Buğday Derneği Koordinasyon Kurulu Üyesi Oya Ayman, Sade Dergisi’nin Ekim-Kasım sayısına verdiği röportajda güvenilir gıdaya erişimin yollarını, etiket okumanın püf noktalarını ve doğa dostu alışverişin ipuçlarını paylaştı…

Kullanıcılar, gıda ürünleri alırken ‘çevreci, duyarlı’ bir alışveriş için öncelikle neye dikkat etmeliler?

Sizin de dediğiniz gibi, öncelikle tüketici olmaktan vazgeçip kullanıcı olmaya ya da bilinçli bir tercih yaparak türetici olmaya karar vermek gerekiyor. Gerekiyor, diyorum çünkü bu şekilde tüketmeye devam edersek marketlerde, pazarlarda sentetik gübreler, sentetik ilaçlar, hormonlar, antibiyotikler, katkı maddeleriyle ”gıda”ymış gibi sunulan yiyeceklerden başka bir şey bulamayacağız.

Sözlük anlamında gıda ”yenilebilir, beslenmeye elverişli her türlü madde; yaşamak, varlığını sürdürmek için gerekli şey” olarak tanımlanıyor. Yiyeceklerimizin besleyici değeri ise topraktan aldığı besin maddelerinin zenginliğiyle doğru orantılı. Ancak günümüzde yabani otları, ürüne zarar veren böcek ve mantarları yok etmek için kullanılan ilaçlar, hayvanları beslemek için kullanılan genleriyle oynanmış mısır ve soyayla hazırlanmış yemler, tat, dayanıklılık, görüntü vs için kullanılan katkı maddeleri, rafinasyon, yüksek ısı ve basınç gibi işlemler yiyecekleri doğal yapılarından uzaklaştırıyor.

Gıda alışverişlerimizi de bu farkındalıkla yapmamız gerekiyor, çünkü neyi desteklersek ona hizmet ediyor, onu büyütüyoruz. Yani toprağı, suyu kirleten; kuşlara, arılara zarar veren; sağlığımızı tehdit eden tarım ilaçları ve sentetik gübreleri kullanmadan, doğal yöntemlerle yetiştirilmiş gıda alışverişi için doğru sorular sormak, araştırmak ve doğa dostu üretim yapan üreticileri desteklememiz gerekiyor.

Bunun için üç yol var: Birincisi kendi gıdamızı yetiştirmek, ikincisi gıdamızı güvendiğimiz üreticilerden satın almak, üçüncüsü gıdanın zararlı kimyasallardan arî yetiştirildiğinin kontrolünü garantileyen organik sertifikalı yiyecekleri tercih etmek… Bu üç yolu farklı ürünler için aynı anda da tercih edebilirsiniz. Gıdanızın bir bölümünü organik alırsınız, bir bölümünü nasıl tohum kullandığını, nasıl yöntemlerle yetiştiricilik yaptığını bildiğiniz üreticilerden temin edersiniz, bir bölümünü de kendiniz yetiştirebilirsiniz. Organik sertifikalı gıdalara ekolojik pazarlardan, marketlerden, internetten ulaşmak mümkün.

Güvendiğiniz üreticileri nereden bulabileceğiniz sorusuna gelince… Türkiye’de yerli tohum kullanan, kimyasal ilaç ve sentetik gübre kullanmadan ürün yetiştiren, mera hayvancılığı yapan üreticilerin sayısı giderek artıyor ve onlara ulaşmak isteyenler gıda toplulukları gibi dayanışma ağları oluşturarak üreticilerini belirliyorlar. İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Çanakkale gibi pek çok şehirde güvenilir üreticilerin haftalık olarak sunduğu ürün listelerinden seçim yaparak gıda alışverişi yapan yüzlerce insan var ve sayıları giderek artıyor. Üye olabileceğiniz gıda topluluklarının listelerine ve kendi gıda topluluğunuzu nasıl oluşturabileceğinize dair bilgilere, Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği’nin hazırladığı www.gidatopluluklari.org sitesinden ulaşabilirsiniz.

