DESTEK OL!
HABERLER

Biyoçeşitliliğe verdiğimiz zarar giderek artıyor

Published on 23 Eylül 2019 under Bitkiler
Biyoçeşitliliğe verdiğimiz zarar giderek artıyor

Bolu’nun Endemik ve Nadir Bitkileri kitabı şu cümle ile başlıyor: “Anadolu’nun taşı toprağı altındı ve bunu birileri bizden önce fark etti.”. Kast edilen, Türkiye’deki bitki çeşitliliği ile ilgili yapılan ilk çalışmaların 18. yy başlarında Fransız doğa bilimci Joseph Pitton de Tournefort’un seyehatnamesine dayanması ve ilk yazılı çalışmanın da 1865-1888 yılları arasında İsviçreli botanikçi Pierre Edmund Boissier tarafından yapılmış olmasıdır (Flora Orientails, Doğu Florası). Benim ise okur okumaz aklıma Vandana Shiva geliyor ve ondan bahsetme fırsatını kaçırmamak için yazıma kitaptaki bu cümle ile başlamaya karar veriyorum.

Tür belirleme adına ilk bilimsel çalışmayı kimlerin yaptığının benim nezdimde pek bir önemi yok. Çünkü Vandana Shiva’nın da dediği gibi, şayet orada yaşayan yerli halk vardı ise, onlar o canlı türlerini ve tüm hikmetlerini zaten onlardan önce biliyorlardı. Fakat günümüzde, bu bilgiye ulaşmanın ve onu kullanmanın en geçerli yolu bu türlerin aynı bu kitaptaki gibi belirlenmesi ve sunulması. Çünkü tüm türleri ve hikmetlerini bilip, canlılıklarının devamını da sağlayabilen yerli halklar çoktandır yok. Toprakla, bitkilerle ve türlerle ilişkimiz, ‘değişti’ kelimesini kullanamayacağımız kadar önceden beridir Vandana Shiva’nın bahsettiği yerel halklarınki gibi değil. Hele ki bu türler kaybolmaya yüz tutmuşsa, endemik türler ise ve özel özen gerektiriyorlarsa, onları bilmek, onları korumanın da ön şartı olacaktır. Bu yüzden de bu kitabın oldukça kıymetli olduğunu söylememe sanıyorum gerek yok. 

Abant Çiğdemi

Türkiye; İran-Turan, Avrupa-Sibirya ve Akdeniz bitki coğrafyalarının kesişim bölgesi olmasından dolayı kenar etkisi verimliliğinin bitki türleri açısından da görülebildiği bir ülke. Kitaptan da edinebileceğimiz bilgiye göre, Türkiye’deki bitki türü sayısı 10 bin civarında iken, Türkiye’nin yaklaşık 13 katı büyüklüğündeki Avrupa kıtasındaki bitki türü sayısı 12 bin civarındadır. Bu kitap da “Bolu İlinin Endemik Bitkilerinin Tespiti ve Endemik Bitkiler Doğal Gen Bahçesinin Oluşturulması” adlı proje kapsamında, Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi’inden Doç. Dr. İsmail Eker, yüksek lisans öğrencisi Aydın Çelik ve lisans mezunu Ayşe Kaya ile Bolu Belediyesi’nden Ziraat Mühendisi Aylin Aydın tarafından oluşturulmuş. 2015-2018 yılları arasında Bolu ilinin tamamında arazi çalışmaları yapılmış, bitkilerin çiçeklenme ve meyvelenme dönemleri takip edilerek 2610 canlı bitki örneği toplanmış. Bu çalışma sonucunda tespit edilen 178’i endemik, 17’si nadir olmak üzere toplam 195 bitki türünün  fotoğrafları ve bilgilerini içeren bu kitap da Mart 2019’da yayımlanmış.

Kitapta bitki türlerinin dış görünüşü, çiçek, yaprak, meyve özellikleri, ülkemizde Bolu bölgesi dışında bulundukları yerler, yaşam ortamları, çiçeklenme dönemlerine yönelik bilgiler, bitkileri bilim dünyasına ilk tanıtan kişi ya da kişilerin isimleri ve bitki isimlerinin nereden geldiğine dair bilgiler bulunmakta. Ayrıca bitkilerin varsa ticari, tıbbi, etnobotanik, tarihi ve mitolojik özelliklerine dair bilgiler de kitapta yer almakta. Kitap, bitki türlerine ve bitki bilimine meraklı olanlar için oldukça kullanışlı bir kaynak olurken, nesli tükenmekte olan bitkileri koruma altına almak ve canlı çeşitliliğini korumak için de önemli bir proje olmuş.

Dağ Yıldızcası

Kitabın önemi, sadece bilmenin korumanın ön şartı olmasından ve bitki bilimine meraklı olanlar için etkin bir kaynak olmasından ileri gelmiyor. Aynı zamanda bu tür kitapların bitki türlerine özel ilgisi olmayanların da algısını bu yönde açtığını düşünüyorum. Onlarca çalının, çiçeğin yanından ne olduklarını fark etmeyi bırak, onları görmeden geçip giderken, böyle bir kitabı inceledikten sonra bu konudaki algımız açılıyor ve onları fark etmeye başlıyoruz. Yaşadığımız yere olan ilgimiz ve bilgimiz de bununla bağlantılı olarak gerçek anlamda artıyor. Çünkü bu bitki türlerinin varlığı, bizim de dahil olduğumuz tüm canlılığın devamı için gerekli. Zaten bu kitabın oluşturulduğu proje kapsamında bitki türlerinin yerinde korunmasına yönelik stratejilerin geliştirilmesi ve koruma altına alınması da amaçlanmış. 

Teksasal

Çevre tahribatının baş sorumlusu olarak görülen insanın bitki türlerinin azalmasındaki etsinin son yüz yılda 50-1000 kat arttığı tahmin ediliyor. Bu artış miktarındaki geniş aralık, bana kalırsa verdiğimiz zararı ölçmekte zorlandığımızı gösteriyor ve bu yüzden de beni, zararımızın tahminimize koyduğumuz üst sınırdan da fazla olabileceğine inandırıyor. Öyle olmasa bile, zararımızın rakamların çok daha ötesinde olduğu ise zaten tahminden öte artık bildiğimiz bir gerçek. Çünkü kaybolan bir türün kendisi dışında başka canlıların da yok olmasına etki ettiğini ya da çok şeyleri değiştirdiğini görüyoruz, yaşıyoruz, zararlı sonuçlarına maruz kalıyoruz. Konu yine bütüncül yaklaşıma gelirken, bu kitabın oluşturulmasına da vesile olan tür çeşitliliğinin korunması çalışmalarının artmasını, çevre tahribatına sebebiyet veren insan faaliyetlerinin ise azalmasını değil durmasını temenni edelim. Çünkü, çok daha ciddi tehlikeler olarak uğraştığımız iklim değişikliği gibi daha büyük ölçekli sorunlar, aslında minicik bir çiçek türü, o çiçeğe konan bir arı cinsi ve devam ettirmeye kalksam bilgimi aşacak olan bu döngünün her bir minik elemanı ile bağlantılı.

Yazan: Özlem Gürtunca (Buğday Gönüllü İletişim Ekibi)

Tagged: , , ,

0 Comments

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Paylaş