DESTEK OL!
Gönüllü Ol
HABERLER

Covid-19 ve gıdanın geleceği

Yayınlanma Tarihi: 14 Mayıs 2020
Covid-19 ve gıdanın geleceği

Ucuz yiyeceklerin yüksek maliyetli olduğunun farkına varmanın zamanı geldi. Yerel ve mevsimlik gıdaları çiftlikten çatala taşımak için yerel tedarik zincirini oluşturmak ve desteklemek bu virüsten öğrendiğimiz en önemli şey olacak.

Çeviri: Sinem Uğurdağ – Buğday Gönüllü İletişim Ekibi

Önceden sadece “yerel gıda” vardı. Geçtiğimiz yüzyıldan önce gıdanın paketlenmesi, dolayısıyla kimyasallar nedeniyle “korunarak” taşınması gibi bir gıda krizi durumu yoktu. Maliyetin ve besin değerinin azaltılmasıyla gıdaların hüzünlü yolculuğu başlamış oldu. Ancak Covid-19’un da gösterdiği gibi, gıdaya ulaşımda bu kadar komplike bir sistem yerine, bulunduğu toprağın mahsullerine dönülen bir gıda sistemi ön görülüyor. Gelecekte gıda ile ilgili trendler neler olabilir sorusunun cevabını ise aşağıda irdeledik.

Gıda milliyetçiliği artıyor.

Yerel pazarda ürün tedariğine yönelik endişeler ve bir ton pirinç fiyatının üç katına çıkarak 1,000 dolara kadar yükselmesi nedeniyle pirinç üreten ülkelerin ihracatı durdurmaları, yıllar önceki ekonomik krizin küresel ölçekte tekrarlanmasıyla sonuçlanabilir. This Week in Asia‘nın haberine göre, Vietnam ihracat kısıtlamaları uyguluyor. “Küresel pirinç ticaretinin %10’undan sorumlu olan ülke; bölgesindeki tüm pirinç ticaretinin %6’sını oluşturan kritik bir pazar olduğu için burada yaşanabilecek uzun dönemli bir aksama, karbonhidratın temel besin kaynağı olarak tüketildiği Asya’nın çoğunu sarsabilir.” Dünyanın en büyük buğday ihracatçısı Rusya ise geri çekildi. Avrupa’daki buğday fiyatları, taşıma kapasitesinin yetersizliği nedeniyle önemli ölçüde artış gösterdi.

Los Angeles Times‘a göre, “Kaliforniya’nın yaklaşık 50 milyar dolar değerindeki tarım endüstrisi, genişleyen koronavirüs salgını ile ülkenin taze ürün arzını sürdürmeye yönelik çabalarını engelleyebilecek olası bir işgücü açığı için destek sağlamaktadır.”

Kalifornia’daki göçmen işçiler/Brent Stirton

Tedarik zinciri sorunları “feci bir durum” yaratıyor.

Susie Cagle, Guardian’da arz ve talep uyuşmazlığı nedeniyle taze gıdaların normalin altında sürülmekte olduğunu yazdı. Restoranlar ve yiyecek servisi endüstrisi için yetiştirilen gıdaların çoğu pazarını kaybetti ve aşevleri gibi insanların gıdalara erişebildiği alternatifler ortadan kalktı. Houston Food Bank CEO’su Brian Greene: “Doğrusu, arz ve talebi karşılamak adına zaman içinde geliştirilmiş düzenlemeler gıda zincirinin normal bir şekilde çalışmasını sağlar. Ama sonra, aniden bozulan tüm her şeyi gönüllü bağlar ile çok kısa bir zaman diliminde bir araya getirmeye çalışırsınız” diyerek, tedarik zincirinin çökmeye yüz tuttuğunu paylaştı.

Gıdamızı nasıl temin ettiğimizi yeniden düşünmenin zamanı geldi.

On yıl önce, fosil yakıtlardan vazgeçme ihtiyacını tartışırken, uluslararası gıda sisteminin; taşımacılık (kamyoncuların hasta olması ve duş alamaması gibi), suni gübre (doğal gazdan yapılan) ve dağıtım problemi ile birlikte mevsimsel bir problemi olduğunu belirledik. Bu sadece gıdamızı yerel olarak yetiştirmek ve çiftçi pazarından satın almakla ilgili değil. Gıda sistemimizi gerçekten değiştirerek fosil yakıt tüketmemek için şehirlerimizin nasıl tasarlandığına, atık sistemimizin nasıl çalıştığına, dağıtım sisteminin nasıl kurulduğuna ve mevsim dışı tedarikçimiz haline gelen bu gelişen dünyada neler yaptığımıza bakmalıyız. Sadece yerel ve mevsimlik ürünleri satın alma kararını vermek bir başlangıçtır.