Alışveriş yaparken sorulması gereken sorulara gelince; kimler tarafından nasıl üretilmiş, üretiminde pestisit ya da sentetik gübre kullanılmış mı, içinde sağlığa zararlı kimyasallar var mı, ne kadar mesafeden geliyor (gıdaların çok uzak mesafelerden taşınması iklim değişikliğinin temel nedenlerinden biri olan karbon salımına yol açıyor), hayvanlar GDO’lu yemle besleniyor mu, yerli tohumdan mı üretilmiş? İklim değişikliğine ve hastalıklara daha dayanıklı yerli tohumların ekilerek çoğalması gıda güvenliğimiz için çok önemli.

İşlenmiş gıdaların etiketlerinde tamamen bir pazarlama yöntemi olan ”doğal”, ”naturel”, ”köyden gelen”, ”ninemin bahçesinden”, ”saf” vs ifadeler de çoğu zaman gerçeği yansıtmıyor. Bir yiyeceğin etiketinde anlaşılamayan kimyasal maddeler arttıkça, o yiyecekten uzak durma nedenlerimizin de arttığını unutmamak gerek.

Gıda satın alırken katkı maddelerinin ne kadarını tanıyorsunuz, evde kullanıyor musunuz gibi konuları da sorgulamak gerekiyor. Örneğin, evde yemek yaparken E bilmem kaç veya mono sodyum glutomat kullanıyor musunuz? Benim için, içeriğinde bilmediğim madde sayısının artması o gıdaya mesafemi de artırır. Eğer gerçek anlamda ihtiyacınız değilse, doğal olduğundan emin olmadığınız gıdaları satın almaktan vazgeçebilirsiniz. Az tüketmek yanlış tüketmekten iyidir.

İçinde şu (…) koruyucu maddeler olan bir gıda ürünü asla alınmamalı dediğiniz ne var?

Böyle bir liste vermek zor. Çünkü oldukça uzun olabilir ve muhtemelen de eksik kalır. O yüzden birkaç örnek verebilirim: Çoğunlukla sosis, salam, sucuk, füme somon vs. işlenmiş et ürünlerine eklenen koruyucu madde sodyum nitritin; kahvaltılık gevrek, sakız, patates cipsi ve sebze yağlarına eklenen koruyucular BHA ve BHT’nin etlerde, tavuk çorba bazlarında ve sakızlarda bulunan propil galatın, kanserle ilişkisi olduğu belirtiliyor. 2007’de Lancet’te yayımlanan bir çalışma, sentetik gıda boyalarının 3 ve 8-9 yaşlarındaki çocuklarda hiperaktiviteyi artırdığını ortaya koydu. Bu çalışmadan sonra Avrupa’da bazı sentetik gıda boyalarının kullanımından vazgeçildi. Neurotoxicity Research’de yayımlanan bir çalışmaya göre ise, aspartamın beyinde lipid peroksidasyonuna (kimyasal bozulma) neden olduğu belirtiyor.

İçerikte belirtilen katkı maddeleri evde kullandığınız baharatlardan başka şeylerse, satın alırken bir kez daha düşünün. İçerikte yazılan maddeler hakkında detaylı açıklama verilmemişse, örneğin ayçiçek ya da soya yağı yerine bitkisel yağ diye geçiştirilmişse, kodlara ve telaffuz bile edemediğiniz ifadelere nasıl güvenebilirsiniz?

Organik” adı altındaki bazı ürünlerin (mercimek, fasulye, yoğurt vb…) naylon poşetlerde ya da plastik kutularda satıldığını görüyoruz. Bu, işin felsefesine ters değil mi? Ve her şeyden önemlisi o ürünü organik olmaktan çıkarmıyor mu?

Evet sorunları tek tek ele alırsanız haklısınız, plastik poşet veya kutular petrol bazlı ürünlerdir ve geri dönüştürülebilir olsalar dahi üretimlerinde ciddi miktarda su ve enerji tüketilir. Plastik atıklar doğada yüzlerce yıl ciddi kirlilik yaratır ve sadece toprağa ve suya değil, yaban hayvanlara da zarar verir. Gıdaya uygun olmayan bazı plastikler gıda ile temas ettiğinde sağlık için risk oluşturabilir. Organik gıda ürünlerinde kullanılan ambalajlar gıdaya uygun olarak üretiliyor ve normal şartlar altında (yani yüksek sıcaklık, sürekli nem vs gibi olumsuz koşullarda kalmazsa) temas ettiği gıdaya zarar vermiyor.

