. O soruyu yöneltmek ve onlarda bir merak uyandırmak çok önemli. İstedim ki, kitap bittikten sonra akıllarında kitapla ilgili bir şey kalsın ve bunu gündelik yaşamlarında da hayata geçirsinler. Çünkü, tohumun ne kadar kıymetli olduğunu ancak hafızalarında bir şey asılı kalırsa anlatabilirim diye düşündüm. Bundan sonra gördükleri balkabağı çekirdeğinin, bir tohumun aslında büyüyüp, çoğalıp mucizevi etkiler yaratabilecek kısmını hiç unutmasınlar. İnşallah bundan sonra çocuk kitaplarının devamı gelecek diye ümit ediyorum.

Çok güzel haber verdin… Peki Victor’un Balkabakları kitabını nereden buluyoruz? Bir tanım yaparsak, kitap hangi yaş aralığı için uygun?

Leyla: Kitap 5-8 yaşına kadar da okunabilir. Buğday Dükkan‘dan satın alınabilir. Onun dışında, Paraşüt Kitap’ın sitesinden de satın alınabilir. Hemen hemen bütün online kitap sitelerinde satışa sunuldu. Tabii diğer online satışlardan da tercih edebilirler ama bu Victor’a ve Buğday’a ithaf edilmiş bir kitap olduğu için Buğday Dükkan’dan alınacak kitapların geliri de Buğday Derneği’ne kalıyor.

“Victor’un Balkabakları” kitabını buradan sipariş verebilirsiniz: dukkan.bugday.org

Bir tekerleme ile bitirelim mi, ne dersin? Senin kitabını ben bir tohum olarak görüyorum. Önce o iki tatlı kızına, sonra bütün çocuklara, kalırsa bana da, herkese, bütün dünyaya, kurda, kuşa, aşa diyorum. Son sözü sana bırakayım.

Leyla: Kitapta da yazdığım gibi, Victor bu hayatta bana hep ilham olmuş, hayatımdaki çok önemli kahramanlardan biriydi. Onu bir çocuk kitabına aktarıp, çocuklara da anlatıyor olabilme şansına eriştiğim için de kendimi çok şanslı hissediyorum. Victor’un bugün doğum günü. Victorcuğum, doğum günün kutlu olsun. İyi ki hayatlarımıza girip dokunmuşsun. Hayatımın rengini değiştirdiğin için sana minnettarım. Victor mucizesi umarım çocukların da hayatına dokunur ve hayatlarında mucizeler yaratır.


Deşifre: Tansu Yeşilkır (Buğday Gönüllü İletişim Ekibi)

Bu röportaj Lalehan Uysal’ın hazırlayıp sunduğu “Buğday’ın Ambarından Kurda Kuşa Aşa” programından yazıya aktarılmıştır. Tüm bölümleri buradan dinleyebilirsiniz.

Etiketler: , , ,

Henüz yorum yapılmamış

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Paylaş