İngiltere’deki Sürdürülebilir Gıda Vakfı için yazan Patrick Holden, İkinci Dünya Savaşı sırasında insanların “Zafer için Kaz” kampanyasına dahil olup, kendi sebzelerini yetiştirerek krize tepki verdiğini belirtiyor. Ama şimdi işler farklı.

İngiliz Kütüphanesi

“O zaman ve şimdi arasındaki en önemli fark, 1940’larda hala İngiltere’nin çeşitli karışık aile çiftlikleri, küçük mandıraları, ambarlar, işlem üniteleri, mezbahalar, kasaplar ve perakende satış noktalarında üretimi içeren kapsamlı bir yerel gıda tedarik altyapısının mevcut olmasıdır. Tüm bu altyapı, ham maddelerin yerel halka güvenli ve sürdürülebilir bir şekilde ulaştırılması için bir yol sağlamıştır. Bu da, esnek bir gıda sisteminin aşağı yukarı eksiksiz bir tanımlamasıdır ancak son elli yılda bunların neredeyse hepsi ortadan kaybolmuştur. Yerine ise, genellikle raflarda stoklanan ana mamüllerin her birinin, giderek azalan sayıdaki çok büyük ölçekli çiftçiler ve tek tip tarım yapan çiftçiler tarafından üretileceği son derece merkezi bir ham madde tabanlı süpermarket tedarik sistemi getirilmiştir. Çok büyük tesislerde işlenmiş ve paketlenmiş olarak üretilen bu gıdalar, ‘tam zamanında’ dağıtım sistemindeki merkezi depolar aracılığıyla mağazalara nakledilmektedir.”

Bugün buradayız ve gelire oranla gıda hiç bu kadar ucuz olmamıştı. Ve yerel çiftçi pazarını destekleyen herkes, yerel ve taze gıdalar için ödenecek bir bedel olduğunu bilir. Fakat bu bedeli, sağlam, güvenilir ve güvenli bir gıda kaynağına erişmek istiyorsak ödememiz gerekebilir. Holden şu sonuca varıyor:

“Kilit nokta şudur: dünyanın dört bir yanındaki vatandaşların gelecekteki sağlığı ve refahı için kıyaslanamayacak bir tehdidin olduğu bir zamanda; bu olası felaketi sağlıklı, mevsimine uygun ve yerel gıdaların üretimi, dağıtımı ve tüketimi için rönesans olarak belirtilen bir fırsata dönüştürmeliyiz. Bu, gıda sistemlerimizi sıfırdan başlayarak dirençli ve sağlıklı hale getirme zamanıdır. ”

Yıllardır, yerel gıdalara karşı en büyük eleştiri mevsimsellikti. Freakonomics eleştirmenine göre: “Kelimenin tam anlamıyla ele alındığında, locavorizm, iklim kontrollü seraların dışında, meyve ve sebze yetiştiremeyen iklimlerde yaşayan milyonlarca Amerikalı için yılın birkaç ayı taze ürünlere erişimi engelleyecektir. Sera üretiminin enerji yoğun olduğu açıktır ve çevresel hedeflere ulaşmayı geciktirecektir. Taze ürünlere erişimi engellemek ise sağlık hedeflerini engelleyecektir.”

Katherine Martinko güçlü bir yerel gıda sisteminin nasıl oluşturulacağını anlatmıştı. Martinko, bu sistemin yerel gıdaları yeteri kadar destekleyemeyeceğini belirtti: “Gıdaları çiftlikten çatala taşımak için işleme, taşıma ve pazarlama altyapısının olduğu bir tedarik zincirine sahip değiliz.”

Şimdi her ülkenin kendisi için gıda korumacılığını ve milliyetçiliğini sağladığı yeni bir çağa giriyoruz. Ülkelerin buğday, pirinç ve hatta bitkisel yağlar stokladığını görüyoruz. DW, “Ülkeler, virüs krizi derinleştikçe halklarına erzak sağlamak için gıda maddeleri biriktiriyorlar.” diyor.

Belki de ucuz yiyeceklerin yüksek maliyetli olduğunun farkına varmanın zamanı geldi. Ekonomik bütünleşmenin de başarısız olduğunu; zor bir durum söz konusu olduğunda, komşularımıza, yerel halkımıza ve arka bahçelerimize bakmamız gerektiğini kabul etmeliyiz. Yerel ve mevsimlik gıdaları çiftlikten çatala taşımak için yerel tedarik zincirini oluşturmak ve desteklemek bu virüsten en önemli öğrenimimiz olacaktır.

Çeviri: Sinem Uğurdağ – Buğday Gönüllü İletişim Ekibi

Kaynak: TreeHugger – The coronavirus and the future of food

Etiketler: ,

Henüz yorum yapılmamış

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Paylaş