Ambalaj ihtiyacı, uzak mesafelerden pazara ya da markete ulaştırılan gıdaların çeşitli dış etkenlerden korunmasından kaynaklanıyor. Yumurtayı plastik ambalaj yerine kartonda almak, cam kavanozlardaki ürünleri tercih etmek elbette önemli ama ekolojik yaşam bir bütündür. Yapmamız gereken şey, ambalajı mümkün olduğu kadar hayatımızdan çıkarmak, bunun için yerel üreticilerden alışveriş etmek, gerekirse ürünleri kendi saklama kaplarımız, sepetimiz ya da torbamızla taşıyarak alışveriş yapmak en ideali.

Ambalajlardaki işaretleri, sembolleri nasıl okumamız gerek? 

Bir ürünün organik olarak etiketlenmesi için mutlaka organik standartlara uygunluğuyla ilgili denetimleri yapan kontrol ve sertifika şirketinin logosu ile Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın ”ekolojik tarım” logosunun bulunması gerekiyor. Alıcılar organik gıda alırken bu logoları mutlaka kontrol etmeli. Kontrol ve sertifika şirketleri Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından sürekli denetleniyor ve usulsüz uygulama yapan şirketlerin faaliyetine son veriliyor. Organik sertifikası olmayan bir ürünün organik/ekolojik ifadesiyle satılması da yasak.

Ambalajların geri dönüşüme kazandırılması için kullanıcılar nelere dikkat etmeli?

Plastik, kağıt ve metal ambalajlarda geri dönüştürülmüş ya da geri dönüştürülebilir olduklarına dair bazı işaretler kullanılıyor. Bu işaretlerin ne anlama geldiğine dair internette kısa bir araştırma yapmak yeterli.

Ancak geri dönüşüm de o kadar masum değil. Geri dönüşüm sırasında da ciddi miktarda su ve enerji kullanılıyor. Ve bildiğiniz gibi Türkiye’de üretilen enerjinin büyük bölümü iklim değişikliğine neden olan kömürlü termik santrallerden ve pek çok insanın yerinden olmasına, tarlalarının, bahçelerinin su altında kalmasına, derelerin kurumasına neden olan hidroelektrik santrallerden geliyor.

En doğrusu ihtiyaçlarımızı tekrar tekrar gözden geçirerek tüketimlerimizi azaltmak, kullan-at alışkanlığı yerine yeniden kullanım alışkanlığını geliştirmek.

Gıdalar kadar önemli bir başka konu da kozmetikler ve temizlik ürünleri… Bunları çevreci bir yaklaşımla almak için bize önerebileceğiniz etiket okuma tavsiyeleri ne olur?

Kullandığımız kimyasallar sadece cildimize değil, nefesimize, ciğerlerimize, bağışıklık sistemimize, sinir sistemimize etki ediyor.

Son yapılan araştırmalar temizlikte pek çok kadının vazgeçilmezi olan çamaşır suyu kokusunun koah ve astıma yol açtığını ortaya koydu. Öyle ki, bırakın çamaşırda kullanmayı, bazı kadınlar çamaşır suyu ile çay bardağı yıkayabiliyor; hijyen takıntısı yüzünden insanlar kendilerini zehirleyebiliyor.

Amerika’da yapılan araştırmalar günümüzde bir yetişkinin ortalama dokuz kişisel bakım malzemesi kullandığına işaret ediyor. Şampuan, diş macunu ve sabun hemen her evde var. Çoğunluk deodorant, saç kremi, yüz ve el kremi, after shave ya da makyaj malzemesi kullanıyor. Bu dokuz bakım malzemesi ortalama 120 kimyasal içeriyor. Bunlardan kaçını biliyoruz? Hangimizin 120 kimyasalın zararlarını araştıracak vakti ve bilgisi var? Bulduğumuz bilgilerin güvenilirliğini nasıl test edeceğiz?

Avrupa Birliği’nin kimyasallarla ilgili mevzuatı REACH’e göre hayatımızda maruz kaldığımız 100 binden fazla kimyasal var. Bu kimyasallarda kanserojenler, hormonal sistem üzerinde ciddi sorunlar yarattığı bilimsel olarak tespit edilmiş olanlar, cilt ve akciğere zarar verenler, patlayıcı ve yanıcı maddeler var. Ama bazılarının sağlık ve çevre açısından nasıl bir tahribata yol açtığı bilinmiyor.

Bütün bu ürkütücü tablo, ya ekolojik sertifikalı temizlik ve kozmetik ürünlerini seçmemiz ya da kendimiz üretmemiz gerektiğini ortaya koyuyor.

Özellikle kozmetik için geliştirilen bazı aplikasyonlar var. Barkodu okutuyorsunuz ve içeriğindeki ürünleri size analiz ediyorlar. Bu tür aplikasyonlar sizce ne kadar sağlıklı?

Bu siteler hakkında bilgim yok. Kanımca böyle araçlar yol gösterici olabilir ama tek başına yeterli değil. Kullanıcıların konuya hakim olması gerekir ki, analizleri iyi yorumlayabilsin. Diğer yandan bu tür kozmetik ve temizlik ürünlerinin içeriğine her geçen gün yeni bir kimyasal ekleniyor ki bunları takip etmek, sağlığa etkilerini araştırmak, ciddi bir mesai gerektiriyor. Bu endişelerle bilgisayar başında yoğun mesailer vermek yerine, ekolojik sertifikalı temizlik ve kozmetik ürünleri kullanmayı ya da temizlik ve kozmetik ürünlerimizi kendimiz hazırlamayı tercih edebiliriz. Doğal temizlik ve kozmetik konusunda tariflerle ilgilenenler, Mercan Yurdakuler’in hazırladığı zehirsizev.com’dan yararlanabilirler. Ya da Buğday Derneği’ni buradaki makalesine bakabilirler

Naylon torba kullanımı azaltılmaya çalışılıyor ama hâlâ pek yol kat edemedik. Kullanıcılar ve şirketler bu alanda iyileşmeyi nasıl hızlandırabilir?

Naylon poşet kullanımı konusunda son yıllarda yapılan bilgilendirme çalışmaları ve çeşitli kampanyalar hem kişisel kullanımlarda farkındalığın gelişmesini hem de perakendeci şirketlerin ve yerel yönetimlerin bu konuda önlemler almasını sağladı.

Tek tek kişilerin naylon poşetten vazgeçmesi bir adım olsa da, bazı marketlerin naylon poşeti ücretli yapması ya da yerel yönetimlerin pazar yerlerinde naylon poşeti yasaklaması gibi uygulamalar bu yöndeki kullanımları azaltabilir. Bu uygulamaların daha da yaygınlaşması, bez torba, pazar çantası ya da sepet gibi yeniden kullanılabilen ürünlerin daha çok özendirilmesi gerek.

Bunların dışında kullanıcılara ‘doğa ve sağlık dostu alışveriş’ için önerileriniz varsa lütfen bizimle paylaşın.

Her ne kadar reklamlar ve diğer araçlarla insanlar daha fazla tüketmeye özendiriliyor olsa da artık az tüketmek, yeniden kullanmak, ikinci el satın almak, giderek yaygınlaşıyor ve daha popüler hale geliyor. Çünkü gezegenin verebileceğinden çok daha fazlasını kullanıyoruz ve daha fazla tüketerek yaşamı sürdüremeyiz. Üretici arzı bizim taleplerimizle şekilleniyor. Bu nedenle tüketici olarak devam edemeyeceğimiz çok açık…

Tüketmek yerine türetici olarak, kullanım döngülerinin işlerliğine hizmet edebilir, doğa dostu üretim yapanları destekleyerek çoğalmalarını sağlayabiliriz. Alışverişlerimizde, satın aldığımız ürünlerin nereden geldiği, kimler tarafından ne şekilde üretildiği, içinde ne olduğu gibi sorular bizi doğru seçimlere yaklaştırır.

Bununla birlikte yaşamımızı sadeleşme yönünde dönüştürmek, en az alışverişlerimizde yapacağımız seçimler kadar önemli. Formül çok basit: İhtiyaçlarınızı gözden geçirin ve yaşamınızı sadeleştirin… Evde üretin… Mümkün olduğunca kendi yörenizden, üretim süreçlerini bildiğiniz üreticilerden satın alın. İhtiyaçlarınızı alabilmek için topluluklar oluşturun, üreticileri tanımak, üretim hikâyelerini öğrenmek, doğa dostu üretimlere katkıda bulunmak için dayanışma ağlarına katılın. Armağan, takas ya da ikinci el organizasyonlarına dahil olun.

İhtiyaçlarınızı gözden geçirip, doğru soruları sorup, dayanışma ağlarına katıldıkça yaşamınızın dönüşmeye başladığını fark edeceksiniz.

Paylaş
Paylaş